




Su… Hayatın kaynağı, dünyanın dörtte üçü, vücudumuzun yüzde seksenini oluşturan yaşamsal sıvı. Kana kana içtiğimiz, duş yaptığımız, yağmur olup yağdığında sevdiğimiz ama sel olup aktığında korktuğumuz su. Suyun hayatımızdaki önemi yadsınamaz. Peki, hayatımız bu kadar suyla temas halindeyken, nasıl oluyor da en büyük su parçası olan denizlere bu kadar uzak yaşıyoruz? Deniz kültürünün ancak suyla tanışmakla oluşacağını söyleyen Hürriyet Gazetesi Köşe Yazarı Gila Benmayor, denizle barışmanın formülünü ise havuzda buluyor. İnsanların denizi sevmesi için eğitimin olmazsa olmaz olduğunu vurgulayan Benmayor, denizi sevmenin yolunu Vira okurlarıyla paylaştı.
Bize ilk olarak yol hikâyenizi anlatır mısınız?
İstanbul doğumluyum. İstanbul’un benim için çok önemi var. Bütün öğrenimimi İstanbul’da yaptım. İngiliz Dili ve Edebiyatı okudum, gazetecilikte master yaptım. Çocukluğumdan beri hep gazeteci olmak isterdim. Gazetecilikte ilk işim Hürriyet oldu. Öncesinde bazı yerlerde çalışmalarım vardı, ama kayda değer şeyler değildi. Bazı kitap çevirilerim oldu. Ders verdim. Ekim 1981 yılında Hürriyet’e girdim, hala da devam ediyorum. Ama hemen yazı yazmakla başlamadım. Çıraklık dönemlerim oldu. Benim esas alanım dış politika. Yıllar yılı dış haberler servisinde çeşitli kademelerde görev yaptım. Şef oldum, müdür oldum, editörlük yaptım. Gazetenin mutfağında uzun yıllar çalıştım. Gazetecilik sadece yazı yazmak değil, mutfak işi çok farklı ve çok heyecan verici.
Peki, bu gazetecilik merakı nereden geliyor?
Ben meraklı bir insanım. Okumayı, araştırmayı, yazmayı çok severim. Değişik yaşamlara, kültürlere her şeye çok açık bir insanım. Oradan kaynaklanan bir şey herhalde…
Köşe yazılarınızda zaman zaman denizlerden de bahsediyorsunuz…
Denizlerle ilgili köşe yazısı yeri geldiği zaman yazıyorum. Adalıyım ben. Uzun yıllar adada oturdum. Hem adalı olmak, hem denizle haşir neşir olmam nedeniyle tabiî ki arada sırada denizle ve denizcilikle ilgili yazılar da yazıyorum. En azından adaların korunmasıyla ilgili yazılar yazıyorum.
Bir adalı olarak denizle aranız nasıl?
Ben İstanbul’da birçok yerden denize girerim. Bence İstanbul çok şanslı bir şehir… Allah büyük konuşturtmasın, ama ben deniz görmeyen bir evde yaşamak istemezdim. Denizle her gün bir temasım olmalı. Denize bakmak, dalgaların sesini duymak istiyorum. Deniz benim için bambaşka bir şey, deniz olmadan olmaz, hele İstanbul gibi bir kentte. Deniz, İstanbul da demek aslında. Ayrıca “denizden babam çıksa yerim” derler ya, denizin her şeyini çok severim. Fransız lokantalarına gittiğinizde bir tepsi getirirler, üstünde bir sürü su ürünü vardır. Onların hepsi aslında bizde de çıkar, ama biz yemeyiz, bilmeyiz.
Ada ile ilişkiniz devam ediyor mu?
Çocukluk dönemlerimde yazları Büyükada’ya giderdik. Sonra yaklaşık 20 yaşımdan 30 yaşıma kadar Kınalıada’da oturdum. Daha doğrusu evlendim ve oraya gittim. Aslında biraz zordu. Telefon yoktu, hiçbir şey yoktu. Mahrumiyet bölgesi gibiydi, ama çok güzeldi. Çok güzel anılarım var. Şimdi adayla uzaktan bağlantım var. Birçok arkadaşım adada yaşıyor, ben de gidip geliyorum. Özellikle kış ve bahar aylarında ada çok güzel, ama yazın tercih ettiğim bir yer değil. Çok kalabalık oluyor. Denize giremiyorsunuz. Bir de adalar çok hızlı değişti, insan üzülüyor.
Nasıl bir değişiklik, biraz bahseder misiniz?
Kötüye gidiyor. Ne bileyim, mesela denize girdiğimiz Kınalıada’nın arkası tamamıyla istila edildi. Kahvehaneler, lokantalar, diskotekler açıldı. Adanın arka tarafında diskotek olur mu? Ada çok özel bir yer, çok iyi korunması lazım. İstanbul için de çok üzülüyorum, ama en çok adalar için üzülüyorum. Çünkü hiçbir şey korunmuyor, binalar yapılıyor, yapılaşma çok kötü. Denizin temizliğine dikkat edilmiyor, ama şimdi Adalar Belediye Başkanı’nın sivil toplum kuruluşları ile çalışmaları var. Ondan çok umutluyum.
Ülkemizde ulaşım anlamında en çok karayolları kullanılıyor. Şu anda üçüncü köprü gündemde. Sizce İstanbul’da denizyolu hak ettiği şekilde kullanılıyor mu?
