ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Adnan Dalgakıran: Türkiye “Tıkır Tıkır” Büyümeye Devam edecek
09 Kasım 2009 / 12:58
Denizcilik sektörü için de son derece önemli olan makineler hakkında konuştuğumuz Adnan Dalgakıran ile Vira olarak hoş bir söyleşi gerçekleştirdik.

Türkiye makine üretiminde özellikle son 20 yılda önemli bir noktaya geldi. Makine ihracatında Avrupa’da altıncı sırayı alan Türkiye’nin bu alanda daha da büyümesi şüphesiz her vatandaşın arzusudur. Makinenin vücudumuzdaki kalp gibi önemli olduğunu kaydeden Makine İhracatçılar Birliği Başkanı ve Dalgakıran Komrasör Yönetim Kurulu Başkanı Adanan Dalgakıran, makinelerin komuyunda çok popüler olmadığını, mutfak tabir edilen arka planda kaldığının altını çizdi. Denizcilik sektörü için de son derece önemli olan makineler hakkında konuştuğumuz Adnan Dalgakıran ile Vira olarak hoş bir söyleşi gerçekleştirdik. İşte Dalgakıran’ın yaptığı açıklamalar…

 

 

Adnan Dalgakıran’ın hayatı konusunda daha çok bilgi edinmek isteriz.

1962 İstanbul doğumluyum. İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde okudum. Yedi sülalem denizcidir. Ben karadaki kolu takip ediyorum. Okul hayatım boyunca babamın atölyesinde çalıştım. Mühendislik okuyarak işin teorik kısmını, çalışarak da işin pratik kısmını yaşamış oldum. Bu çok büyük bir avantajdı. İş yerimiz 1965 yılında Perşembe Pazarı’nda kurulmuştu. Ben işyerimi bu şirketin devamı olarak kurdum. Askerden sonra Topkapı’ya geçerek 100 metrekarelik atölyemizde bu işlere başladık. 27 yaşındayken yönetici oldum. Babam sağ olsun gayet demokrat davrandı ve güvendi, yetkilerini teslim etti. Kendimi hedefler koydum. Bu sektörde Dalgakıran’ı dünyadaki 6-7 firma arasına soktuk. Faaliyetlerimize yedi ülkede devam ediyoruz. Evliyim iki de çocuğum var.

 

“Ailem denizci” dediniz. Siz neden karayı seçtiniz?

Aslen Kastamonuluyuz. Babamlar altı kardeş, büyükbabam, amcamlar denizci ve o zamanlar gemileri vardı. Babamı deniz tutuyormuş. Babam “Ben denizle ilgilenmeyeceğim” demiş ve İstanbul’a göç etmiş. Dolayısıyla bizim kol karaya çıkmış.

 

Dalgakıran Komprasör nasıl büyüdü?

Hayat bir yol ve bu yolda yürüyen herkesin bir hikâyesi var. Felsefi olarak, insanın kendi yol hikâyesini kendisinin yazması çok önemli. Yani yazanın ve oynayanın aynı kişi olması, hikâyenin özgün olması. Bu sadece akıl ve bilgiye dayanmıyor, aynı zamanda cesaret ve risk almayı da gerektiriyor. Babamın hikâyesi Perşembe Pazarı’nda 25 metrekarelik bir yerde tamirle başlamış. Tamircilikten geldiği ve çeşitli ürünlerin iyi ve kötü yönlerini bildiği için buna göre çalışmalar yapmış. Biz de zamanımızın tamamını bu işlere ayırmaya başladık. Erkek kardeşim de çalışarak okudu ve onunla birlikte el ele verdik. Babamızın tecrübelerinden ve piyasada oluşturduğu imajdan, güvenden faydalandık. Belirlediğimiz hedeflerimizi de aşan bir koşu başladı. O koşuda önce Topkapı’ya, sonra İMES’e geldik. Orası da yetmedi Samandıra’daki fabrikayı kurduk. Burada entegre bir tesis oluşturduk. Yedi ülkede şirketimiz var, 50 ülkeye de ihracat yapıyoruz, distribütörlerimiz var. Bunun yanı sıra Almanya’da Hertz Kompresör diye bir şirketimiz var. Dünyadaki Türk mallarının imajının yeterince güçlü olmamasından dolayı üretimi Türkiye’de olan, yüzde yüzü bize ait bir Alman markası doğurduk. Zaten bu tip stratejik kararları Dalgakıran’da çok uyguladık.

 

Özellikle 1990’lı yıllardan sonra Türk makine sanayi yaklaşık yüzde 20’lik bir büyüme sağladı. Sizce bu yeterli mi?

