• BIST 80.821
  • Altın 593,16
  • Dolar 2,1715
  • Euro 2,8475
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 31 °C
  • İzmir 31 °C
  • Bursa 27 °C

Krizin Türkiye'ye etkileri

Krizin Türkiye'ye etkileri
Krüresel krizin Türkiye'deki etkilerini Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aysu İnsel ve Araştırma Görevlisi Dr. Ercan Sarıdoğan Vira için inceledi.

Dünya ekonomisinde konjonktur eğilimleri ve kriz

Amerikan Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu (NBER), ABD ekonomisinin 2007-Aralık ayından beri durgunlukta –resesyonda- olduğunu açıklamıştır. Tarih Şubat 2009 ve dünya ekonomisi ABD konut sektöründeki kredi sorunlarınla başlayan küresel bir krizin içinde yol almaya ve sorunları aşmaya çalışmaktadır. Krizin temel sebebi, ABD ekonomisinde konut sektörüne verilen krediler olarak görünse de, aslında “konut kredisi balonu” dünya ekonomisinde iktisadi dalgalanmanın bir yan sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

ABD ekonomisinde krizlerin yapısı tarihsel olarak incelendiğinde, ABD ve diğer ekonomilerdeki özel sektör faaliyet karlarında azalmalar başladığında reel sektör yatırımlarının da azaldığı gözlenmektedir. Reel yatırımcıların ellerinde tuttukları –kullanmadıkları- fonlar ile mali piyasaların kendi içlerinde yarattıkları karmaşık türev araçlar, mali piyasalarda önemli miktarda fon arzına yol açmaktadır. Bu büyük fon miktarlarının faizleri düşürerek herhangi bir sektörde yatırımları –konut sektörü gibi- yoğunlaştırması mümkün olmakla beraber, “sürü psikolojisi” mantığı ile tüm fonların aynı/benzer sektöre akması sektördeki fiyatların ve buradan elde edilen karların yapay olarak şişmesini de kaçınılmaz kılmaktadır.  Fiyatlar ve kazançlar açısından zirveye ulaştığına inanan yatırımcıların bu sektöre bağladıkları fonları çekmeye başlamasıyla panik oluşmakta, şişen fiyatlar ve karlar dip yapmaktadır.

 

Mali sistemdeki yapay kazanç mekanizmalarının çökmesi sonucunda, iktisadi birimler arasında “güven bunalımı” ortaya çıkmaktadır. Güven bunalımı ise mali sistemi kilitleyerek fonlama kanallarını tıkamaktadır.  Ortaya çıkan belirsizlik ve güvensizlik, mali yatırımlara karşı zarar beklentisini arttırmakta ve bunun sonucunda da tüm yatırımcılar nakit tutmayı tercih etmektedirler. Herkesin likitte kaldığı bu durum Keynes tarafından “Likidite Tuzağı” olarak tanımlanmıştır.   Bu durumda merkez bankaları piyasayı fonlasa bile buraya gelen fonlar “atıl para” olarak spekülatif amaçla tutulmakta ve sisteme kanalize olamamaktadır.  Belirsizlik,  güvensizlik ve zarar beklentilerinin hüküm sürdüğü bir piyasa ortamında yaşanan sorunlara sadece para politikası araçları ile müdahale etmek yeterli olamamaktadır. Çünkü mali piyasalardaki belirsizlik ve güven sorunu, fonlama ve likidite sorununu arttırarak -piyasada fon olsa dahi- kredi mekanizmasının etkin çalışmasını önlemektedir. Bu durum, bir yandan reel sektör firmalarında likidite sorunu yaratırken, diğer yandan da tüketicilerin krizle birlikte tüketim taleplerini kısmalarına neden olmaktadır. 

 

 

 

 

Mali sistemde başlayan kriz, ekonomin reel sektöründe hem talep cephesinde hem de arz cephesinde sorunları derinleştirerek ve gelecek ile ilgili beklentilerin bozulmasından beslenerek ekonominin ciddi oranda daralmasına yol açmaktadır. Firmalar bir yandan fonlama sıkıntısı altında, diğer yandan da talep daralması karşısında ayakta kalmakta zorlanırken, zayıf firmaların kapanması kaçınılmaz olmaktadır. Böylece ortaya çıkan bir diğer ekonomik sorun ise istihdam daralmaları ve işsizlik oranındaki artışlardır. Bankacılık sisteminin verdiği kredilerle başlayan krizin reel sektöre sıçraması ve kredilerin geri dönüşlerinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle reel sektörden mali sektöre geri dönmesi ekonominin daralan bir döngüye girmesine neden olurken, kriz yaşanan ülkelerde çok ciddi ekonomik ve sosyal problemler doğurmaktadır.

