




Deniz, derya, umman, engin, mavi, dalga… Ve daha heybemizdeki yüzlerce kelime… Hadi “Adını Sen Koy”… Senin için ne anlama geldiğini de öyle… Belki yaşamak, belki dinlenmek, belki aşk… Dost, kardeş, eş, yoldaş… Ama illaki deniz… Çoğu insan denizi vazgeçemeyecek kadar sever, onsuz yaşayamaz. İşte onlardan biri de ünlü sanatçı Demet Sağıroğlu. Denizsiz bir şehirde yaşayamayacak kadar mavilere sadakatli olan sanatçı için deniz, kendini iyi hissetmenin en kestirme yolu. Yeni albümünün hazırlığını yaptığı şu günlerde Vira Dergisi’ne konuk olan Sağıroğlu ile müzik dünyasını ve denizleri konuştuk.
Sohbetimize önce yol hikâyenizden başlayalım…
5 Aralık 1966’da Erzurum’da dünyaya geldim. İlköğretimimi Ankara’da tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nü kazandım. Annemin isteğiyle Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nde eğitim görmeye başladım. Ancak aynı üniversitenin şan bölümünde açılan sınavda birinci olunca, Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Şan Bölümü’ne burslu olarak yatay geçiş yaptım. Daha sonra İTÜ Devlet Konservatuarı Şan Bölümü’nde de eğitim aldım. Eurovision Türkiye elemelerine katılmak için arkadaşlarımla birlikte hazırladığımız şarkıyı Kayahan’a dinletmek için gittiğimiz zaman, Kayahan’la tanıştım. Böylece profesyonel olarak müzik hayatım başlamış oldu. Uzun yıllar Kayahan’la çalıştım. 1989 yılında Türkiye’yi Eurovision Şarkı Yarışması’nda temsil edip, Kayahan’ın “Ve Melankoli” isimli şarkısında vokal yaptım. “Gözlerinin Hapsindeyim” isimli eserle Eurovision finaline katıldım. 1993’te Şehrazat’ın bir bestesiyle katıldığım Pop Show Şarkı Yarışması’nda birinci oldum. 1994 yılına kadar Kayahan’ın vokalistliğini yapmaya devam ettim. Aynı yıl prodüktörlüğünü Uzay Heparı’nın yaptığı “Kınalı Bebek” albümünü çıkardım. İkinci stüdyo albümüm olan “Şikayetim Var”ı 1996 yılında çıkardım. 1998’de kayıtları Atina’da Yannis Doulamis prodüktörlüğünde yapılan üçüncü albümüm “Sımsıcak”ta usta müzisyenler Şehrazat ve Sezen Aksu’yla çalıştım. Aynı yıl sahnelenen “Zeki Müren İçin Bir Demet Yasemen” isimli müzikalde ünlü aktris Belgin Doruk’u canlandırdım. Bir sonraki yıl “Nilgün” isimli dizide başrol oynadım. 2000 yılında dördüncü stüdyo albümüm Papatya Falları’nda prodüktör Nino Varan’la çalıştım. 2004 yılında da “Korkum Yok” isimli albümümü çıkardım.
Beş sene sonra yeni bir albüm çıkarma hazırlıklarınız var. Neden bu kadar ara verdiniz?
Korsan kaset ve CD satışı 2000’lerin ortalarında patlak verdi. Korsan albümler normal albümlerin neredeyse üç-dört katı satmaya başladı. Buna bir de 2000’lerin sonlarına doğru, dijital indirmeler eklenince, müzik sektörü çöktü. Üretimler azaldı. Üretim derken ben kendime düşen üretimi, söz ve bestelerimi yaptım. Ama yapımcılar bunu kaldıramadılar. Çünkü albüm satışı olmadığı ve çok düştüğü için maliyetlerini kurtaramadıklarından dolayı sıkıntı yaşandı. Bu nedenle ben ancak şu anda albümümü çıkarabiliyorum.
Son albümünüzden biraz bahseder misiniz? Müzik severler ne zaman albümünüzü dinleyebilecekler?
Şu anda single bir albüm çıkardım. Yedinci albüm herhalde aralık-ocak ayı gibi gelecek. Biraz daha konsept bir albüm çıkarıyoruz. İçeriği yine benim şarkılarımdan ya da benim tarzım diyebileceğim şarkılardan oluşuyor. Hayata dair, hayatı, beni, benim yaşadıklarımı anlatan şarkılar olacak, ama onlar sonbahar ve kışa uygun şarkılar. Daha slow şarkılar. Şimdi çıkardığımız single albümündeki şarkılar çok hızlı, hareketli ve yaz enerjisini taşıyor.
Türkiye’yi Eurovision finalinde başarıyla temsil ettiniz. Türkiye’nin Eurovision yarışmasında aldığı sonucu değerlendirir misiniz?
Bence gayet başarılıydı. Hatta çok başarılı diyebilirim. Çünkü bu seneden itibaren sadece halk oylaması yapılmadı, jüri oylaması da vardı. Demek ki şarkı kaliteliydi. Eurovision standartlarına uygun bir şarkıydı ve herkes de beğendi. Hiç oy almadığımız jürilerden de puanlar geldi. Bu nedenle Hadise’yi tebrik ediyorum.
Dünyada ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyor. Tam da bu ortamda yeni bir albüm çalışması yapmak riskli değil mi?
Risk almış oluyorum, ama baskılara dayanamadım. Çünkü bana “nasıl olur da bırakırsınız” diyorlar. Beni bırakmış olarak görüyorlar. Ben konserlere devam ediyorum. Benim bir dinleyici kitlem var. Onlar yeni şarkılarımı duymak istiyorlar. Onların bu isteklerini göz ardı etmemek gerekiyor diye düşünüyorum.