Bu soruya Makine ve Aksamları İhracatçıları Birliği Başkanı olarak cevap vereyim. Türkiye Avrupa’nın altıncı büyük makine üreticisi. Birinci ihracatçı Almanya, yılda 220 milyar Dolar makine ihraç ediyor. Neredeyse Türkiye’nin toplam ihracatının iki katı. Türkiye’nin ihraç ettiği makine ise, geçtiğimiz yıl 11 milyar Dolar. Yeterli dememiz mümkün değil. Ancak bu bir doğumun olduğunu gösteriyor. Makine, bir ülke için vücuttaki kalp gibi ama popüler bir sektör değil. Mutfakta kalıyor. Türkiye’nin ihracat açığının en büyük birinci kalemi enerji, ikincisi makinedir. Dışarıdan teknoloji alarak üretim yapan bir ülkeyiz ama biz Türkiye’de teknoloji üretiyoruz ve ürettiğimiz teknolojiyi de, teknoloji üreten ülkelere satıyoruz. Bir yerde Türkiye’nin kendi hikâyesini yazması gereken rotanın öncülüğünü yapıyoruz. Buna aynı zamanda Türkiye’nin yazması gereken bir hikâye olarak bakıyoruz.

 

Makine İhracatçıları Birliği olarak “Tıkır Tıkır” adında bir kapmanız var. Bu kampanyanın çıkış noktasını ve amacını bizimle paylaşır mısınız?

Makine İhracatçılar Birliği çok çeşitli, dünyada olmayan projeler üretti. Öncelikle konumuzun değerlendirmesini yaptık ve bir liste çıkardık. 24 milyar Dolarlık makine ithal ediyoruz. Bunun yüzde 75’ini Türkiye’de ürettiğimiz halde, ben bu parayı kendi ülkeme veremiyorum. 24 milyar Doların yüzde 75’i 17 milyar Dolar. Öyleyse burnumun dibinde henüz benim hâkim olmadığım bir pazar var. Neden yurtdışı ürünleri tercih ediliyor? Sebeplerin başında “yabancılar daha iyi yapar” önyargısı ve sektörün bilinmemesi var. Bu nedenle biz ilk olarak kendimize tanıtalım dedik. Bu sadece medyada sürdürülen bir kampanya değil, Anadolu’daki toplantılarla, sektörü bir araya getiren çalışmalarla, üniversitelerde ve liselerde teknoloji üretmenin önemini anlatıyoruz. Boyumuzu kat kat aşan işlere de bulaştık. Kampanyada “Türk makinesi iyidir, Türkiye teknoloji üretmeli”  diyoruz. Son basın toplantımızda ihracatta 50 milyar Dolar hedefini koyduk. Türkiye’de Ar-Ge kısmını aşmış, gerçekten dünya standartlarında üretim yapan çok sayıda firma var. Biz Ar-Ge desteği ile gelişimi çok daha hızlı amaçlamalıyız. Diğerlerinin uzun yıllar uğraşarak oluşturduğu teknolojiyi bütün dünyaya açık olduğu için hızla aradaki mesafeyi Ar-Ge ile kapatabiliriz.

 

Krizde nasıl önlemler aldınız?

Krizi fırsata dönüştürmek istedik. Tedbirlerimiz de dayanışma içerisinde gerçekleştirildi. Dalgakıran’da köklü reformlar yapmak için bunu bir fırsat gördük. Dört kişilik Ar-Ge ekibimizi, 12 kişiye çıkardık ve 1500 metrekare bir alan ayırdık, çok özel cihazlarla da donatıyoruz. Dalgakıran’ı kriz sonrasına hazırlıyoruz. Personelimizin eğitimlerine daha üst seviyede ağırlık verdik. Genel giderlerimizde çok ciddi kısmalar oldu. Bir dönem haftada bir çalışmadık. Şu anda bunu kaldırdık ful çalışıyoruz. Masraflarımızı gözden geçirdik. Yurtdışı fuar katılımlarını kıstık, çünkü gittiğimiz fuarlarda herkes can derdine düşüyor. Ancak sektörü ilgilendiren çok ciddi fuarlara katıldık. Görsel medyadaki faaliyetlerimiz aynen devam ediyor.

 

Denizcilik sektöründe de önemli bir markasınız. Biraz bu ürünlerden bahseder misiniz?

Gemilerde ana makinelerde start havası dediğimiz havayı veren ürünleri 30 senedir yapıyoruz. Türk denizcilik sektörünün hemen hemen yüzde 80’ine bu konuda Dalgakıran hâkimdir. Hatta Ar-Ge’miz bu konuyla ilgili denizcilere yeni müjdeler verecek. Yaklaşık olarak 500 bin liralık bir yatırımla yeni modeller, makineler çıkıyor. Daha az yer kaplayan, daha fazla hava veren makineler üzerinde çalışıyoruz.

