• BIST 84.023
  • Altın 146,903
  • Dolar 3,7616
  • Euro 4,0431
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 9 °C

21. yüzyılda uluslararası ilişkiler

DOÇ. DR. UĞUR ÖZGÖKER

Berlin Duvarı’nın, Doğu Bloğu’nun, SSCB’nin, Varşova Paktı’nın ve COMECON’un yıkılmasıyla; Soğuk Savaşın sona erdiği 1990’lardan itibaren “Uluslararası İlişkiler” artık “SİYASİ” (Politik)  ilişkiler değil “EKONOMİK” ve “TİCARİ” ilişkiler haline gelmiştir. Çağımızda klasik uluslararası ilişkilerin ana kavramları olan “Savaş” ve “Barış” kavramları; silahlı çatışma ve ateşkesi değil; ekonomi ve ticaret savaşlarını,  yani hammadde –yarı mamul ve mamul mal ithalat ve ihracatının yasaklanmasını,  akreditif ve kambiyo işlemlerinin durdurulmasını, bir ülkenin başka ülkelerdeki mal varlığının ve banka hesaplarının dondurulmasını yani uluslararası ticari ve mali ambargo ve ablukalar uygulanmasını tanımlamaktadırlar.

Bugün BM, AB, gibi evrensel ve bölgesel uluslararası örgütler; Rusya, İran ve Kuzey Kore gibi devletlere ekonomik, mali ve ticari yaptırımlar uygulamaktadırlar. Rusya’nın 2008’de Gürcistan’ı işgaliyle başlayan, daha sonra Kırım’ı ilhakı ve Doğu Ukrayna’nın Ukrayna’dan ayrılarak Rusya’ya bağlanması için terör faaliyetlerinde bulunan ayrılıkçı/bölücü yasa dışı örgütlere, silah, teçhizat, askeri eğitim ve danışmanlık ile siyasi destek sağlayan politikaları ile devam eden ve komşularına yönelik saldırgan ve tecavüzkar uygulamaları nedeniyle başta ABD ve AB olmak üzere Batılı ülke ve uluslararası örgütler Rusya’ya karşı büyük iktisadi ambargolar ve yaptırımlar uygulamaktadırlar. Hatta AB’nin TÜSİAD’ı mahiyetindeki EBCA Avrupa İşadamları Kulübü Başkanı Zibigniew Roch Ağustos ayı başında KKTC’ye yapmış olduğu resmi bir ziyarette, Rusya’nın Gürcistan, Ukrayna ve Baltık ülkeleri üzerinde soğuk savaş yıllarındaki gibi yeniden hakimiyet kurmak istemesine karşı ABD’nin Rusya’yı cezalandırmak ve tabiri caizse hizaya getirmek için bu ülkenin en büyük ihracat kalemi ve gelir kaynağı olan petrol fiyatlarını sürekli olarak suni bir şekilde düşürdüğünü ifade etmiştir. Hatta Ağustos başında varili 52 dolar olan petrolün fiyatının yıl sonuna kadar ABD+AB yani Batı tarafından 30 dolar seviyesine düşürüleceğini öne sürmüştür. Nitekim Ağustos ayı bitmeden Batı’nın,  dünyanın 3. büyük petrol,  4. büyük doğalgaz rezervlerine sahip İran’a karşı uzun yıllardır sürdürdüğü ekonomik yaptırımlarını hafifletmesi, bir kısım ambargoları kaldırması, İran’ın Batı’ya yeniden petrol ve doğalgaz ihracatına başlaması hatta İngiltere’nin 14 yıl sonra ilk defa İran’ın başkenti Tahran’ da büyükelçilik açarak diplomatik ve siyasi ilişkiler kurması sonucu uluslararası piyasalarda petrol fiyatları varil başına 40 doların altına düşmüştür. Bu trendin yıl sonuna kadar devam etmesi ve petrolün varilinin 30 doların da altına düşmesi beklenmektedir. Yapılan hesaplar petrol ve doğalgaz fiyatlarının düşmesi sonucu Rusya’nın bir senede kaybının Türkiye’nin yıllık GSMH’na yakın bir meblağ olan 800 milyar dolara ulaştığını göstermektedir.

