




Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olan Türkiye’de deniz ve kıyı emniyeti elbette ki son derece önemli bir konudur. Denizlerimizde ve karasularımızda seyreden Türk ve yabancı bayraklı gemilerin seyir güvenliğine yardımcı olmak, seyir emniyeti ve gemi kurtarma ile ilgili her türlü hizmetleri yapmak gibi birçok vasfı yerine getiren Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü, denizlerimizin adeta güvenlik bekçileridir. Yedi yıldır genel müdürlüğünü yaptığı bu kurumu Vira’ya anlatan Kaptan Salih Orakçı, göreve geldiğinden bu yana yaptığı çalışmaları ve deniz kültürünün daha çok yayılması ile ilgili görüşlerini söyleşimizde böyle dile getirdi.
İlk olarak sizi tanıyalım. Kimdir Salih Orakçı?
İşçi çocuğuyum. Çocukluğum İstanbul’da geçti. İlkokul, ortaokul ve liseyi Zeytinburnu’nda okudum. Akabinde o zamanki adı Denizcilik Yüksek Okulu olan denizcilik fakültesine girdim. 1986’da güverte bölümünden mezun oldum ve 15 yıl kadar denizde çalıştım. Deniz Nakliyat’ın birçok gemisinde bayrak dolaştırdım. Sonra özel bir limanın yöneticiliğini yaptım. 2001 yılı ortaları gibi Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne katıldım ve şimdiki adıyla VTS Gemi Trafik Hizmetleri Bölümü’ne girdim. 2003 yılında da Ulaştırma Bakanımızın tensipleriyle yaklaşık üç yıl kadar genel müdür yardımcılığı yaptım. Ardından yine bakanımızın tensipleriyle bulunduğum göreve atandım. Dördüncü yılıma doğru gidiyorum.
Peki, denizcilik istediğiniz bir meslek miydi? İsteyerek mi seçtiniz?
Türkiye’de kaç tane insan hayal ettiği işi yapıyor bilemiyorum, ama benim de hayal ettiğim bir meslek değildi bu. Doktor, cerrah olmayı planlamıştım. O zamanki sınav sisteminde bu olmadı, ama kötü mü oldu, bence hayır. Çünkü denizcilik bir öngörü mesleğidir. Yani olayları önceden tahmin edebilme yeteneğini kazandırıyor. Bizim için “vizyon” çok önemli bir kelime. Tüm olayları olabildiği kadar hesaplıyoruz. Bu öngörü bana sürekli bir şeylerin tedbirlerini alma alışkanlığını kazandırdı.
Denizlerimiz, deniz emniyeti güvenliği ve aynı zamanda Boğazlar size emanet. Orada durumlar nasıl? Çünkü çok ciddi yatırımlar yapıldı.
Bunun için son altı yılı değerlendirmek gerekiyor. Sayın Bakanımızın bize ilk talimatı 1980’lerden beri hayata geçirilemeyen gemi trafik hizmetleri projesi idi. Altı aylık bir süre verdi ve 2003’ün sonunda devreye girdi. Gerçekten çok güzel işlere imza atıldı. Seyir emniyetine farklı bir bakış açısı getirdik. İyi bir ekibimiz var. Personelimle gurur duyuyorum. Onlarla 7/24 saat kesintisiz olarak hizmet veriyoruz. Bugün seyir emniyetinde rutin giden işlerde hiçbir sıkıntı yoktur. Almış olduğumuz tedbirlerle sıkıntısız bir süreç yaşanmaktadır, fakat bazen bazı olaylar bizim kontrolümüzün dışında gelişiyor. Bunların birçoğunun adı insan hatası, teknolojik eksiklik veya sıralayabileceğimiz birçok faktör. Ama acil bir durum çıktığında neler olması gerektiğini çok iyi bilen bir bakanımız var. Bugün acil müdahalenin olmazsa olmazı haberleşmedir. 