




İnsanlar barınmak, doğa şartlarından korunmak, özellikle günümüzde kendi zevklerini yansıtmak için kendilerine ait bir mekân ihtiyacı duymaktadırlar. Şüphesiz bu mekânların; insanların yaşamını kolaylaştırması, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmesini sağlaması gerekmektedir. Ekonomik ve teknik olanaklarla estetik yaratıcılığı birleştirerek bu mekânları tasarlayıp, inşa edenler aslında yüzyılın en büyük sanatçıları arasındadır. Şirketi ile kaliteli ve bir o kadar da görseli zengin yapılara imza atan DAP Yapı Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Yılmaz ile inşaat sektörü hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik. Gerek özel yaşamı ve gerek projelerinde denizin hâkim olduğunu gördüğümüz Yılmaz, dergimize önemli mesajlar verdi.
Önce DAP Yapı’dan başlayalım. DAP Yapı nasıl bir şirket?
Ben 1974 Trabzon Sürmene doğumluyum. Karadenizli oluşumuzdan dolayı inşaat sektörüne girmeye karar verdik. Biliyorsunuz bu sektörde Karadenizli çoktur. DAP Yapı 16 yıllık bir şirket ve kurulduğundan bu yana konut sektöründe, yap sat şeklinde çalışıyoruz. Rafet Yılmaz ve Ziya Yılmaz olarak iki kardeşiz ve şirketin sahipleri bizleriz. Profesyonel bir yönetim şeklimiz vardır. Hedefimiz çok konut üretmek değil, nitelikli, geleceğe dönük, hakikaten ülkenin vizyonunu güzelleştiren, ülkenin değerini arttıran, altyapısıyla, üstyapısıyla farklı bir mimari tarz uygulamaktır. Çalışmalarımıza bu çizgide devam ediyoruz. Şu ana kadar dokuz proje bitirdik. Şimdi onuncu projedeyiz, tabii on birinci projenin de hazırlığını yapıyoruz. Projelerimizin hepsi birbirinden farklıdır. Belki bu bizim açımızdan daha maliyetli ve daha zahmetli oluyor, ama biz ülkenin vitrini güzelleşsin istiyoruz. Şu ana kadar binlerce konut inşa ettik. Şantiyelerimizde 800- 1000 civarında insan çalışıyor. İnşaat sektörü o kadar önemli bir sektör ki, aslında eğitimsiz insanların barınabileceği, iş bulabileceği bir sektördeyiz. Yani doğru düzgün Türkçeyi bilmeyenler bile bizim şantiyelerimizde ekmek paralarını çıkarıyorlar.
Bu projeleri yaparken hangi kriterlere uymanız gerekiyor?
Türkiye’de 98 yönetmeliği getirildi. Bütün statikler o projeye göre çözülüyor. Yönetmeliklerde çok değişiklik oldu. Dünya standartları ve üzerinde konutlar üretiliyor artık. Sadece bizim ürettiğimiz konutlar değil, yapılan projelerin birçoğuna baktığınızda depreme dayanıklı konutlar olduğunu görebilirsiniz. Bu nedenle projelerimiz dört dörtlüktür.
Sizce deprem konut sektörünü nasıl etkiledi?
Deprem sektör için bir milat oldu. Depremden sonra Türkiye’de konut ve yaşam anlayışı hem üreticiler açısından, hem de tüketiciler açısından yüzde yüz değişti diyebiliriz. Bizler artık daha nitelikli, daha sağlam, daha dayanıklı, dünya trendlerini takip eden, hatta dünyada yapılması bile zor olan, birçok ülkede cesaret edilemeyecek projeleri kendi ülkemizde yapıyoruz. Bunlar ülke açısından çok önemli. Tüketiciler de artık dört tane duvar değil; ömür boyu yaşayabileceği, sitenin dışına çıkmadan bütün ihtiyaçlarını karşılayabileceği bir yaşam alanı alıyorlar.
Türkiye’nin dünya inşaat sektöründeki yerini nasıl görüyorsunuz?
Konut anlamında çok gelişmiş bir ülke değildik, ama depremden sonra çok yol kat ettik. İnşaatı altyapı ve üstyapı olmak üzere ikiye ayırmak lazım. Bizler konut üreticisiyiz. Diğerleri de dünyanın birçok yerinde yol, baraj, liman gibi işler yapıyorlar. 2009 yılında bu tür işlerde dünya ikincisi olduk. Çin’den sonra en çok müteahhitlik yapan firmalarız. Türk müteahhitleri dünyada arananlar listesine girdi. Çünkü işlerini dört dörtlük yapıyor, takip ediyorlar. Başarılı projelere imza atıyorlar. Son üç- beş yıl içerisinde çok büyük yol kat ettik. Bundan sonra da bu trendimize bir şekilde devam edeceğiz. Ancak bizde niteliksiz konut stoku çok var. Belki binalarımızın yüzde 80’i, belki de daha fazla bir oranı depremden önce yapıldığı için şu anda depreme dayanıksız. Tabii bu bir anlayış meselesi, ama depremden sonra bu anlayış değişti.
DAP Yapı olarak Ar-Ge çalışmaları yapıyor musunuz?
Proje bölümümüz var. Proje bölümünde bu projeleri çiziyoruz. Dünyayı takip ediyoruz, dünya nereye gidiyor, konutlar nasıl yapılıyor, konutların bizim ülkemizde maliyetleri ne olur? Bunları araştırıyoruz. Bizim insanımız buna fazlasıyla layık. Biz de bu konut projelerini kendi ülkemizde üretmek arzusundayız, bu nedenle vira bismillah diyerek yola koyuluyoruz.
