ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Deniz Bir Nevi Meditasyondur
17 Temmuz 2009 / 13:36
Vira Dergisi'nin konuğu olan Şarkıcı Ziynet Sali ile müzik dünyasını ve denizleri konuştuk.

Sinesinde hudutsuz bir hürriyeti barındırır deniz. Azgın dalgaların tesirli dinginliği, yürek telaşını, sakinliğe çeviriverir. Hele üstüne kırmızı bir akşam serildiğinde her geçen bakar, bakar da durulur bu güzelliğe. Yüreği huzurla dolar, dolar da taşar. Heybesindeki yalnızlığı, çileyi, öfkeyi atmak için denizin şefkatine sığınır insan. İşte o zaman feri yerine gelir gözlerin. Yükünden kurtulmanın verdiği hafiflik; tüm bedene yayılır, halim selim bir dünya çıkıverir uzaklardan, ta ufuk çizgisinden. Kısacası, sanatçı Ziynet Sali’nin dediği gibi, bir nevi meditasyondur aslında. Hem de meditasyonların en etkilisi…

 

Öncelikle sizin yol hikâyenizle başlayalım…

29 Nisan 1975 Kıbrıs Lefkoşa’da doğdum. Daha sonra altı yıl kadar İngiltere’de yaşadım. Ardından ilk, orta ve lise eğitimimi Kıbrıs’ta tamamlayıp, 1994 yılında da İTÜ Konservatuar sınavlarını kazandım. O tarihten beri İstanbul’da yasıyorum. Konservatuar yıllarında İstanbul’un çeşitli müzikhollerinde çalıştım. İlk solo albümüm 2000 yılında yayınlandı. 2003 yılında “Amman Kuzum” isimli albümüm,  2006 yılında ise, üçüncü solo albümüm “Mor Yıllar” yayınladı. Son albümüm “Herkes Evine”, 2008 yılı Kasım ayında çıktı.

 

Özellikle “Herkes Evine” şarkısı dillerden düşmüyor. Son albümünüzü biraz anlatır mısınız?

Prodüktörüm Gökay Özkan’la uzun süre neyi, nasıl yapacağımızı, albüme ne tarz şarkılar koyacağımızı, kimlerden şarkı alabileceğimizi, “saund”undan, fotoğrafına kadar her şeyi düşündük ve planladık. Çalışmaya başladığımızda, ne istediğimizi iyi bildiğimiz için hiç zorlanmadan tam da istediğimiz gibi bir işi ortaya çıkarmış olduk. Sezen Aksu’dan Sofi Pappa’ya, Sinan Akçil’den Erhan Bayrak’a, Mustafa Ceceli’den Ersay Üner’e ve de Vasilis Saleas’a kadar çok önemli müzisyenlerle çalıştık. Bu albüm, birçok ilkleri de beraberinde getirdi. İki CD’den oluşan albümde ilk kez bizim şarkılarımız Yunancaya çevrilerek sunuldu. Hatta albüme ismini veren Herkes Evine şarkımız, Türkçe-Yunanca ve İngilizce olmak üzere üç versiyon yapıldı.

 

Sanırım konserler devam ediyor önümüzdeki aylarda nasıl bir programınız var?

Bu aralar festival teklifleri çoğaldı. Ben uzun yıllar İstanbul sahneleri ağırlıklı çalıştım. Son birkaç yıldır İstanbul dışına açıldık. Son günlerde Türkiye’nin her tarafından konser teklifleri geliyor. Sanırım bu yaz daha çok konser verme imkânı bulabileceğim.

 

Dünyayı kasıp kavuran bir ekonomik kriz var. Bu kriz müzik sektörünü nasıl etkiledi?

Müzik sektörü zaten uzun yıllardır dibe vurmuş durumdaydı. Önceleri sokak korsanı, sonra internet yüzünden albüm satışları, yıllık 80-90 milyon adetlerden, birkaç milyon adetlere inmişti.

Eğlence sektörü ise, Türkiye’de çoktan bitmişti. Çok az sayıda canlı müzik yapabilen mekan var ve haftada ancak bir gün iş yapabiliyorlardı. Bu yüzden, müzik sektörünün krizden çok etkilendiğini düşünmüyorum. Ancak şirketlere yönelik çalışmalar, bayii toplantıları ve gala yemekleri gibi özel konserler şirketlerin tasarruf tedbirleri nedeniyle azalmış olabilir.

 

Denizcilerin başı Somalili korsanlarla nasıl dertte ise, müzik sektörünün de başı da korsan CD’cilerle, internet ile dertte. Sizce bu konuda ne yapılmalı?