 

 

 

Piyasa ekonomisinde iktisadi birimlerin bireysel kazanç amacıyla hareket ederken makroekonomik gelişmeleri yeterince takip etmemeleri ciddi zararlarla karşılaşmalarına neden olmaktadır. Çünkü bazen bireysel rasyonelliklerin toplamı makroekonomik irrasyonaliteye yol açabilmektedir. Bir ekonomide sürü psikolojisi ile beslenen bireysel kazanç hırsları ve ekonomik birimler arasındaki asimetrik -dengesiz, eşitsiz- bilgi dağılımı ters seçimlere yol açarak sistemde yatırımcıların yanlış kararlar almalarına neden olabilmektedir. Yanlışlarla beslenen her karar bir kartopu, bu kararların oluşturduğu kararlar topluluğu ise sistemi çökertecek bir çığa dönüşebilmektedir. 

 


ABD ekonomisinde konjonktür eğilimleri ve kriz

Amerikan ekonomisinde mali sistem kendi yarattığı devasa yapay fonlarla birlikte konut sektöründe fiyatları ve karları şişiren bir yapıya dönüşmüştür. Kredi dağıtımında eksik risk değerlemesi, başlangıçta çok düşük değişken faizli kredi uygulaması konut kredi talebini ve devamında enflasyonu arttırmıştır. ABD merkez bankası FED’in faizleri yükseltmeye başlamasıyla birlikte sonun başlangıcı başlamıştır.

 

Faizlerin yükselmesi ödenemeyen kredilere yol açarken, bu kredilere bağlı olarak çıkarılan tüm mali araçların, bu araçları çıkaran ya da araçları satın alan tüm kurumların bilanço değerleri ciddi oranda etkilenmiştir. Buna bağlı olarak mali sektörde başlayan sıkıntılar, belirsizliği ve güveni azaltmıştır. Bankacılık sistemi çok ciddi zarar görmüştür. Bu zararların küresel olarak yayılmasıyla, Avrupa ve Asya ekonomileri de bu zararlardan paylarını düşeni almıştırlar.

 

 

Krizin yayılma mekanizması önce beklentilerin bozulması üzerinden küresel olarak fonlama sıkıntılarına yol açmış, bu fonlama sıkıntıları reel sektörü olumsuz etkilemiştir. Ülkeler arasında ticaret kanalı -ihracat ve ithalat- daralarak, kriz küresel reel ekonomiyi durgunluğa sürüklemiştir. Kriz bu çerçevede etkin bir şekilde yönetilemezse küresel bir buhrana dönüşme olasılığı düşük değildir. 

 

 

 

Krizden çıkış için likidite desteği ve faiz oranlarının düşürülmesi yoluna gidilmiş, ancak yukarda belirtilen “Likidite Tuzağı” koşulları çerçevesinde sisteme enjekte edilen fonlama ekonomileri uyarmada yetersiz kalmıştır. Çünkü hem mali piyasalarda hem de reel sektörde kazanç beklentilerinin olumsuz etkilenmesi, spekülatif para talebinin faizlere olan duyarlılığını arttırırken, reel yatırımların faizlere olan duyarlılığının azalmasına neden olmuştur. Böylece, psikolojisi bozulan piyasa ekonomisinin köklü bir tedavisinin yapılması yerine, cebine para koyarak (genişleyici para politikası, likidite, fon desteği) yoluna devam etmesi beklenmektedir; ne var ki, para politikası uygulamaları beklenen desteği ve sonucu yeterince sağlayamamaktadır. 

 

 

 

 

Hükümetler piyasadaki beklentileri yönetebilmek için, bankacılık sektöründeki işlemlere garanti verme, mali sorunlar yaşayan firmalara destek verme, arz ve talep cephesindeki olumsuzlukların etkilerini azaltmak için çeşitli düzeyde para ve maliye politikası tedbirleri yürürlüğe koymaktadırlar. Krizden çıkışta kritik nokta, ülkelerin işbirliği çerçevesinde krizi, kriz beklentilerini, reel sektör ve mali sektörde arz ve talep cephelerindeki bozulmaları etkin bir şekilde yönetmeyi becerebilmeleridir.

