1. HABERLER

  2. ÇEVRE

  3. Deniz Bir Şehrin Kalbidir
Deniz Bir Şehrin Kalbidir

Deniz Bir Şehrin Kalbidir

Erkanlı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Rıza Hüseyin Erkanlı’nın kapısını çaldık ve onunla bir söyleşi gerçekleştirdik. Bakın Rıza Hüseyin Erkanlı çevre ve denizlerle ilgili bize neler söyledi, nasıl mesajlar verdi?

A+A-

Türkiye’nin en büyük “yeşil holdingi” olma amacı ile yola çıkan ve bunu başaran Erkanlı Grup, başta çevre ve enerji olmak üzere birçok alanda hizmet veriyor. Kirliliğin ve atıkların çeşitli hallerinin her gün ve her saat biraz daha doğayı kirletmeye devam ettiği çağımızda, geri dönüşüm ve yeşil enerji gibi kavramların önemi daha da artıyor. Biz de bu konuları değerlendirmek için Erkanlı Grup Yönetim Kurulu Başkanı Rıza Hüseyin Erkanlı’nın kapısını çaldık ve onunla bir söyleşi gerçekleştirdik. Hazır konunun uzmanını bulmuşken, ona deniz kirliliği hakkında da sorularımızı yönelttik. Bakın Rıza Hüseyin Erkanlı çevre ve denizlerle ilgili bize neler söyledi, nasıl mesajlar verdi?

 

Erkanlı Şirketler Topluluğu olarak verdiğiniz hizmetlerden kısaca bahseder misiniz?

İnşaat, yatırım, çevre, enerji konularında faaliyette bulunmaktayız. Hacettepe Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölümü’nden mezunum. Şirketlerimi üniversite yıllarında kurdum. Bugüne kadar yurtdışı ve yurtiçi olarak inşaat ve yatırım sektöründe önemli projelere imza attık. Bunun yanında 2005 yılında verdiğimiz karar ile kuruluşumuzu, öncelikli olarak çevre ve yenilenebilir enerji ile enerji yönetimi konularına odakladık. Amacımız, Türkiye’nin çevre ve enerji alanındaki en büyük yeşil holdingi olmaktı. Topluluğumuz içinde faaliyet gösteren Erksan Çevre Teknolojileri’nin amacı, sanayi ve ticari tesislere toptan atık yönetimi hizmeti vermektir. 165 adet sanayi kuruluşu ve ticari tesise hizmet vermekteyiz. Bunların içinde Sabancı Holding, Paşabahçe, Henkel, Vestel, Borusan gibi Türkiye’nin önde gelen kuruluşları da bulunmaktadır.

 

Toptan atık yönetimi hizmeti nedir, neleri kapsıyor?

Kuruluşların atık yönetim planlarının oluşturulması, atıkların kaynağında azaltılması, ön işlem yapılması, ayrıştırılması, paketlenmesi geçici depolama alanlarının kurulması ve yönetilmesi, lisanslı araçlar ile taşınması, atık analizlerinin yapılması, bertaraf yöntemlerinin seçilmesi ve gerçekleştirilmesi, bu süreçteki tüm basamakların belgelendirilmesi ve yönetilmesi hizmetini vermekteyiz. Bahsettiğimiz hizmetleri Türkiye geneline yayılmış sekiz bölge ofisi, 35 mühendis, 400 saha elemanı, Gebze’de lisanslı tehlikeli atık ara depolama tesisimiz, Konya’da kontemine metal geri kazanım tesisimiz, lisanslı nakliye araçlarımız ve Türkiye genelinde atıkları bertaraf ve geri dönüşümü için anlaşmalı olduğumuz çimento fabrikaları ve geri dönüşüm tesisleri ile gerçekleştirmekteyiz.