Bundan sonra ne gibi projeleriniz var?
Bu albümden sonra yeni bir albüm için bir filmin “sound track”ini yapacağız. Öncelikle bunun stüdyo çalışması var. Filmin ismi büyük ihtimalle “Adını Sen Koy” olacak. Şarkımızın ismi de aynı olacak. Melih Kibar’ın yapmış olduğu son beste. Bestenin ismi “Sessiz Veda”. Enstrümantal olarak “Yadigar
Ekonomik krizin yanı sıra korsan CD’ciler ve internet, müzik sektörüne büyük darbe vuruyor. Sizce bunun için nasıl önlemler alınmalı?
Bunun önüne nasıl geçilecek bilmiyorum. Bu bence dinleyicinin kendini bilinçlendirmesiyle ilgili. Bu benim cebimden ya da çantamdan cüzdanımı çalmak gibi bir şey. Dinleyicinin bu duyarlılığa ulaşması gerekiyor. Yani emeğe saygı denilen şey bu. Yoksa bir süre sonra dinlemekten zevk aldığı, hoşlandığı sanatçı hiçbir kar elde edemeyecek ve kaset yapmaktan vazgeçecek. Hep aynı şarkıları dinlemek zorunda kalacaklar. Alınan önlemler şu anda yeterli değil, ama birkaç seneye kadar bu sistem oturtulacak ve dinleyici daha da bilinçlenecektir. Korsan baskıların ve internetten indirmelerin cezaları ve yaptırımları çok büyük olursa, ancak o zaman caydırıcı olacaktır. Bunun bir örneği Amerika’da görüldü mesela. Siteden şarkı indiren bir evhanımı yaklaşık bir milyon dolarlık bir cezaya çarptırıldı ve şok oldu. Çünkü bugüne kadar hep indiriyordu. Bu tarz cezalar Türkiye’de de uygulanırsa, bilinçli dinleyicinin yanı sıra, bilinçsiz dinleyiciler de bir süre sonra diyecek ki; “Evet, bunu yapmamamız gerekiyor”.
Biraz da denizden bahsedelim. Denizle ilk tanışmanız nasıl oldu anlatır mısınız?
Ben bir buçuk yaşından itibaren denize girmeye başladım. Annem İzmirli. Bu nedenle İzmir’in denizinden çok faydalandım. İzmir benim için çok önemlidir. İleride de yaşayacağım yer olarak orayı görüyorum. Yüzmeyi yaklaşık beş yaşındayken öğrendim. Kollukları atarak, iskeleden atladım ve batmadığımı gördüm. O bir cesaret hazırlığıydı. “Evet, ben batmayacağım” deyince batmıyorsunuz. “Batmayacağım” dedim, atladım iskeleden ve yüzdüm. O gün bugündür yüzüyorum.
Peki, deniz sizin için ne anlama geliyor. Denizin “adını” nasıl koyarsınız?
Deniz iç huzurumdur. Deniz her zaman benim kötü enerjimi almıştır. Çok sıkıntılı olduğum zamanlarda hemen denizin kenarına giderim. Deniz kenarında olmak beni her zaman ferahlatır. Duygularımı değiştirir. Balık tutmayı, yelkenliyi çok severim.
Denizde başınızdan geçen ilginç bir olayı bizimle paylaşır mısınız?
Bir arkadaşım denize çok korkarak giriyordu. Ben de sahilde oturuyordum. Üzerine su sıçratmadan suya girmeye çalışıyordu. Ben de denize öyle giremem, direk suya atlarım. “Neden öyle giriyorsun, biraz su sıçrat” dedim. Yerden bir tane taş aldım, taşı attım ki, üzerine su sıçrasın. Taş gitti kafasının tam ortasına geldi. Yanlış hatırlamıyorsam arkadaşımın da keli vardı, tam kelinin ortasından vurduğumu hatırlıyorum. Çok kızmıştı bana, ama bilinçli olarak atmamıştım. Çünkü 20–25 metre bir mesafe vardı. Bu mesafeden çok isabetli bir atış yaparak arkadaşımı suya sokmuştum.
Ne yazık ki ülkemizde yerleşmiş bir deniz kültürümüz yok. Sizce neden denizden bu kadar uzağız?
Orta Asya’dan akıncılar olarak geldiğimiz için, nedense denizden ürkmüşüz. Ben öyle olduğunu düşünüyorum. Denizyolunu benimsememişiz. Bu da günümüze kadar devam etmiş. Genlerimizde olduğunu düşünüyorum. Deniz çok önemli bir ulaşım ve ticaret aracı. Devletin de bu konularda daha fazla yatırım yapması gerekiyor. Gemileri, hızlı feribotları, taşımacılığı geliştirebilirler. Bu yapılırsa trafikte de, şehirlerarası yollarda da sirkülasyonun azalması sağlanır. Ben bazen arabalı vapura biniyorum. Denizden arabayla geçmek çok hoşuma gidiyor. Arabadan inip, denizin kokusunu almak, köprü trafiğinden çok daha iyi geliyor bana. Yüzmekten korkuyoruz. Yüzme bilmiyoruz, öğrenmiyoruz. Dibini görmediğimiz için deniz biraz uzak geliyor. Ama ben denizi çok seviyorum. Denizsiz bir şehirde yaşamak istemiyorum.
Dergimiz aracılığıyla deniz dostlarına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Tüm yelkenler fora… Sevgiler saygılar öpücükler herkese.
Son olarak dergimiz nasıl buldunuz?
Çok sade ve kültürel bir dergi… Mesela incelediğimde klasik müzik ile ilgili bir konu gördüm. Sanata, doğaya dair bir dergi. Çok beğendim. Başarılar diliyorum.





