AB, 1973’ teki 1. Petrol Krizi ve 1979’ daki 2. Petrol Krizleri’nden sonra enerji bakımından Orta-Doğu petrolüne bağımlı olmaktan kurtulmak için alternatif enerji kaynağı olarak 1980’lerin başında Rus (o zamanki SSCB) doğalgazına yönelmişti. Ancak Putin Rusya’ sının eski Sovyetler Birliği coğrafyasındaki yeni bağımsız devletlere karşı Stalin veya Brejnev Rusya’sındakine benzer saldırgan ve tehditkar politikaları, Avrupa’ya karşı tıpkı 40 sene önce Arapların petrolü Batı’ ya karşı silah olarak kullanması gibi “doğal gaz” ı silah olarak kullanması sonucu AB tekrardan alternatif enerji tedarik kaynakları arayışına yönelmiştir. Geçici olarak İran’la siyasi-ekonomik ve ticari ilişkilerini normalleştirerek ve yeniden tesis ederek İran’ın petrol ve doğalgazını Rusya’nın enerji hammaddelerinin yerine ikame etme yolunu seçmiştir. Ancak AB; Araplar’ a ve Rusya’ya güvenmediği gibi İran’a da güvenmemekte ve kalıcı olarak AB bünyesinde sürekli ve istikrarlı bir enerji kaynağı arayışlarını sürdürmektedir. Bu kapsamda AB; birkaç sene önce AB üyesi olan Kıbrıs’ın güneyinde Kıbrıs Cumhuriyeti Münhasır Ekonomik Bölgesi  (MEB)’nde bulunan ve Avrupa’nın 30 senelik enerji ihtiyacını karşılayacağı hesaplanan doğal gaz rezervleri ile yakından ilgilenmeye başlamıştır. Gelecek sene İsrail+ABD ortak şirketi olan NOBEL ENERGY tarafından Akdeniz’ in altından çıkartılmaya ve Avrupa’ya ihracatına başlanacak olan doğal gazın üretim, satış ve nakliyesinde söz sahibi olmak isteyen AB, Kıbrıs’a büyük bir ilgi göstermeye başlamıştır. Hatta yıllarca yok saydığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti -     KKTC  ile gayrı resmi düzeyde de olsa üst düzey diplomatik temaslarını artırmış, ekonomik ve ticari uluslararası işbirliklerine başlamıştır.

Merkezi Almanya’ da bulunan DMW – Uluslararası Diplomatlar Birliği’nin Haziran ayında İstanbul’da yapılan “İSTANBUL 1. ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ ZİRVE’ si, ülkeler/uluslar - arasında siyasi bir işbirliği konseptinde değil, tamamen ekonomik ve ticari bir “YATIRIM” işbirliği zirvesi olarak cereyan etmiştir. Rusya dahil bütün Avrupa’dan Orta-Doğu’ya kadar hatta multi-milyarder Katar Şeyhi’ne kadar onlarca diplomat, akademisyen, işadamı ve yatırımcı uluslararası ekonomik ve ticari ilişkileri tartışmışlar, iki günlük zirve sonrasında, 20 milyar dolarlık işbirliği ve yatırım ortamı doğmuş, Türkiye’ye kalıcı yatırım mahiyetinde yabancı sermaye olarak kısa vadede gelecek 4 milyar dolarlık yatırım anlaşması yapılmıştır. Benzer bir uluslararası ilişkiler ve işbirliği zirvesi de yine Uluslararası Diplomatlar Birliği DMW ve Avrupa İşadamları Kulübü EBCA tarafından AB Komisyonu‘nun iştirakiyle, Kıbrıs adasının ve AB’nin 28 üyesinden biri olan Kıbrıs Cumhuriyetinin yukarda bahsedilen nedenlerle AB için öneminin çok artması nedeniyle  28-29 Kasım 2015 tarihlerinde Kıbrıs’ta “ULUSLARARASI KIBRIS BARIŞ VE İŞBİRLİĞİ ZİRVE” si olarak düzenlenecektir.