 

Ayrıca enerji yönetimi hizmeti de veriyorsunuz…

Erksan Enerji Yönetimi, mevcut enerjinin verimli kullanılarak, kayıp ve kaçakların en aza indirilmesi gerekliliğine inancımızla kurulmuştur. Bu konuda dünyanın en önemli kuruluşlarından Alman kökenli Ökotec Firması ile exclusive ortaklık anlaşması imzaladık. Çalışmalarımızı sanayi ve binalara yoğunlaştırdık. Amacımız, yarım yatırım maliyeti ile çifte tasarruf sağlanması, yatırımın iki yıl içinde geri kazanılması ve uzun vadeli enerji tasarrufunun sağlanmasıdır. Şirketimiz, güneş enerjisi ve atıktan enerji elde edilebilmesi konusunda da hizmet sunacaktır. Enerji yönetimi, atık yönetimini de kapsamaktadır.

Atıkların geri kazanımı, geri dönüşümü bir ekonomik değer yaratmakta ve ciddi bir enerji tasarrufu sağlamaktadır. Atıkların yakılması, gazlaştırılması ile ısı ve elektrik enerjisi üretilebiliyor. Bu bağlamda Erksan Çevre ve Erksan Enerji Yönetimi birbirine entegre çalışmalar yapacaktır.

 

Geçtiğimiz dönemlerde zararlı atıkların çevreye verdiği zarar çok tartışılan bir konuydu. Son zamanlarda bu tartışmalar azaldı. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

AB uyum sürecinde 2005 yılında çıkarılan çevre ile ilgili yasalar sayesinde tehlikeli atıkların çevreye zarar vermeden bertarafı söz konusu. Ancak hala yapılması gereken çok iş var. Türkiye’de beyan edilen tehlikeli atık miktarı 1.12 milyon tondur, ama Türkiye’nin gelişmişlik düzeyine göre diğer ülkeler ile kıyasladığınızda, en az üç milyon ton tehlikeli atık üretilmektedir. Yani çevre hala ciddi ölçüde kirletilmektedir. Bu konuda yapılan tartışmaların azalmasının sebebi, tehlikenin boyutlarını hala yeteri kadar idrak edemememiz ve gerekli bilinç düzeyine ulaşamadığımızdandır. Bu durum, Türkiye’de son yıllarda artan kanser vakalarının sebep ve sonuç ilişkisini çok iyi açıklamaktadır.

 

Türkiye, enerji sektörüne yönelik büyük yatırımlar ve anlaşmalar yapıyor. Bu projelerin çevreye nasıl bir etkisi olacaktır?

Türkiye gibi yüksek büyüme gösteren bir ülkede gerçekten ciddi enerji yatırımı yapmak gerekmektedir. Ancak Türkiye; enerjiyi verimli kullanamaması, yüksek kayıp ve kaçaklar nedeniyle iki adım ileri, bir adım geri gitmektedir. Örneğin, Türkiye’de 2008 yılında bir dolarlık GSYH üretebilmek için, brüt tüketim bazında 0,75 KWH elektrik harcanmıştır. OECD ülkelerinde bu değer 0,4 KWH’dir. Türkiye gibi yüksek yenilenebilir enerji kaynağı olan bir ülkenin bu alanda geride kaldığını düşünmekteyim. Arz güvenliği anlamında Türkiye’nin nükleer enerji dâhil enerji çeşitliliğine ihtiyacı olduğunu düşünmekteyim, ancak bugünkü yatırımların genellikle maliyetli ve birincil enerji kaynaklarına dayalı üretim olduğu görülüyor. Çevre anlamında en temiz enerji, yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Ancak diğer enerji türleri de üretim sırasında çevreye zarar vermeyecek önlemleri aldıkları takdirde çevre kirliliği asgariye inecektir. Avrupa’nın karar aldığı en az yüzde 20 yenilenebilir enerji, yüzde 20 enerji verimliliği hedefine Türkiye’nin de odaklanması gerektiğini düşünüyorum.