 

Denizcilik sektörü zor bir dönem geçiriyor. Sizce bu sürecin sonuna gelindi mi? Yeterli önlem alınmakta geç mi kalındı?

Önlem alsanız da kriz size uğrar. Önlem olarak kredi borçlarının ertelenmesi gibi desteklerle denizcilik sektörünün krizi az hasarla atlatmaları sağlanabilir. Ama böyle bir ülkenin deniz macerası daha büyük olmalı. Bu konuda olması gereken yerde değiliz. Güzel gelişmeler var ama bu sektör inşallah daha da büyüyecek. Kriz kimseyi ümitsizliğe düşürmesin, neticede geçecek. 2010 yılının ikinci yarısından itibaren ekonominin hareketlenmeye başlayacağını düşünüyorum. Krizin bitmesini beklemeden yeni stratejilerle o eski cirolarımıza hızla ulaşmayı hedefliyoruz. Kendi pazar ağımıza farklı ürünler sunarak bunu atlatmaya çalışıyoruz.

 

Deniz desek ne ifade eder sizin için?

Makine İhracatçıları Birliği’nin merkezi de Ankara’da. Sık sık Ankara’ya gidiyorum. Yahya Kemal’e sormuşlar ya, “Ankara’nın nesini seviyorsunuz?” “İstanbul’a dönüşünü” demiş. Deniz olmayan bir yerde yaşamam mümkün değil. O derece denizle iç içe yaşayan bir insanım. Bebek’te demirli 17 metrelik bir teknem var. O beni sakinleştirir. Çoğu zaman iş toplantılarını teknede yaparım. Tatile gittiğim zaman da mutlaka denizi olan bir yere giderim. Balık tutmayı çok severim.

 

Ama ülkemiz insanları denizden uzak.

Göçle, deniz kültürünü geçmişten almamışsızlığımızla, gelir seviyesiyle, yaşam mücadelesiyle, devletin denizle ilgili politikalara sahip olmamasıyla alakalı. Medeniyetler hep deniz kenarından başlar. O kültürün yeterince Türkiye’ye taşınamamış olması bana göre devletin bakış açısının uzun yıllar yanlış olmasından kaynaklanıyor. Teknesi olan adam çok zengin olan adam olarak algılanıyor ama çok zengin olmak gerekmiyor. Yelken kulüpleri var. Kayıkla çıkın denize. Onun keyfini almak da başka bir şey.

 

Sizden bir de okuyucularımız için mesaj alalım.

Türkiye makine sektöründe, denizcilik sektöründe, her alanda inanılmaz bir potansiyele sahip. Türkiye artık emek yoğun sektörlerden katma değerli sektörlere doğru hızla yürüyor, yürümeye de mecbur. Bütün dünyada kriz yaşanıyor ama kimse enseyi karartmasın, Türkiye’nin önü son derece açık. Türkiye, dünyada daha da rekabetçi bir güç olarak büyümeye devam edecek.  Deniz hakikaten medeniyettir. Bu potansiyeli hep beraber iyi değerlendirmeliyiz.

 

Vira Dergisi hakkındaki düşünceleriniz nedir?

Kapağınız çok sade ve çok güzel. İçindeki yazılar son derece bilgilendirici, denizciliğe merak sardırıcı bir denge var. Bu da Vira’yı gayet okunabilir bir dergi haline getirmiş. Nezih, masamın üzerinde her zaman duran dergilerden biri. Ayrıca çok iyi yazarlar var. İnşallah başarınızı aynı şekilde devam ettirirsiniz. Bir sürü dergi var çoğu açılmadan gidiyor, ama siz farkı yaratmışsınız.

 

Vira Dergisi

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
değerli iş adamı
 // ahmet özer
adnan dalgakıraan bu ülkenin yetiştirdiği ender işadmlarından biridir ben bir çalışanı olrak patronumla gurur duyuyorum...
28 Ocak 2010 Perşembe 21:11
88.242.250.124
değerli iş adamı
 // ahmet özer
adnan dalgakıraan bu ülkenin yetiştirdiği ender işadmlarından biridir ben bir çalışanı olrak patronumla gurur duyuyorum...
28 Ocak 2010 Perşembe 21:11
88.242.250.124
Röportajlar Kategorisindeki Diğer Haberler
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
200 yıllık tarihi gemi inşa ve bakım havuzlarının bulunduğu Haliç Tersanesi'nin, Osmanlı Denizcilik Tarihi'ni bütün yönleriyle yansıtan bir "Denizcilik Müzesi"'ne dönüştürülmesi gerektiği fikrine katılıyor musunuz?
E-BÜLTEN