ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Deniz Benim En Büyük Aşkım
16 Şubat 2010 / 10:04
Unutulmaz dizisinin yanı sıra “Pazar Günkü Cinayet” adlı tiyatro oyununda da rol alan Deniz Gökçer ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

İsmiyle müsemma derler ya, Deniz Gökçer gerçek bir deniz tutkunu. Deniz benim en büyük aşklarımdan biridir diyen Deniz Gökçer, denizde vakit geçirirken kendini çok mutlu hissettiğini vurguluyor. Deniz kültürünün yanı sıra temiz tutma kültürümüzün de olmadığını belirten tiyatro sanatçısı Deniz Gökçer, bizden sonraki nesillere “Bunlar neler yapmış” dedirtmememiz için yapmamız gereken şeyler olduğunu söyledi. Unutulmaz dizisinin yanı sıra “Pazar Günkü Cinayet” adlı tiyatro oyununda da rol alan Deniz Gökçer ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Tiyatroya nasıl gönül verdiniz?

Ben tiyatrocu bir anne babanın kızıyım. Babam böyle bir sanat dalı seçmemden ziyade, iyi bir tahsil görerek daha sade bir meslek seçeyim diye düşünürmüş. Bu nedenle benim aklıma sanatla ilgili hiçbir şey sokmamaya çalıştılar, ama ben çocukluğumdan beri annemi ve babamı çalışırken görüyordum. Bu arada Ankara Maarif Koleji’ne gittiğim yıllarda bir bale filmi seyretmiştim. O film benim içimde baleye karşı öyle bir aşk uyandırdı ki, baleye başladım. Devlet konservatuarında altı yıl bale eğitimi aldım. Bir gün düştüm ve çok ciddi bir sakatlık geçirdim. Doktor en az bir sene ara vermem gerektiğini söyledi ki, bir sene balede çok şey kaybettirir. O ara tiyatroyu çok sevdiğim geldi aklıma, gizli gizli çalıştım sandık odasında. Arkasından da sınava girdim. Kazanınca tiyatro bölümüne geçtim. “Her şerde bir hayır vardır” derler. Baleyi çok seviyordum, ama balenin ömrü çok kısa. Tiyatro ise daha uzun ömürlü. Hafızanız size ihanet etmediği sürece tiyatro devam edebilir. Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümü’nü bitirdim. Devlet tarafından İngiltere’ye gönderildim ve Londra’da bir süre kendi mesleğimle ilgili araştırmalar yaptım. Döndükten sonra da bir süre hocalık yaptım. Bugüne kadar pek çok rol oynadım. Hala devam ediyoruz.

 

Adınız deniz ve bir deniz kültürü dergisine röportaj veriyorsunuz…

Annem hamileyken o zaman radyoda Ch. Vildrac’ın “Dünya Gözüyle” diye bir oyunu varmış. Onu çalışıyorlarmış. O oyundaki kızın adı da Dennis’miş. Bir ara ismimi Nil koymak istemişler. Annemle teyzem deniz olsun demişler. İsmiyle müsemma derler ya. Deniz benim en büyük aşklarımdandır diyebilirim. Yüzdüğüm anlar hayatımın en mutlu anlarıdır. Mavi yolculuğu, gemiyle seyahati çok severim. Deniz beni çok mutlu eden bir olgudur.

 

Denizde yaşadığınız bir anınız varsa bizimle paylaşır mısınız?

Küçükken Kilyos’a giderdik. Yüzmeyi daha yeni öğrenmiştim. Çat pat yüzebiliyordum. Bir lastik buldum. Onunla denize girdim. Babam da çok iyi yüzer. Yüzmeyi de babam öğretmişti zaten. Şarkılar söyleyerek denizde yüzüyordum. Dalgalar beni atmış açığa doğru. Yelkenliler falan var. Dalgalar beni oraya vuruyor. Ben başladım ağlamaya. Bağırıyorum, çağırıyorum kimse duymuyor. Orada bir inşaat vardı. İnşaatta çalışan bir işçi inşaatın iskelesinden atlayıp, gelip beni kurtardı. Ağlaya ağlaya tekrar sahile geldim Niye bize söylemeden bunları yapıyorsun diye babamdan bir tokat yemiştim. Ama bu beni denizden uzaklaştırmadı, korkutmadı. Hakikaten denizi çok seviyorum. Hatta bazen o kadar mutlu oluyorum ki, “Acaba ölümüm burada mı olacak?” diyorum. Şaka bir yana yatağımda ölmek isterim, ama denizi çok seviyorum.

 

Biz deniz kültürünü geliştirmek için yayınlar çıkarıyoruz. Halkımız denizden biraz uzak duruyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Denizlerimizin temiz olması için elimizden geleni yapmamız gerekiyor. Belki şimdilerde biraz daha dikkat ediliyor, ama her pislik denize atılıyor. Kanalizasyonlar denize verilir. Hatırlıyorum İstanbul’da her yerden denize girilebiliyordu. İstanbul çok büyük bir metropol oldu, artık çok zor, ama çok güzel yerlerimizi kaybettik. Marmara Denizi kirlendi. Bu, çok üzücü. Fert olarak dikkat etmeliyiz. Her birimiz dikkat edersek bir yerlere varabiliriz. Bu üç kişinin beş kişinin yapabileceği bir şey değil.

 

Sizce insanımızın bu kültürü neden yok?