 

Çevre dediğimizde akla ilk gelen konuların başında deniz kirliliği geliyor. Deniz kirliliğini önlemeye yönelik çalışmalarınız ya da projeleriniz var mı?

Konum itibari ile dünya ticaretinin geçiş bölgelerinden biri olması sebebiyle Türkiye’de yoğun bir deniz taşımacılığı yapılmaktadır. Gemiler ciddi miktarda atık üretmektedir. Daha önceleri denetlemenin yetersiz olması, gemi atıklarını alacak tesislerin olmayışı sebebi ile deniz taşımacılığından kaynaklanan atıklar -ki önemli bir kısmı tehlikeli atıklardır-, denizlerimize boşaltılmakta idi. Bu da ciddi bir çevre katliamıydı. Son zamanlarda büyük şehir belediyeleri ve resmi kurumların denetlemeleri ile bu bir miktar düzene girse de, hala ülkemiz ve deniz yaşamı için büyük tehlike oluşturmaktadır. Aynı zamanda gemi üretimi sektörünün ülkemizde hızla gelişmesi ile tersane sayısı artmış ve neticede buradan kaynaklı atıklar da önemli miktara ulaşmıştır. Daha önceleri transit geçen veya yük boşaltıp giden gemiler fazla zamanları olmadığı için atıklarını lisanslı tesislere verip, gitmek istiyordu ve bu büyük bir problem oluşturuyordu. Bu problemi de düşünerek, sanayinin, liman ve tersanelerin yoğun olduğu Gebze’de tehlikeli atık tesisimizi kurduk. Lisansımıza gemi ve tersanelerden çıkan atıkların kodlarını da ekleyerek, denizcilik sektörüne de hizmet edebilecek noktaya geldik.

 

Ankara’da yaşamanıza rağmen, denizden uzak duramadığınızı biliyoruz…

Daha önceleri sürekli Ankara’da yaşayan ve deniz hasreti çeken biri olarak sık sık iş seyahatlerimle bu hasretimi bir nebze de olsa gidermeye çalışıyordum. Ancak bu kısa seyahatler bende denize karşı bir alışkanlık oluşturdu ve denizden uzak kalamaz oldum. Neyse ki artık işlerimizden dolayı İstanbul’da daha fazla kalıyorum. Deniz bir şehrin kalbidir, can damarıdır. Benim için artık denizsiz bir şehir eksiktir. Denizle daha fazla bütünleşebilmek için geçtiğimiz yıl aldığım tekne sahibi olma kararımı, bir aksilik olmaz ise bu yıl gerçekleştirmek istiyorum. Biliyorsunuz denize hasret olmamız sebebi ile Boat Show’larda en çok alıcı Ankara’dan çıkmaktadır.

 

İnsanlarımızı denizlerle daha fazla buluşturmak için neler yapabiliriz?

Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrili, her bölgeden kolay ulaşım bulunmakta ve her bütçeye uygun tesisler ve organizasyonlar da mevcut. Ancak bu bir kültür meselesidir. Ne yazık ki ülkemizde balık eti tüketimi azdır, gemi ile yolculuk imkânları örneğin komşumuz Yunanistan’ın çok altındadır. Yat, tekne sahipliği yine Türkiye gibi bir ülke için çok alt seviyelerdedir. Bu konuda okullardan başlayarak bu bilincin oluşturulması, sivil toplum örgütlerimiz ve medyamızın katkılarıyla deniz sevgisinin genç yaşlardan itibaren aşılanmaya başlanması gerekmektedir. Bizler, bizden öncekilerin bıraktığı çevrede yaşıyoruz, yaşadığımız çevrenin çocuklarımızın bize emaneti olduğunu unutmamamız gerekmektedir. Bu bağlamda devlet, özel sektör, basın ve sivil toplum kuruluşlarının el ele verip, bu bilinci oluşturacak çalışmalar yapmamız gerektiğine inanıyorum. Sonuçta çevre, bilinç ve duyarlılıkla korunabilir.

 

Vira Dergisi

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.