ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
İmam Altınbaş: Devlet Denizci Olmadan, Millet Denizci Olamaz
29 Eylül 2009 / 11:29
Denizi sevmenin küçük yaştan itibaren eğitimle kazanılacağını kaydeden Altınbaş ile denizi, denizcilik sektörünü ve Altınbaş Holding’in çeşitli sektörlerdeki yatırımlarını konuştuk.

Bir millet nasıl denizci olur? Üç yanı denizlerle çevrili olan memleketimiz nasıl olur da denizci olamaz? Sırtını döner, denizi yeterince kullanamaz, ondan ve nimetlerinden bihaber kalır. Bu soruları Vira okurları için yanıtlayan Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş, “Ben devletin denizci olmadan milletin denizci olamayacağına inanıyorum. Devlet, temsil edildiği her birim ile millete deniz sevgisini aşılamalı” gibi önerilerde bulunuyor. Denizi sevmenin küçük yaştan itibaren eğitimle kazanılacağını kaydeden Altınbaş ile denizi, denizcilik sektörünü ve Altınbaş Holding’in çeşitli sektörlerdeki yatırımlarını konuştuk.

 

Kısaca yaşam öykünüzü öğrenebilir miyiz?

1965 Gaziantep doğumluyum. Altı kardeş olarak iş hayatımıza babamız Mehmet Altınbaş’ın çizdiği yolla başladık. Ülke için çalışmayı, değer yaratmayı, marifetli olmayı, en önemlisi iş yaparken ahlaklı olmayı ondan öğrendik. İş hayatım, altın ve mücevheratla başladı. Rekabet duygusunu çok sevdiğim futbol ile kazandım. Adana Demirspor’da futbol oynadığım yıllarda iş hayatında başarılı olmak için sadece kafaca değil, beden olarak da güçlü olmak gerektiğini gördüm. Bununla birlikte takım olmanın, uyumlu bir ekip kurmanın önemini de o zamanlarda anladım. Dünya küreselleştikçe dünyanın birçok ülkesi ile ticaret yapmaya başladık. 30’lu yaşlarda pekiştirdiğimiz ihracat odaklı çalışma tarzını, bir süre sonra uluslararası yatırımcı hüviyetine dönüştürdük. Grubumuzun yabancı ülkelerde de yatırımlar yapması, farklı kültürlerdeki insan kaynağıyla iş yapma becerimizi geliştirdi. Ancak dünyanın neresine giderseniz gidin, iyi bir fikrin yanında ahlak ve çalışma azmi olduğu sürece her zaman kazanmanız mümkündür. Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanlığının yanında, İstanbul Değerli Maden ve Mücevherat İhracatçıları Birliği’nin de (IDMMIB) başkanıyım. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) İcra Kurulu asil ve Yürütme Kurulu üyesiyim. İSO Meclis ve DEİK Türk-Avrasya ve Arnavutluk İş Konseyleri üyesiyim. Yakın zamanda uluslararası mücevherat sektörünün kanaat önderlerini buluşturan, Dünya Mücevherat Konfederasyonu (CIBJO) Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçilen ilk Türk oldum. Böylece özellikle tüketici açısından dünya mücevher endüstrisinin normlarının belirlenmesinde, Türkiye de karar verici ülkeler arasında yer alacak. Ayrıca kurumsal sosyal sorumluluk projesi olarak bünyemize kattığımız Göztepe Spor Kulübü ile Göztepe Derneği’nin Başkanı olarak İzmir’in Göztepe’sini hak ettiği kalıcı başarılara kavuşturmak için yönetimimizle birlikte büyük bir emek ve özveri ile çalışıyoruz.

 

Biraz Altınbaş Holding’den bahseder misiniz? Hangi alanlarda yatırımlarınız var?