Ekonomik krizden inşaat sektörü nasıl etkilendi? Devletin desteği oldu mu?
Aslında devlet konut sektörünü çok fazla desteklemedi. Açılan paketler bir otomotiv sektörü gibi bizi etkilemedi. Ama konut üreticileri, kendi finansman kaynaklarını kendileri yarattığı ve banka üzerinden de çok fazla kredi borçları olmadığı için, kendi finansman modelleri ile krizi araladılar. Sıfır peşinat, sıfır vade farklarıyla 60 aya, 70 aya kadar vade açılımı yaparak, daha nitelikli ama maliyetleri daha düşük konutlar üretildi. Arz talep dengesi krizde bir çözüm oldu. Ondan dolayı da sektörümüz çok fazla etkilenmedi diyebiliriz. Tabi bu, şirketin yapısına, duruşuna, profesyonel bakış açısına, arazilerin konumuna, üretilen şartlara göre, göreceli bir şekilde değişiklik gösterebiliyor. Fakat sonuç olacak sektörümüz, başka sektörler kadar etkilenmedi.
Yelken şeklinde yapılar olan Dragos Royal Towers’tan biraz bahseder misiniz bize?
Dünyada birçok yeri inceledik, yapılan konutlara baktık. Bunlar neden bizim ülkemizde olmasın diye düşünüp, mimarlarımıza “Yelkenler fora” dedik. Proje dört resident kuleden oluşuyor. Göletler, şelaleler oluşturuyoruz. Bu projemizde de, binaları suyun içerisinde inşa ediyoruz. Binaların etrafındaki sular birbirine bağlantılı. Cam köprülerden lobilere giriyorsunuz. Her residentin altında bir lobi oluyor. Tabii ki bunlar çok nitelikli, çok ultra lüks daireler olduğundan alıcıları da belirli bir çizginin üzerinde oluyor. Şu anda projenin yüzde yetmişini sattık. Önümüzdeki yıl projemizin teslimine başlayacağız. Yine aynı şekilde Maltepe’de yelken tarzında bir projeye başlıyoruz. Burada iki tane resident kuleyi birbirine bağlayan dört bin metreye yakın bir göl yapıyoruz. Bu gölün içerisinde sandallar olacak. Sonuçta suyun dinlendirici özelliği olduğu için bütün projelerimizde suyu kullanmayı tercih ediyoruz ve bundan sonra da kullanacağız.
Peki bir Karadenizli olarak sizin su ve denizle aranız nasıl?
Her Karadenizli gibi denizi çok seviyorum. Balık tutmasını çok beceremesem de, denize farklı bir hayranlığım vardır. Yüzmeyi çok seviyorum. Yaz tatillerinde mümkün olduğu kadar denizi olan yerlere gitmeye çalışıyoruz. Ama çok yoğun bir çalışma tempomuz olduğu için, denizde çok fazla zaman geçiremiyorum. Fakat önümüzdeki yıldan sonra tekne alıp, denize biraz daha zaman ayırmayı düşünüyorum. Şu anda tekne alınabilecek en iyi dönemde olduğumuzu düşünüyorum.
Sizce denizlerimizden yeterince faydalanıyor muyuz?
Denizi çok zengin bir ülkeyiz, bir adayız aslında. Denizin faydaları saymakla bitmez, fakat biz bu faydalardan en az şekilde yaralanabilmişiz. Denizin, bir devlet politikası haline getirilmesi lazım. Son zamanlarda bu anlamda gelişmeler olmadı değil, ama çalışmaların yeterli olmadığı kanısındayım. Bence daha çok yol almalıyız. Mesela denizcilik, marina kültürü, tekne kültürü çok yaygın değil. Bunun yaygınlaştırılması gerekiyor. Bana göre her iş adamının bir teknesi olması lazım. Çünkü tekne, bir psikolog gibi insanları dinlendiren, dünyanın tüm streslerini insandan arındıran bir doğa harikasıdır. Dünya coğrafyasına baktığınız zaman, topraklarımızın çok güzel bir bölge olduğunu göreceksiniz. Biz üç kıtayı, bu denizlerle birbirine bağlıyoruz. Bu nedenle denizci bir devlet politikası ile deniz kültürünü insanlara aşılamamız gerekiyor.
Peki, bu konuda okuyucularımıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Kimse “bana ne” dememeli. Kim denizi seviyor, denizden faydalanmak istiyorsa, karınca kararınca üstüne düşeni yapması gerekiyor. Yarınlarımız çocuklarımız için herkes denizi temiz tutmalı. Denize verilmesi gereken önem verilmek zorunda diye düşünüyorum.
Son olarak dergimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?
Karadeniz’de; takalarda, teknelerde “Vira Bismillah” diye bağıranları hep duyardık. Bu, çok güzel bir slogan… Öncelikle bu adı kullanmanızın çok hoşuma gittiğini belirtmek istiyorum. Derginiz, denize olan bir sorumluluk örneğidir. Denizden konuşturmak, denizle alakalı yazmak, denizle alakalı çalışmak bile ülke için çok büyük bir faydadır. O manada sizleri tebrik ediyorum. Hakikatten güzel yoldasınız…



















