




“Denizin mavisi ellerime bulaşmıştı sanki. Başımı kaldırdığımda, masmavi gökyüzü ve denizin o büyülü kokusu sevgiyle gülümsemişti duygularıma”. İşte böyle anlatıyor Aruz Gülnur Eker denizle tanıştığı o anı ve “Denizlere sahip çıkmak bir us, bir bilinç istiyor” diye de ekliyor. Uzun süre gazetecilik ve ardından program sunuculuğu ve yönetmenlik yapan Aruz Gülnur Eker, tam bir doğasever. Denizlerin de doğanın bir parçası olduğunu söylemeden geçemeyen Eker, gençlik yıllarında dağlara yakın, denizlere uzak düşmüş. Eker ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide rahmetli Haluk Cecan Ağabeyimizi bol bol yâd ederken, uzaklardan onunla selamlaştık. İşte Eker’in mavi-yeşil dolu, deniz kokulu açıklamaları…
Yaşam öykünüzü sizden öğrenebilir miyiz?
Ülkemin yürek sesleriyle donatılmış, sevgisi ile harmanlanmış bir yol öyküm var. Babamın görevi nedeniyle tüm ülkeyi dolaştık. Böylece Anadolu’yu ve Anadolu’nun güzel insanlarını yakından tanıma fırsatım oldu. Çocukluğumda tüm yaşanmışlıklar geleceğime ayna tuttu. Anadolu yollarında gezginliğin o özgür, o tılsımlı ruhu ile buluştum. Yüreğimin pusulası dağları, denizleri gösterdi. Çocukluk ve gençlik dönemlerimde, dağlara yakın ama denizlere uzak düştüm. Düşlerimde yaşattığım deniz sevdamla, yıllar sonra Marmara’nın serin sularında buluştum. İlk kez denize bu kadar yakındım.
Gazeteciliğe nasıl başladınız?
Meslek hayatıma Ankara’da başladım. 17 yaşlarımda öğrenciyken öykü ve şiir yazardım. Sonra Ankara’nın çeşitli gazetelerinde köşe yazarlığı yaptım. 1973 ve daha sonraki yıllar tarihe tanıklık ettiğim yıllardı. 1976’da mesleğe bir süre ara verdim. Ailece İstanbul’a yerleştik. Ardından Türkiye’nin ikinci özel televizyonu HBB’nin Haber Merkezi’nde editör ve muhabir olarak çalışmaya başlayarak, görsel medyaya geçmiş oldum. Televizyon kapanınca, kanalda birlikte çalıştığım Prof. Dr. Orhan Kural’la çok çeşitli kanallarda çevre programları yapmaya başladık. 11 yıldır hiç ara vermeden programlarımız devam ediyor. Türkiye televizyonlarının en uzun soluklu çevre programı özelliği taşıyor bizim program. Yönetmen, koordinatörlük ve sunuculuk yapıyorum. Son bir yıldır da, Kanal Türk’ün kardeş kanalı Bugün TV’de “Lütfen+1” programının yönetmeniyim.
Gazetecilikte değişik uzmanlık alanları bulunmakta, ama denizcilik üzerine uzmanlaşma konusunda biraz eksik kaldık galiba…
Bu siteminize tamamen katılıyorum. Adeta bir ada ülkesi olmamıza karşın, eksik kalan yan bu. Ne mutlu ki sizin gibi deniz ve denizciğin sorumluluğunu taşıyan ve denizi sevdirmeyi görev edinen yayınlar var. Deniz ve denizciliğin yan öğelerinin bir ihtisas alanı olmasını gönülden destekliyorum. Bu bağlamda, hayatını denizlere adayan merhum bilge adam Haluk Cecan’ı saygı ile anmak istiyorum. Onun yolu deniz tutkunlarının yolu olsun. Çünkü Haluk Hoca tüm ömrünü deniz tutkunlarına adamıştı.
Denizle ilk tanışmanız nasıl oldu? O an neler hissettiniz?
Uzun yıllar denize kıyısı olmayan kentlerde yaşadık. Babamın yıllık izinlerinde İstanbul’a gelirdik. Denizi vapurdan izlerdim. 10 yaşımdayken, babam görevi nedeniyle Kıbrıs’a gidince, bir yıl Üsküdar’da yaşadık. Denizle en yakın buluşmamdı o yıl. Salacak’taki plajda denize girmiştim. Denizin mavisi ellerime bulaşmıştı sanki. Başımı kaldırdığımda, masmavi gökyüzü ve denizin o büyülü kokusu sevgiyle gülümsemişti duygularıma.
Deniz desek aklınıza neler gelir?
Deniz bana kayıtsız şartsız özgürlüğü anlatır. Ruhumu arındıran sonsuzluktur. Denize tutkun, sevdalı insanlardan hiç korkmam. Onların çok yürekli, çok mert olduğuna inanıyorum. Keşke denizle daha fazla alışverişim olsaydı. Mesela bir teknem olsaydı. Teknede yaşayan insanlara karşı büyük bir hayranlığım ve zaafım var. Zaman zaman kıskanmıyor değilim. Denizlerin ruhları olduğuna inanıyorum. O ruhu incittiğiniz zaman, denizin isyanı başlıyor. Geçtiğimiz günlerde yine tanker kazası oldu. O martıların, karabatakların petrole bulandığını gördük. Çok canımı acıttı. Önlemler, yasalar var, ama bunları denetleyecek merciler önemli. Kısacası bilinç gerekiyor.
Teknede yaşamak isterdiniz ama Türkiye’de tekne sahibi olmak pek kolay değil…
Evet, hakikaten ekonomik olarak kolay değil. Küçük tekne veya büyük tekne hiç fark etmiyor hepsi aynı. Marina sayısının azlığı ve yetersizliği nedeniyle insanlar tekneden önce araba almayı düşünüyorlar. Çünkü kullanmadığınız tekneyi almak istemezsiniz.