Uluslararası İlişkiler alanında AB sadece enerji kaynakları ve stratejik hammaddeler ile değil, yeni ve ileri teknoloji ürünleri ile de çok ilgilenmekte bu konuya büyük paralar ve insan gücü tahsis etmektedir. 2000’li yılların başında AB; kabul etmiş olduğu “LİZBON STRATEJİSİ “ ile Yenilikçilik (İnovasyon) ve Girişimcilik   (Müteşebbislik)  yeteneklerinin artırılmasıyla Dünyanın en rekabetçi ekonomisi olmayı amaçlamıştır.  Günümüzde inovasyona dayanan Nano-Teknoloji ürünleri; en çok katma değer yaratan, iktisadi kalkınma ve insani gelişmeye katkı sağlayan “Uluslararası Ticaretteki” metaların ve sektörlerin başında gelmektedir. Dünya üzerinde Evrensel uluslararası örgüt BM ve en başarılı bölgesel uluslararası hatta uluslar-üstü örgüt olan AB bünyesinde Ar-Ge’ ye (R&D) çok büyük fonlar ayrılmaktadır. AB’nin HORİZON 2020 Programı kapsamında “Araştırma” ve “Eğitime” ayrılan mali kaynaklar, Suriye, Irak, Libya gibi ülkelerden kaçan veya kaçmaya çalışarak AB ülkelerine iltica etmek isteyen milyonlarca mülteci için ayrılan mali yardımlardan onbinlerce kat fazladır.

AB uluslararası ekonomik ve ticari önceliklerini böyle tespit edip uygularken Türkiye de “Uluslararası Rekabet” te geri kalmamak için öncelikli hedeflerini tespit edip derhal icraata geçirmelidir. Bu kapsamda AB’nin perifesine itilen Rusya ve İran’ la birlikte Avrupa Birliği yani AB ’ ye rakip yeni bir bölgesel ekonomik entegrasyona gitmelidir. Bu yeni oluşumun adı da kısa adı gene AB olacak olan Avrasya Birliği olmalıdır. Bu yeni ekonomik-ticari ve siyasi bütünleşme hareketinin (entegrasyon) yapısı da KEİT (Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı) , ECO (Ekonomik İşbirliği Teşkilatı - eski RCD), Hazar İşbirliği Örgütü ve COMECON’ un temelleri üzerine inşa edilmelidir. Bilindiği gibi siyasi bir yapı olan SSCB dağılınca yerine BDT (Bağımsız Devletler Topluluğu), askeri bir yapı olan Varşova Paktı dağılınca yerine Şangay İşbirliği Örgütü (eski Şangay Beşlisi), ekonomik bir yapı olan COMECON (ya da İngilizce okunuşu ile CMEA) dağılınca yerine Hazar İşbirliği Örgütü ve Avrasya Ekonomik Teşkilatı zayıf bir kurumsal ve idari yapılanma ile kurulmuşlar ancak çok fazla etkili ve verimli olamamışlardır. Bunun sebeplerinden biri bu yukarıda sayılan uluslararası örgütlenmelerin felsefi, iktisadi ve idari temellerinin zayıf olması, AB gibi güçlü bir siyasi iradeye ve tarihsel zorunluluklara dayanmamış olmasıdır. Diğer önemli bir neden ise Türkiye ve İran’ın bu oluşumlara dahil olmamalarıdır. Dolayısıyla Avrasya coğrafyasında Türkiye-Rusya ve İran’ın öncülüğünde yukarıda zikredilen ekonomik-ticari-siyasi ve askeri örgütlenmelerin temeli üzerinde, AB modelinde yani önce ekonomik entegrasyon daha sonra politik bütünleşme yapısında “Avrupa Birliği” ne rakip kısaltılmış adı yeni bir AB olacak olan “AVRASYA BİRLİĞİ inşa edilerek Avrasya coğrafyasının “Uluslararası İlişkiler” de etkin ve başat bir rol oynaması sağlanmalıdır.

 

Doç. Dr. Uğur ÖZGÖKER

 

TÜRK-KUZEY KIBRIS TÜRK TİCARET ODASI Kurucu Başkanı

KIBRIS KÜLTÜR VE EĞİTİM DERNEĞİ Genel Başkanı

TÜKETİCİNİN VE REKABETİN KORUNMASI DERNEĞİ Genel Başkanı

DMW Uluslararası Diplomatlar Birliği ve TAV Türkiye-Avrupa Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi

MARMARA GRUBU VAKFI Mütevelli Heyet Üyesi

AREL ÜNİVERSİTESİ İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

KIBRIS AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ Mütevelli Heyet Üyesi

Bu yazı toplam 586 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004-2017 Vira Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 555 994 95 75