




“Komşumuz Yunanistan denizleri yüzde 85 kullanıyorsa, biz yüzde üç kullanıyoruz” diyen gemi sanayinin önde gelen isimlerinden Özdemir Ataseven, denizciliğin devlet politikası olması gerektiği düşüncesinde. Denizin kültür boyutunun eksik kaldığını vurgulayan Özata Shipyard Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir Atasaven’den gemi sanayini değerlendirmesini istedik. Aynı zamanda Gemi Sanayicileri Derneği Başkan Vekili olarak da yoğun çalışmalar içinde olan Ataseven bize, Yalova’da kurulma aşamasında olan Organize Sanayi Bölgesi’ni anlattı. Kriz konusunda değerlendirmelerde bulunan Ataseven bizimle deniz kültürü ve tanıtımla ilgili görüşlerini de paylaştı.
Önce sizin hayat hikayenizden başlayalım…
1960 Samsun Bafra doğumluyum. 1961’de Haliç Hasköy’e taşınmışız. İlkokuldan liseye kadar Hasköy’de okudum. Lisenin karşısı tersaneydi. Ben de gemi işlerine hevesliydim. Arkadaşlarımın çoğu ilkokuldan sonra orada çalışmaya başladı. Ben de orada geceleri çalışmaya başladım. Bu işten zevk alıyordum. Liseden sonra askere gidinceye kadar orada çalışmaya devam ettim. Askerden gelince tersanelerin Tuzla’ya taşındığını gördüm. Biz de geldik Tuzla’ya. Burada önce şimdiki GESAN’da çalıştım. Sonra da taşeron olarak işe koyuldum. Yalova’ya gidinceye kadar, Tuzla’daki birçok tersanede tamir, bakım-onarım, yeni inşa gemiler yaptım. Bu arada Gemi Sanayicileri Derneği’ni kurduk. Şu anda başkan vekiliyim. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde denizcilik sektörü ile ilgili yöneticilik de yaptım. Aynı zamanda Samsun Derneği’nin de genel başkan vekiliyim.
Sizce biz denizlerimizi doğru kullanıyor muyuz?
Yunanistan denizleri yüzde 85 kullanıyorsa, biz yüzde 3 kullanıyoruz. Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Denizcilik Müsteşarlığı çalışanlarının denizci olması, bu dönemde iyi bir atılım yapılmasına sebep oldu. Ancak bana göre daha alınacak çok yol var. Daha önce başlamış olmalıydık. Denizyoluna olan ilgi köreltildi. Sebepleri biraz karayolları ile ilgili. Altyapı maliyeti olmayan denizyolu yerine, altyapısı çok pahalı olan karayollarını kullanmayı tercih ettik. Bizi denizden soğuttular. Mesela bir yatın değeri 15 bin Lira, vergisi de eklenince pahalı geliyor insanlara, tekne almaya yanaşmıyorlar. Halbuki aldıkları araba 70-150 milyar. İşte bu denize olan soğukluğumuzun en büyük göstergesidir. Devletin üstüne çok büyük görev düşüyor. Kültür boyutu eksik kaldı. Bunun öncüsü kimse olmadı. Şimdi bile başlasak, büyük kâr. Binlerce insan kruvaziyerlerle ülkeleri geziyor. Biz daha İstanbul limanlarına 10 gemi birden sokup, İstanbul’u tanıtamıyoruz. Ben Tire Limanı’na gittim, o büyük kruvaziyerleri seyrettim. Sandal gibi girip çıkıyorlar. Adamlar “Biz denizden para kazanacağız” demişler. Deniz millete açılmalı, yoksa her şeyin önüne bürokrasi engeli koyarsan olmaz. Denizciliğin mutlaka devlet politikası olması gerekiyor.
Eski İstanbullusunuz. Dünden bugüne İstanbul’da neler değişti?
Hatırladığım İstanbul’a göre gerilemişiz. 45 sene hiçbir şey yapmamışız. Biz son altı senede, 50 sene öncesine dönmeye başladık. Fark şu; o zaman vapurlar vardı, şimdi biraz daha modern feribotlar, deniz otobüsleri var. Plajlar vardı, ama sahil yolunu yaptık, bütün plajlar kapandı. Halkın denizle arasına biraz daha set çekildi. Millet şimdi denize girmeye değil, piknik yapmaya gidiyor. Denizle iç içe olup kaynaşmayı da beceremedik. İstanbul’u kültür kenti yapacağız, ama turist geldiğinde sadece dağ, taş, tepe, müze, saray görmeyecek. Gelecek, iki gün de denize girecek. Olması gereken bu.