2005’in temmuz ayında Türk Radyo, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’ne bağlandı. Böylece daha da güçlendik. Tüm Türkiye kıyılarında olup biteni ilk ağızdan söyleyen, mesajları doğru yorumlayıp, anında ihtiyaç duyulan yardımı sağlayan bir kurum. Yine bakanımız sayesinde projesi onaylanan dört tane botumuz var. Şu ana kadar elimizdeki botlar maksimum 8-9 kuvvetine dayanıklıydı, ama şimdi özellikle Karadeniz’in dalgalarıyla baş edebilecek 12 kuvvetine kadar dayanıklı botlar alıyoruz. Böylece hiçbir ülkenin çıkamayacağı havalarda bile, biz olacağız. İşte bu, ülkenin hükümranlık gücü, Karadeniz’de, Ege’de, Akdeniz’de varlığımızın bir temsilidir. Çünkü insanları yardıma gönderirken onlara o havada gidebilecek tekneyi vermelisiniz. Personelinizi riske edemezsiniz. Ayrıca şu anda fenerlerimizin büyük bir bölümü uzaktan kumandaya geçti. Oturduğumuz noktadan yakıp söndürebiliyoruz, lambasını değiştirebiliyoruz. Ayrıca gemi kurtarmada, gemi trafik hizmetlerinde seyir fenerlerinde ve deniz haberleşmesinde İSO 2008 belgesine sahibiz. Bilimsel verilere güvenen, analitik değerlendirme yapan, teknolojiyi önplanda kullanan bir kurumuz. Elektronik, bilgisayar, endüstri, istatistik mühendisleri ve ekonometri mezunları bizimle çalışıyor. Önümüzdeki günlerde de birkaç personel daha alacağız. Kuruluşumuz inşallah daha iyiye gidecek.
Denizcilik başka bir şey, denizle ilişki kurmak başka. Denizle aranız nasıl?
Belki bu anlamda denizcilerinin yüz karasıyım. Yüzerim ama balık tutmayı pek sevmem. Rahmetli İbrahim Yıldan vardı, gemicilik hocası. Çok öğüt verirdi. Onlardan bir tanesi “Bilmediğiniz denizlerde, bilmediğiniz sularda yüzmeyin” idi. Bunun çok doğru bir söz olduğunu yaşanan ölümcül kazalarda gördüm. Birçok arkadaşımız bilmediği sularda yüzerken hayatını kaybetti. O anlamda denizde bir sportif bakış açım az.
Yıllardır üç tarafımız dört denizle çevrilidir diye övünürüz. Fakat bu denizleri bir türlü keşfetmedik. Hep sırtımızı denize döndük karşıki dağlara baktık. Bu kültürü geliştirmek için neler yapmak gerekiyor?
Balık baştan kokar derler. Dolayısıyla başın denizci olması gerekiyor. Bizim başımıza denizi bilen insanlar bu süreç içinde yerleşti. Denizci olduğum için gururla söylüyorum; denizi seven ve ailesi denizci olan bir başbakanımız, mesleği denizcilik olan bir bakanımız var. Akabinde kurulan kadrolar da öyle. 25-27 yıldır bu sektörün içindeyim. Ne değişti diye baktığınız zaman, eskiden de denizlerimiz vardı, balıklarımız buradaydı, üç tarafımız hep denizlerle çevriliydi... Aynıydı her şey, ama değişen bir şey oldu! Suya bir cemre düştü. Bakanımız bu denizlerde bir şeyleri değiştirme adına bir süreci başlattı. Bugün denizcilik altın çağını yaşıyor. Bu anlamda neler olduğunu konuşabiliriz, ama en önemli hedeflerden biri de “Denizci millet denizci ülke”dir. Öncelikle bunun gerçekleşmesi gerekiyor. Çünkü son yedi yılda gelişen sadece deniz ticareti olmadı. Deniz kültürü de inanılmaz bir gelişme gösterdi. Eskiden bir tane yayın organı vardı. Şimdi onlarcası var. Denizle ilgili aktiviteler, uluslararası yarışmalar, deniz festivalleri vs var. Denizci millet, sayın bakanımızın dediği gibi lafla olmaz. Geçmiş dönemlerde herkes böyle şeyler söylemiş, ama ne kültür, ne de ticaretin gelişmesi adına hiçbir adım atılmamış. Baktığımız zaman dünyada sıralamaya giren gemi inşa sanayi ve yat sanayi var. Bakıyorsunuz, DWT ile filosu ile büyüyen bir Türkiye, hayalini bile kuramayacağı bir Beyaz Liste. Neresinden tutarsanız tutun, ortada büyük bir başarı, değişen bir vizyon var. Yani vatanımız olan bu kara parçasının yanında denizlerimizin ve birer vatan olduğu fark edildi.