Bence denizyolundan yeterince faydalanmıyoruz. Şimdi adadan bir örnek vereceğim. Bahar aylarında adaya gitmek bizim için bir ıstırap. Vapur tarifeleri son derece kötü hazırlanmış, vapurlar çok kısıtlı. Yaz tarifesi ancak haziran ayında başlıyor. Okullar kapanıncaya kadar inanılmaz bir kalabalık yaşanıyor. Deniz ulaşımı diyorsak, insanlar cumartesi, pazarlarını deniz kıyısında değerlendirmek istiyorlarsa, adalar için ona göre bir tarife uygulanması gerekiyor. Sonra Boğaz’daki o küçük iskelelere daha çok sefer konulmalı. Yani benim elimde olsaydı, benim rüyam ne olurdu size söyleyeyim. Mümkün değil, ama Boğaz’daki o büyük gemi geçişlerini azaltırdım. Gerçi Montrö Anlaşması var, ama Montrö Anlaşması hazırlandığında dünyada bu kadar petrol sevkıyatı, bu kadar tanker yoktu. Boğazlardaki kazaları görüyorsunuz. Tanker akışını azaltır, tekrar eski zamanlardaki Boğaz seferlerini koyardım. Çünkü Kanlıca’da, Bebek’te, Arnavutköy gibi yerlerde oturan insanlar var. Bu insanlar vapurla gidebilirler evlerine. O seferler arttırabilir. Ada seferlerini daha düzenli yapabiliriz. Bence, denizyolları hala düşünülmesi gereken önemli bir seçenektir.
Feribot seferleri özellikle yaz aylarında son derece önemli...
Ben bir arkadaşımla konuştum. Bozcaada’da evi var. Çanakkale-Bozcada seferleri konmuş. Bu çok iyi bir şey. Aynı şekilde Bodrum’dan Datça’ya var. Ama bu seferler çeşitlendirilirse, o zaman karayollarına bu kadar akın olmaz. Datça’ya denizyoluyla gitmek çok mantıklı bir seçenek. Ama önemli olan deniz kenti İstanbul’da deniz ulaşımını çeşitlendirmek.
Türkiye’nin denizcilik politikası sizce nasıl olmalı?
Bence bir denizcilik politikamız yok. Denizcilik Bakanlığı isteniyordu ama galiba vazgeçildi ya da bu aralar fazla dillendirilmiyor. Marinalar yapılıyor, ama bunlar nereye yapılıyor. Yani Kıyı Master Planı olması lazım.
İstanbul’da denizi hiç görmemiş insanlar var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
İstanbul’da yaşayıp da deniz görmemiş insan nasıl olabilir? Ama bu var. Göç nedeniyle, gecekondu kesimlerine yerleşenler arasında denizi görmeyen çok var. Ama bir kere görmeyle de denizle ilişki olmuyor. Yüzme bilmiyorlar. Ondan sonra denizi kirletiyorlar. Onun için benim önerim, öncelikle havuz. Yani havuz deniz için bir ilk etap olacak. Bütün o gecekondu bölgelerinde oturanların hepsini deniz kıyısına getiremezsiniz. Önce orada yaşayanlara, her üç mahalleye bir havuz lazım. O çocuklar orada yüzmeyi öğrensinler. Çünkü yüzmeyi öğrenmeden deniz sevgisi olamaz.
Ülkemizi yurtdışıyla karşılaştırdığınızda deniz kültürü açısından nasıl bir tablo çıkıyor ortaya?
Benim gördüğüm kadarıyla Yunanistan’ın denizle ilişkisi bizden daha iyi. Denizcilikte, armatörlükte ilk sıralardalar. Bizim denizle ilişkimiz çok iyi değil. Nasıl yapılabilir? Benim için çözüm eğitim tabiî ki. Yurtdışında örneğin Almanya’da İspanya’da görüyorum, küçücük çocuklara önce yüzme öğretiliyor. İspanya’da, Barselona’da belediyenin havuzu var, çok ucuz, insanlar gidip yüzüyorlar. Ulaşılabilirlik düzeyi yüksek. Çocuklara yüzmeyi havuzda öğreteceksiniz, emekliler sağlıklarını havuzda koruyacaklar. Aslında ben havuzu pek sevmem, ama mantığım bana havuzu gösteriyor. İnsanların denizden önce suyla bir şekilde ilişkileri olmalı. Biz suyla hiçbir ilişkisi olmayan insanları denize atamayız. Önce bu kültürün yerleşmesi gerekir. O kültür olmadan pat diye Anadolu’dan gelen çocuğa denizi sevdiremeyiz.
Peki, deniz dostlarına deniz severlere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Denizi sevmek lazım. Denizi sevenler gerçekten çok azaldı. Bir kere deniz ortak bir şey. Onu çok itinalı kullanmamız lazım. Özellikle de Marmara’yı. Marmara benzersiz bir deniz… Ben dünyanın neresinde denize girersem gireyim, hep Marmara’yı özlerim. Çünkü onunla beraber büyüdüm. Bir insan beraber büyümediği sürece o sevgiyi hissetmesi çok zordur. Deniz sevgisini aşılamak için sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimlere çok iş düşüyor. Deniz kültürü anlamında çok büyük eksiklik var. İnsanlar plaja gidiyor ne yüzmeyi öğreten biri var, ne o insanlara sahip çıkacak cankurtaran, her yıl bir sürü insan boğuluyor. Denize donla girenler var. Onun için diyorum, o insanlara suyu, havuzu, yüzmeyi, mayoyu öğreteceksiniz. Ondan sonra denize alışacak, denizi, deniz ürünlerini, tekneyle gezmeyi sevecek.
Son olarak Vira Dergisi’ni nasıl buluyorsunuz?
Vira Dergisi’ni çok güzel buluyorum. Gerçekten mükemmel. Deniz kültürüne çok katkıda bulunan bir dergi. Günün birinde Türkiye’de insanlar denizi seveceklerse, denizi koruyacaklarsa bunda Vira Dergisi’nin çok katkısı olacaktır.
Vira Dergisi





