1950’lerde rahmetli babamızın Gaziantep’te bir kuyumcu mağazası olarak başlattığı yolculuğa, bugün Türkiye’nin önde gelen holdinglerinden biri olarak devam ediyoruz. 2,5 milyar Doları aşan aktif büyüklüğe ve 3500 çalışana ulaştık. Altı erkek kardeş olarak sağlam temeller üzerine güçlü bir yapı kurduk. Bugün Türkiye’nin önde gelen uluslararası yatırımcılarından biri olarak üç kıtada varlık gösteriyoruz. Enerji, finans, mücevherat, lojistik ve gayrimenkul sektörlerinde 35 markamız ile 35 ülkeye doğrudan, 80 ülkeye dolaylı ihracat yapıyoruz. Kıbrıs, Almanya, Bulgaristan, Arnavutluk, Makedonya, ABD ve Ukrayna’da istihdam yaratıyoruz. Altınbaş Holding olarak; ALPET, Exengaz ve Atak ile enerjide, Creditwest Bank, Creditwest Faktoring, Creditwest Insurance, Creditwest Finance ve Altınbaş Kıymetli Madenler Borsası ile finansta, Altınbaş, Assos, Era, ONSA ve Alstone markalarıyla mücevheratta, Transal ve Galata Denizcilik ile lojistikte, ALYAP ile gayrimenkul geliştirmede ve GOZZA markası ile spor endüstrisinde faaliyet gösteriyoruz.

 

Enerji alanında da yatırımı olan biri olarak son dönemde yapılan uluslararası anlaşmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye; İran ve Irak, Rusya ve Hazar gibi geniş petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip bölgelerle sınırdaş olması nedeniyle coğrafi olarak enerji naklinde önemli konumdadır. Türkiye’nin artan iç talebi karşılamak için doğalgaz ve petrol arzını güvence altına alabilmesi adına yapılan ve son dönemde ön plana çıkan Nabucco, Mavi Akım, Güney Akım projeleri, diğer uluslararası anlaşmalar ve yabancı ortaklıklar, Türkiye’nin dış siyaset stratejisinin kuvvetlenmesi adına son derece memnuniyet vericidir. ALPET, Altınbaş Holding Enerji Grubu’nun amiral gemisidir. Dinamizmi ve hızlı büyümesi ile akaryakıt sektöründe kısa sürede önemli dağıtım şirketlerinden biri haline gelmiştir.

 

Finans konusunda da yatırımlarınız var. Krizde nasıl bir yol izlediniz?

1994’de Kıbrıs’ta kurulan Creditwest, edindiği 1994 ve 2001 kriz deneyimleri ile bugün dünyayı saran ekonomik krizi hazırlıklı karşıladı. Ukrayna’daki ilk Türk bankası olan Creditwest Bank Ukrayna ile finans yatırımlarımızı bu bölgeye taşıdık. Krizde büyüme yönlü bir hedef çizen Creditwest, Ukrayna’nın sağlam finansal yapısı sayesinde krizin yaratacağı fırsatları en iyi şekilde değerlendirdi. Türkiye’de ise halka açık olan ve İMKB’de işlem gören Creditwest Faktoring şirketimiz bulunmakta. Bilânçomuzun aktifi kısa vadeli alacaklardan oluşmaktadır. Öz kaynağı güçlü bir şirketiz. Biz şirket olarak kur riski taşımıyoruz, dolayısıyla kurlardaki değişme bizi doğrudan etkilemiyor. Alacaklarımızın kısa vadeli niteliği nedeniyle faiz riskini de kolaylıkla yönetebiliyoruz. Son beş yıldır her geçen gün geliştirerek uyguladığımız risk yönetimi araçları ve yöntemleri ile bu riski minimize ettiğimizi şimdi memnuniyetle görüyoruz. Biz krizin yarattığı fırsatları değerlendirerek, krizden güçlenerek çıkacağımıza inanıyoruz. Çünkü biz hedeflerimizi tehdide değil, fırsatlara göre belirliyoruz.

 

Kuyumculuk, Kapalı Çarşı mantığından çıkıp markalaşma sürecine girdi. Türkiye’nin bu sektördeki konumunu anlatır mısınız?

Sektörümüz, son 20 yılda üretim ve ihracatta, markalaşma ve mağazalaşmada gösterdiği performansla dünya altın sektörünün en önemli oyuncularından biri olmuştur. Altın ithalatının yıllık bazda 200 tonu aşması ve 2008 gibi zor bir yılda talebin özellikle üçüncü çeyrekte yüzde 15 artması bunun delilidir. Artık Hindistan, Çin, ABD ve İtalya’nın yanında Türkiye de bir devdir. Dolayısıyla Türkiye’nin dünya altın piyasasındaki merkezlerden biri olması kaçınılmazdır. Gerekli yasal ve vergisel altyapı sağlandığında da Türk kuyumculuk ve mücevherat sektörünün dünya lideri olabilecek potansiyeli bulunduğuna yürekten inanıyorum.

 

Biraz da denizden bahsedelim. Çocuklarımızın denizden daha fazla faydalanmaları için ne tür çalışmalar yapılmalı?