Biliyorsunuz bizim eğitim sistemimiz kıyıya kadar. Bu mavi vatanın suyu, tuz oranı nasıldır, hangi mevsimde hangi rüzgâr eser, ne tür balıklar yaşar gibi bilgileri öğrenmiyoruz. Deniz kültürüne önem veren bir kuruluş olarak bu eksikliği biz nasıl gideririz?
Bence öncelikle, eldeki kaynakları düzgün kullanarak bir yerlerden başlamak gerekiyor. Bu konuda sayın bakanımız mutlaka ayda bir genel müdürlerini toplar, onlarla bir koordinasyon toplantısı yapar, her türlü veriyi, yatırımları, projeleri konuşur. İşte o toplantılarda fener turizmini başlattık. Türkiye kıyılarında 426 tane fener var ve bu fenerlerin tamamı dışarıya kapatılmış, adeta halkımıza sırtını dönmüş. Fenerlerimizi halkımızla buluşturalım diye yola çıktık. Ciddi bir talep gördük. Bu talep, hem fenerin gezilmesi, onun tarihi dokusunun tanınması anlamında, hem de ülke kaynağı açısından birçok kazançlar sağladı. Yaklaşık 21 feneri verdik. Bir trilyonun üzerinde getirisi oldu. Buradaki personeli, başka yerde değerlendirdim. Bu noktaların kimisi müze, kimisi kütüphane, kimisi restoran amaçlı açıldı. İstihdam yaratılan, bir taşla iki kuş değil de beş tane kuşun vurulduğu çok güzel bir proje oldu. Biz de yürütüp, hızlandırmaya çalışıyoruz ve bunlar devam edecek.
Anadolu’da bu tür bir proje gerçekleştirdiniz mi?
Evet, Anadolu’da denizi, gemiyi sadece kâğıt üzerinde gören çocuklarımız var. Pilot proje olarak Van’dan başladık. Öğrencilerimizi bir haftalık bir oryantasyon eğitimine tabi tuttuk. Onları bulundukları noktadan aldık ve onların ufuklarını genişletebilecek büyük bir işe imza attık. Bu işin içinde proje sahibi sayın bakanımız, müsteşarımız, Van valimiz ve biz varız. Çocuklara teorik ve pratik eğitimler verdik, tersanelerimize, Marmaray Projesi’ne götürdük. Sürecin sonunda da her birine sertifikasyonlarını verdik ve güzel bir anıyla buradan uğurladık. Böylece bu çocuklar hayatın sadece oradaki hayallerden ibaret olmadığını öğrenmiş oldu. Proje devam edecek.
Denizci olmak isteyenlere, denizcilik sektörüne nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Deniz, ülkemizin en önemli geçim kaynaklarından biridir. Deniz, profesyonel olarak üzerinde çalışma ve yatırım yapılacak bir varlık. Bunu yapmak isteyenlere her türlü hizmeti, kaynağı, bilgiyi vermeye hazırız. Yeter ki denize bir el uzatsınlar. Denizde yaşayan insanlarla haşir neşir olsunlar. Deniz, bakanımızın dediği gibi doğal otoban. Bu yolda herkesin aracına ihtiyaç var. Deniz, dünyanın en iyi taşımacılık sistemlerinden biri. Bakanlığımızın hedefi tüm ulaştırma modları arasında bir dengenin olması, ama o parçalardan bir tanesi olan deniz, epeyce eksik. Dengeyi kurmak için yatırıma ihtiyaç var. Gelsinler, el ele verelim. Daha yapacak çok işimiz var.
Dergimiz hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?
Benim tespitim deniz kültürüne en çok önem veren dergidir Vira. Deniz kültürü anlamında kendi adıma tek yayın organı olduğunu görüyorum. Gerçekten çok önemli bir iş yapıyorsunuz.



