Artık korsan CD kalmadı. İnternet var. Oralardan indirip, anında CD kaydı yapılabiliyor. Bunu önlemek lazım. Bunun yolunun halkın bilinçlenmesi olduğunu düşünüyorum. Son yıllarda duyarlı olan insanlarımız, iyi olan ürünü korsana başvurmadan alıyor. Bunun sayısını artırmaya yönelik çalışmalar yapmak gerekiyor. Burada meslek birliklerine büyük görev düşüyor.

 

Siz Yunanca şarkı da söylüyorsunuz. Sizce Türk müziği ve Yunan müziğinde denizin nasıl bir yeri var?

Aynı denize kıyısı olan iki ülkeyiz. İki komşu ülke için Ege Denizi ve Akdeniz çok önemli. Birbirine benzer bir yaşam tarzları var. Denizden etkilenen bir yaşam tarzı. Bu yaşam tarzının ezgilerinden beslenen iki ülke için benzer bir müzik tarzının olması da çok doğal. İki ülke arasında savaşlar sonucu oluşan göçler (ki bunlar denizyoluyla yapılmıştır) sırasında, müzikler de göç etmiş. Bunun en güzel örneği Rebetikolardır. Özellikle İzmir yöresinde yaşayıp, Yunanistan’a göçen Rum vatandaşlarımızın götürdükleri müzik türü, öteden beri var olan Rebetiko müziklerini etkisi altına almıştır.

 

Ada doğumlu biri olarak denizle aranız nasıl?

Denizi çok seviyorum, denize girince çıkmak istemiyorum. Deniz ürünlerini de çok seviyorum. Denizsiz bir yerde yaşayabileceğimi düşünemiyorum.  Tam bir deniz tutkunuyum desem yalan olmaz. Denizi olmayan şehirlere gittiğim zaman bile içim sıkılır, hemen kaçmak isterim. Denizi görmesem bile, hissetmek isterim. Saatlerce oturup denizi izleyebilir, denizde vakit geçirebilirim. Deniz benim için bir nevi meditasyondur; izlerken, dinlerken, yüzerken…

 

Denizde başınızdan geçen ilginç bir olay var mı?

Küçükken, sanırım dokuz on yaşlarındaydım. Kıbrıs’ta boğulma tehlikesi geçirdim. O yüzden uzun bir süre derinde yüzemedim. Hatta denizin altını düşündüğümde, tekrar battığımı can havliyle kıyıya kaçtığımı bilirim.

 

En iyi tekne arkadaşımın teknesidir derler, ama siz yine de tekne sahibi olmak ister miydiniz? in bir tekneniz var mı? Yoksa olmasını ister miydiniz? Neden? Varsa, bir tekneye sahip olmanın zorlukları nelerdir?

Teknem yok, ama “en iyi tekne arkadaşımın teknesidir” diyenlerden değilim. Olacaksa, tabii ki benim olmasını isterim, tüm arkadaşlarımı misafirlerimi teknede ağırlayıp, deniz keyfini özellikle de Boğaz’da yaşamak güzel olurdu.

 

Deniz,  başlı başına bir kültür, ancak bizim insanımız denizin değerinin farkında değil…

Çok doğru. Her halde elimizdeki nimetin değerini bilmiyoruz. Bu sanırım bir eğitim meselesi...

Buna devletin öncülük etmesi gerekiyor. Teşvik gerekiyor. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak, bir denizcilik bakanlığımız bile yok. Önce devlet sahip çıkmalı, halkını eğitmeli ve denizle ilgili çalışmalar teşviklerle desteklenmeli diye düşünüyorum.

 

Kıbrıs bir ada ülkesi, orada yerleşmiş bir deniz kültüründen bahsedebilir miyiz?

Nerde... Orası çok daha vahim… Denizimiz var, ama yeteri kadar deniz kültürümüz ve denizden istifademiz yok maalesef. Tabii bunda KKTC’ye uygulanan uluslararası ambargonun da etkisi vardır herhalde.

 

Denizlerimiz her geçen gün biraz daha kirleniyor. Deniz severlere, deniz dostlarına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Denizlerimiz gelecek nesillere bırakabileceğimiz en önemli mirastır... Bu bilinçle davranmalı ve denizleri pervasızca tüketmemeliyiz.

 

Vira Dergisi’ni nasıl buldunuz?

Derginize bu röportaj için çok teşekkür ediyorum. Bence çok güzel bir dergi… Sizlere yayın hayatınızda başarılar diliyorum.

 

Vira Dergisi

Röportajlar Kategorisindeki Diğer Haberler
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
Gemi inşa sanayimiz 2012 yılını nasıl geçirecek?
E-BÜLTEN