Aileler, çocuklarını küçük yaşlardan itibaren deniz ve çevre temizliği, denizlerin korunması ile ilgili konulara duyarlı olarak yetiştirmeli. Bu sorumluluk eğitim hayatı ile birlikte okullarla paylaşılıyor. Denizi sevmek için eğitim mutlaka olmalı. Ben devletin denizci olmadan, milletin denizci olamayacağına inanıyorum. Devlet, temsil edildiği her birim ile millete deniz sevgisini aşılamalı. Belediyelerimiz sosyal projeleri içinde denize ve çevreye mutlaka yer vermeli. Geleceğimiz olan çocuklara deniz kültürünün aşılanması hepimizin sorumluluğu. Elbette sivil toplum örgütlerine ve Türkiye’nin öncü kuruluşlarına da önemli görevler düşüyor. Son dönemde bu yönde artan girişimler ve sosyal sorumluluk projeleri umudumuzu artırıyor. Biz de denizcilik ve deniz kültürü çerçevesinde, ülkemiz insanlarının deniz kültürüne yakınlaşması ve denizi sevdirmek için, sosyal sorumluluk projelerinde mümkün olduğunca yer almaya çalışıyoruz.

 

Vira bir deniz kültürü dergisi. Sizce böyle bir derginin deniz kültürüne nasıl faydaları olabilir?

Yıllarca denize ve denizciliğe, millet ve devlet olarak hak ettiği değeri maalesef vermedik. Ancak son yıllarda, deniz kültürümüzde önemli gelişmeler olduğunu görüyoruz. Bir yandan ticari alanda ilerleme yaşanırken, diğer yandan, marinalarımızın sayısının artması, yelken sporumuzun her kuşağa yayılması, insanlarımızın deniz araçlarına sahip olmayı sadece lüks olarak görmekten vazgeçmesi bu gelişmeyi anlatıyor. Denizcilik kültürünün yaşatılması için denizcilik okulları, sosyal sorumluluk projelerine ağırlık veren şirketler, marinalar ve yelken okulları bunun için üstlerine düşeni yerine getiriyor. Bununla birlikte Vira çok önemli bir misyonu yerine getiriyor. Öncelikle deniz kültürünün anlatılması, yaşatılması ve yaygınlaştırılması açısından Vira’nın yayınında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Vira, hem sektörde faaliyet gösteren şirket ve yöneticilerin kendilerini anlatmaları, sektörle ilgili sorunların dile getirilmesi, hem de başarıların, hedeflerin paylaşılması için bir ortam yaratıyor. Bu da Vira Dergisi’nin sektörümüzün birliği ve beraberliği için önemli bir rol üstlendiğini gösteriyor. Ayrıca, deniz kültürünün yerleştirilmesi, çevre bilincinin oluşturulması ve sürdürülmesi ile gelecek nesillere bu bilincin aktarılması açısından Vira’nın bir köprü görevi gördüğünü düşünüyorum

 

Okuyucularımıza nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Böyle bir ülkede doğmuş ve yaşayan biri olarak en önemli sorumluluğumuzun, gelecek nesillere aynı güzellikleri bırakmak olduğunu düşünüyorum. Dünyanın sayılı kıyı şeridine, sahillerine sahip bir ülke olarak bu zenginliği korumalı, denizlerimizi yaşatmalı aynı sevgi ve bilinci çocuklarımıza da mutlaka benimsetmeliyiz. Ayrıca ekonomimiz için önemli bir yeri olan Türk denizcilik sektörünün, yaşanan ekonomik olumsuzluklara rağmen büyüyeceğine ve bu sayede ekonomimizin önemli kazanımlar elde edeceğine olan inancım tam. Çünkü Türk denizcilik sektörünün tecrübesi, ihtiyaç duyduğumuz her an bize bu morali verecek bir tarihe sahip. İnanıyorum ki, Türk denizciliği zor günleri de aşacak ve önümüzdeki dönemlerde büyümesini sürdürerek yeni rekorlara imza atacaktır.

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Röportajlar Kategorisindeki Diğer Haberler
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
200 yıllık tarihi gemi inşa ve bakım havuzlarının bulunduğu Haliç Tersanesi'nin, Osmanlı Denizcilik Tarihi'ni bütün yönleriyle yansıtan bir "Denizcilik Müzesi"'ne dönüştürülmesi gerektiği fikrine katılıyor musunuz?
E-BÜLTEN