 

Krizin dalga boyu -derinliği ve uzunluğu- krizin yönetilmesine bağlı olarak şekillenecektir. ABD ekonomisi için mevcut göstergeler incelendiğinde, krizin dip nokta uzunluğunun 2008’in son çeyreğinden 2009’un ilk yarısına kadar olan süre olarak, dip noktadan toparlanmaya geçilme uzunluğunun ise 2009’un ikinci yarısından başlayarak ortalama iki yıllık bir süre olarak öngörülebilir.

 

Amerikan ekonomisine tarihsel olarak bakıldığında, özellikle reel sektör faaliyet gelirlerin azaldığı dönemlerde, firmaların finansal piyasalarda kazançlar elde etmeye yöneldiği ardından mali krizlerin yaşandığı gözlenmektedir. Şekil.5’de görülebileceği gibi, tüm durgunluk dönemleri öncesinde faaliyet gelirleri azalmış ve faiz gelirleri artmıştır.  Şekil.6 ve 7’de FED faizlerinin tarihsel seyri incelendiğinde, ekonomide özellikle mali sektörde ortaya çıkan ısınmayı azaltmak için faizleri yükselttiğini, devamında ise başta borsadaki şişen fiyatların ve yapay karların azalmasına bağlı olarak derin ekonomik daralmalar yaşandığı görülmektedir.  Şekil.8 ve 9’da 1929’dan günümüze ABD ekonomisinde büyüme ve milli gelir harcama bileşenleri görülmektedir, bugünkü krizin derinliği henüz 1929 benzeri bir kriz derinliğine ulaşmış olmasa da eğer etkin bir şekilde yönetilemezse bu derinliğe gitme olasılığının düşük olmadığını söylemek abartı olmayacaktır.

 

Krizin dünya ekonomisinde özellikle bölgeler-arası (Amerika, Avrupa, Asya) ve bu bölge içi ekonomiler arasında beklentiler, finansal akımlar ve ticari akımların karşılıklı olarak daralan bir döngüde seyretmesine yol açmaktadır. Bu döngüyü olumluya çevirmede tek başına piyasa ekonomisinin başarılı olamayacağı ve devlet müdahalesinin toplum çıkarı için gerekli olduğu bu krizle birlikte artık tescillenmiştir.

 


Türkiye ekonomisinde konjonktür eğilimleri ve kriz

 

Türkiye ekonomisi, yüksek dış kaynak ihtiyacı altında gelişen bir ekonomi olması sebebiyle kırılgan bir ekonomik yapı arz etmektedir. Bu kırılganlık kendisini sık sık ekonomik krizlerle göstermektedir. Türkiye ekonomisinde krizler temelde döviz sıkıntısı biçiminde ortaya çıkmaktadır. Cari işlemler açığının ve kamu kesimi açığının finansmanı sıkıntısı Türkiye ekonomisi üzerinde her zaman risk unsuru olarak kendisini göstermektedir. 1994 Nisan, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizleri esas olarak bu sorunlardan kaynaklanmıştır.

 

2008 küresel ekonomik krizinin Türkiye ekonomisine etkileri incelendiğinde, bu krizin Türkiye ekonomisi dışında etkisini hissettirmesi sebebiyle önceki krizlerden farklı bir özelliğe sahip olmasına rağmen, ekonomide mali ve reel sektör üzerinde yaratacağı sorunlar açısından önceki krizlere benzer etkileri olabilecektir. Bu kriz sürecinde bankacılık sektörünün döviz yükümlülükleri riskinin düşük olması döviz paniklerini azaltmış olsa da reel sektör firmalarının döviz yükümlülükleri risk unsuru olarak varlığını devam ettirmektedir. Diğer yandan, Türkiye ekonomisi özellikle bankacılık kesiminde 2001 krizi sonrasında yaptığı reformlar sayesinde, mali yapı açısından düşük risk taşımaktadır. Ancak dış fon sıkıntısı ve özellikle dış talebin daralmasının ekonominin büyümesi üzerinde önemli daraltıcı etkileri söz konusudur. 

 

Türkiye ekonomisinin küresel krizden etkilenme kanalları, temelde küresel fon piyasalarından fon temininde daralma ve ihracattaki daralma üzerinden kendisini göstermektedir. Mali ve ticari kanallardaki bu daralmanın büyüklüğü ekonominin büyümesindeki daralmayı belirlemektedir. Çünkü Türkiye ekonomisi ağırlıklı olarak dış kaynakla kendisini finanse etmekte ve buna bağlı olarak büyümektedir. 