Deniz kültürünün yanı sıra temiz tutma kültürümüz yok. Her şey gibi buda bir eğitim meselesi. Bunu ilk olarak evimizde annemizden babamızdan öğrenerek başlamalıyız, sokağa, denize bir şey atmamayı bilmeliyiz. Ben yurtdışında pek rastlamıyorum, yere tükürmeyiniz, yerlere çöp atmayınız, yasaktır levhaları vardır bizde hala. Ne yazık ki, bunları yazma ihtiyacı duyuyoruz. Yine de kimse aldırmıyor, bu küçük yaştan itibaren verilmesi gereken bir eğitim. Araba ile yurtdışından dönerken arkamızda başka arabalarda vardı. Daha sınıra yaklaşırken aradaki kişi yarı beline kadar sarktı ve yaşasın geldik diye bağırdı, sonra da aldı kağıdı fırlattı. Benim memleketim değil mi, atarım, pisletirim, her şeyi yaparım diye düşünüyorlar. Ağaç yaşken eğilir sözü her şeyi anlatıyor. Biz evimizi temiz tutarız. Ama o evden dışarı adım attığımızda sigaramızı, kağıtları yere atarız.

 

Biraz da tiyatrodan bahsedelim. Oynadığınız “Pazar Günkü Cinayet” nasıl bir oyun?

Hoş bir komedi. Biraz pısırık, beceriksiz, kendini mucit sanan bir adam var. Eşi de yıllardır onun bu pısırıklığından, beceriksizliğinden bıkmış. Kocası kadına göre biraz yaşlı. Dolayısıyla onu o güne kadar hep küçümsemiş ama günün birinde bir cinayete adının karıştığını duyunca, kadının gözünde kocası birden bire büyüyor. “Demek ki benim kocam güçlü, bir şeyler yapabilirmiş” diyor. Tabiî ki kimse kocası katil oldu diye sevinmez ama kadınlar için güçlü bir erkek caziptir. Bizim oynadığımız komedi, biraz abartı tabiî ki. Oyunun uçuk tarafları var. Kocasının bir katil olabileceği mümkünse eğer, gözünde büyümeye başlıyor. Bunu medyaya duyurarak bu yolla biraz para da alabiliriz diye düşünüyor. Kocasına yeniden aşık olduğunu düşünmeye bile başlıyor. Ama sonu büyük bir sürprizle bitiyor. Bu sürprizi öğrenmek isteyenleri de oyuna bekliyoruz. Bunun dışında da “Unutulmaz” dizisi devam ediyor.

 

Son zamanlarda tiyatroya olan ilginin arttığını görüyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz?

Bizler hep İstanbul’da neden tiyatrolar bu kadar az diyorduk, ama meğerse çok tiyatro varmış bunu fark ettim. Özellikle gençler ufacık yerlerde salonları tiyatroya çeviriyorlar, oyunlar oynuyorlar. Tabii hepsi çok iyi değil, ama gerçekten çok iyi olanlar, çok yetenekli gençler var. Tiyatroya ilgi var, ama yeteri kadar mı o konuda bir şey söylemem biraz zor. Çok daha fazla olmalı diye düşünüyorum. Halkın kolayına geliyor televizyon karşısında oturup seyretmek. Buda bir kültür meselesi. Giderek artacaktır diye düşünüyorum. Çünkü tiyatro ölmez. İyi ve kaliteli şeyleri genelde seyirci buluyor. Buna inanıyorum.

 

Buna paralel olarak birçok sinema filmi de yapılmaya başlandı…

Son zamanlarda gerçekten çok güzel filmler yapılmaya başlandı. Bu çok umut verici bir durum. Bizde çok iyi sanatçı potansiyeli olduğuna da inanıyorum. Ama yönetmenlerimizin sayısı az. Gerek tiyatroda olsun, gerek sinemada olsun. Ama çok iyi şeyler yapılmaya başlandı. Giderek bunun daha da gelişeceğine inanıyorum.

 

Son olarak deniz severler için sizden bir mesaj alalım…

Ne olur denizlerimizi kirletmeyelim. Ben denize aşığım dedim ama deniz o kadar güzel bir şey ki, elimizden geldiğince onu temiz tutmaya çalışalım. Denizimizi sevelim. Üç tarafımız denizle çevrili öyle güzel bir ülkeyiz ki. Yazık Marmara’mızı öldürmeye başladık. Hiç olmazsa bizden sonraki nesillere, bunlar neler yapmış dedirtmeyelim. İyi şeyler yapmışlar dedirtelim.

 

Son olarak dergimiz ile ilgili fikirlerinizi öğrenebilir miyiz?

Başarılarınızın devamını diliyorum. Maalesef derginizle yeni tanıştım. Denizle ilgili yayın organlarının giderek fazlalaşması çok sevindirici. Özellikle de benim gibi deniz aşığı olan birisi için. Herkesi bu güzel dergiyi okumaya davet ediyorum.

 

Virahaber

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Röportajlar Kategorisindeki Diğer Haberler
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
200 yıllık tarihi gemi inşa ve bakım havuzlarının bulunduğu Haliç Tersanesi'nin, Osmanlı Denizcilik Tarihi'ni bütün yönleriyle yansıtan bir "Denizcilik Müzesi"'ne dönüştürülmesi gerektiği fikrine katılıyor musunuz?
E-BÜLTEN