Biraz da Haluk Cecan’dan bahsedelim…
Haluk, dünya güzeli bir insan. Onu rahmetle anıyorum. Hukukumuz çok eskilere dayanıyor. Defalarca onunla TV programları yaptık. Eşi olsun, kızı olsun benim ailemden biri. Onlar Haluk Hoca’nın bize emanetleridir. Haluk Hoca’yı anma programı çok duygulu geçti, onun için ne yapsak azdır. Denize tutkun insanların, özellikle sualtına gönül verenlerin onun yolunu izlemesinden yanayım. Programı çektiğimiz yeri bir müze haline çevirmek istiyoruz. Orada çok fazla malzeme var. Oradaki malzemeler Haluk Cecan’ın dokunduğu malzemeler. Ailesi de bu konuya çok sıcak bakıyor. Özellikle Büyükşehir Belediyesi veya Kadıköy Belediyesi bu konuya el atsın istiyoruz. Haluk Cecan’ın anısına dalışlar, programlar yapılıyor ama en önemlisi kalıcı bir şey yapılması. Bu nedenle o müzenin açılması çok önemli. Orada sempozyumlar olmalı, brifingler verilmeli, paneller, çekimler yapılmalı. Böyle bir eksikliğimiz var zaten. Bu konuya Kültür Bakanlığı da sahip çıkabilir. Haluk Cecan, denize yıllarını vermiş, hayatını adamıştır. Ne kadar acıdır ki, ben ona ölümü hiç konduramadım. Bir şövalyeydi o.
Deniz kültürü ile ilgili yaptığınız projelerden bahseder misiniz?
Ben bir doğaseverim. Amacım yaptığım programlarla doğa bilincini yaygınlaştırmak, sevdirmek... Elbette deniz kültürü, deniz kirliliği, kıyılarımızın korunması, deniz canlılarının hayatları, başlıca projelerimiz.
Ülkemiz deniz zengini ama biz bunun bir türü farkına varamadık, öyle değil mi?
Elbette bu farkındalık için sosyal sorumluluk projelerine de ihtiyaç var. Özellikle genç nüfusu olan ülkemizde çocuklara ve gençlere denizi çok yalın anlatmak gerek. Deniz zenginliğine sahip nadir ülkelerden biriyiz ama hala denizi göremeyen, sadece film ve resimlerinden tanıyan insanların olması bir yayımcı olarak doğrusu canımı acıtıyor. Denizlere sahip çıkmak bir us, bir bilinç istiyor. Deniz kirliliğimiz hat safhada. Denizlere poşet atılıyor. O poşet 150 yılda kayboluyor. O poşetleri yiyen büyük balıklar poşetin bağırsaklarına dolanmasıyla ölüyorlar. Sigara izmaritleri, cam şişeleri aklınıza ne gelirse denizde… İnsanlar temizliği sadece evinin içindeki temizlik olarak algılıyorlar. Evinizin dışı, çevre, doğa, denizler hepsi bizim bir parçamız. Eğer dünyanın ömrünü uzatmak istiyorsak her şeyden sorumluyuz. Bu işlerin içinde aktif rol alan sosyal sorumluluk projeleri yapan örgütler var. Onlara çok teşekkür ediyorum. Sizin gibi onurlu, şerefli dergiler var. Kalemlerini bu uğurda kullanıyorlar. Bir yayıncı olarak size çok teşekkür ediyorum. Bir televizyoncu olarak çevre programlarını hayata geçirerek, elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Maviler solmaya başladı. O mavi solup gri halini alırsa, bizim gözyaşlarımız da beyaz değil, gri olarak akacak.
Dur demek için neler yapılmalı?
Arıtma tesislerinin sayısı artacak. Sadece insanları denize sokmakla, yatların fazlalaşmasıyla, marinaların artmasıyla, Türk bayrağına geçişle, mavi bayraklı plajlar açmakla olmuyor. İnsanlar bilinçlendirilmeli. Bu bir süreç. Bu sürecin anaokuldan, ilkokuldan başlamasından yanayım. Müfredattaki çevre derslerinin içeriği biraz doldurulmalı.
Deniz dostlarına nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Bu ülkenin geleceği denizlerimizde, lütfen deniz gerçeğini ve sevgini gelecek kuşaklara aktaralım. Balıklarımızın içini görmüyoruz ama herhalde onların içi de kanserli hücreler gibidir. Artık balıklar sağlıklı değil. Bu kirlilik denizin altında yaşayan nadide canlılara da zarar veriyor. Bundan 4-5 sene öncesine kadar Marmara’da vapurlara, motorlara eşlik eden yunusları görürdüm. İki senedir görmüyorum. Başka dünyamız yok. Bu dünyayı tanrı insanoğluna hediye etmiş. Korumak zorundayız. Denize hizmet eden bütün yitirdiklerimizi saygıyla anıyorum. Yaşayan denizcilerimize de sevgilerimi sunuyorum. İyi ki varlar.
Dergimiz hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz sizden?
Çok seviyeli, çok emek verilen bir derginiz var. Deniz tutkunlarının yüz akı bir dergisiniz. Bu tür dergilerin çoğalmasından yanayım. Keşke denizle ilgili yayınlar daha da artsa. Denizle ilgili her bir sayınız bir eser bana göre. Birçok konuya parmak basıyorsunuz. Bir inancın önderliğini yapıyorsunuz. Yolunuz hep açık olsun. Derginiz deniz severlerin ışığı olsun. Sizleri gönülden kutluyor, başarılarınızın devamını diliyorum. İyi ki varsın Vira.
Vira Dergisi


