 

Krizle ilgili olarak daralan likiditenin olumsuz etkilerini gidermek için,  TCMB’nin kontrollü genişleyici para politikası uygulaması ve faiz oranlarını düşürmesi önemli etkiler yapsa bile yeterli olamamaktadır. Çünkü krizle birlikte beklentilerin bozulmasını, ihracata bağlı olarak ekonominin daralmasını sadece para politikası ile aşmak mümkün olmamaktadır. Reel sektör firmaları bir yandan daralan ve maliyeti yükselen kredi sorunları, diğer yandan daralan iç ve dış talep makasında hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Bu makasa dayanamayan firmalar ise kapanmaktadır. Bu durum istihdam ve iç talepte bozulmaya yol açarak, ekonominin daralan bir sarmala girmesine yol açmaktadır. 

 

Şekil.10 ve 11’de Türkiye ekonomisi konjonktür göstergelerini incelediğimizde, hem önceki krizlerin dalga boylarını hem de bugünkü krizin ulaştığı seviyeyi görmek mümkündür. Bugünkü krizin etkilerini azaltmak için bize dışsal olan dünya ekonomisi koşulları haricinde ekonomi yönetiminin krizi yönetme etkinliği krizin gidişatını belirleyecektir.  Yaptığımız resesyon modeli sonucuna göre (Şekil.13) Türkiye ekonomisini Kasım-08 itibariyle resesyon olasılığı %99’dur. Bu durumda Türkiye ekonomisi 2008’in son çeyreği ve devamında 2009’un ilk iki çeyreğinde negatif büyüme ile karşılaşacaktır. Ekonomideki daralmanın dalga boyu, bir yandan dış ekonomik konjonktüre, diğer yandan ise krizin yönetilmesine bağlı olarak şekillenecektir.

 

Krizden çıkış için öncelikle beklentilerin etkin ve gerçekçi yönetilmesi, daralan döviz kaynaklarının iyileştirilmesi (IMF’le anlaşma yabancı yatırımcılar için bir güven çapası olabilir), daralan iç talebin kontrollü ve popülist olmayan maliye politikaları ile uyarılması, ihracattaki daralmanın başta komşu ülkeler olmak üzere çeşitlendirilmesi ekonominin tıkanan kanalları ve yavaşlayan çarklarına tekrar ivme kazandırabilecektir Türkiye ekonomisinde, krizden çıkışta ağırlıklı olarak, dünya ekonomisinin konjonktürü etkili olmasına karşın, içerde de krizden en az zararı gösterecek etkin bir ekonomi yönetimi sergilenebilir. Bu çerçevede, dünya ekonomisi konjonktürüne bağlı olmakla birlikte, Türkiye ekonomisinde de krizin dip nokta uzunluğunun 2008’in son çeyreğinden 2009’un ilk yarısına kadar olan süre olarak, dip noktadan toparlanmaya geçilme uzunluğunun ise 2009’un ikinci yarısından başlayarak ortalama iki yıllık bir süre olarak öngörülebilir.  Şekil.14’de, Türkiye ekonomisi için GSYİH’nın gidiş patikası farklı senaryolara göre tahmin edilmiştir. Buna göre 2008 yılı büyümesi, [% 0.43-1.2] aralığında, 2009 yılı büyümesi [% -3.09-0.78] aralığında, 2010 büyümesi [% 2-5] aralığında 2011 büyümesi [% 6-9] aralığında beklenebilir. 

 

 

 Vira Dergisi

Bu haber toplam 14751 defa okunmuştur
Diğer Haberler
  • Türkiye'nin en gözde yeni enerjisi20 Şubat 2013 Çarşamba 12:32
  • Katar’la LNG’de fiyat pazarlığı19 Şubat 2013 Salı 11:06
  • SOCAR MARINE & DELTA RUBIS işbirliği18 Şubat 2013 Pazartesi 15:28
  • Zorlu Enerji Grubu’na "İnsana Saygı"Ödülü18 Şubat 2013 Pazartesi 14:03
  • RWE ve Demirer Enerji'den satış anlaşması12 Şubat 2013 Salı 16:47
  • Ticaret hacmi 62 milyar oldu!11 Şubat 2013 Pazartesi 13:59
  • Yeni bir dünya bulundu!07 Şubat 2013 Perşembe 10:56
  • Bu rakamlar şaşkına çeviriyor!07 Şubat 2013 Perşembe 10:35
  • 12’nci parsele de İsrail’de ortak!07 Şubat 2013 Perşembe 10:12
  • ABD S&P'den şikayetçi oldu05 Şubat 2013 Salı 09:50