Bu arada ciddi olarak bir deniz kirliliği de söz konusu. Bu kimin günahı?
Bana göre baştan beri yerel yönetimlerin günahı çok. Deniz kirliliği, halk bilinçlendirilmediği için oluyor. Arabalı vapurda sigara içmek yasak, ama hala sigara içip izmaritini denize atabiliyor insanlar. Deniz, dışarıdan gelen atığın belli bir miktarını kendi temizler. Biz arıtma tesislerinin mantığını bile yeni kavrıyoruz. Atıklar denize akıyorsa hemen önlem alınmalı. Yoksa deniz kirlendikten sonra temizlemeye kalkarsan bu çok daha zor olur. Deniz üç senede temizleyemez ki kendini. Ancak 10 senede temizler. Çünkü 50 sene kirletmişiz denizi. Bunun için de eğitime çocukluktan başlamak lazım. Oysa eğitim sistemimizde bu konu ile ilgili hiçbir şey yok.
Denizcilik sektörü çok gelişti. Fakat küresel kriz yüzünden sektör durağan bir dönem yaşıyor. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Krizin başlayacağını duyar duymaz “battık” diye herkes kıyamet kopardı. Yani biz bir gün de mi battık? Bir gemi tersaneyi bir sene döndürür, ama biz hemen para istemeye başladık. Kriz var ya, ne olur ne olmaz diye parayı elde tutuyorlar. İşte krizi yaratan da bu. Bu kadar mantıksızlık olamaz. Bence insanlar şu anda parasını devir daim yapmalı. Ayrıca biz krize alışkın bir milletiz. Dolayısıyla krize daha uzun süre dayanabiliriz. Kısacası işverenin parayı kendi işine yatırmaya başlaması gerekiyor. İşverenlerimizin bu krizi önce kendi gücüyle karşılaması lazım. Devlet yardım yapacak mı? Tabi ki yapacak. Biz çok büyük yatırımlar yaptık, yatırım aşamasında henüz emekliyorken krize yakalandık. “Elimizden tut” dedik, ama ayağa kaldır diyemez kimse devlete. Devletten bir şeyler beklemeli, ama her şeyi değil. Devlet sadece denizciliğe değil, her sektöre böyle bir krizde kesinlikle eşit şartlarda destek vermeli.
Tersanelerimiz 2015 yılına kadar doluydu. Ne oldu da bir gecede her şey bitti?
Bunlar yalan değildi. Öyle siparişler vardı. İyi fiyatlarda işler yapıldı. Armatör navlundan parayı kazandı. Tersaneci de yüksek fiyatlarda iş yaptı ve parasını aldı. Krizle beraber 3-5 senelik kontratlar iptal oldu. Ondan önceki 5-6 sene içinde kazandığımız para ise yatırıma gitti. Ama ben biliyorum, yan sanayicimiz krizden önce kazandığı parayı hiçbir yere yatırmadı, o para cebinde.
Gemi sanayi devasa bir sektör. Sizce gemi yan sanayimiz ne durumda?
Yan sanayimiz bugüne kadar yan sanayi olacak durumda değildi. Biz 1981-1982 yıllarında bataklıklarda, imar iskân olmadan, ufak dükkânlarda, ufak şeyler ürettik. Şimdi yan sanayimiz büyüdü. Fakat yan sanayi alanında hala eksiklikler var. GESAD olarak “Ne yapabiliriz?” dedik. Avrupa ile ilişkilere girdik. İnsanların yerleri dar, rahat üretim yapamıyorlar. Biz bunun için çalıştık. Yalova’da Organize Sanayi Bölgesi projesi kurulma aşamasında, ama bunun altyapısının hazırlanması iki seneyi alır. Bunda Sayın Başbakanımız, Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım ve Devlet Bakanımız Zafer Çağlayan’ın büyük desteği var. Bu vesileyle bu kadar çabuk oldu. İnsanları teşvik etmek için Gemi Sanayicileri Derneği olarak öncülük yapıyoruz.
GESAD bu krizi fırsata dönüştürüyor diyebiliriz değil mi?
Hazır ucuz yapılıyorken, biz de değerlendiriyoruz. Eğitim verdiğimiz insan sayısı iki bini geçti, bu sayı 10-12 binlere çıkacak. Çünkü talep daha da arttı. Çalışır vaziyette zordur bu iş. Bu kriz bitene kadar, bu süreçte biz hem eğitim çalışmalarımızı, hem de yan sanayi olarak yatırımımızı tamamlayacağız. Yani silahları kuşanmış bir şekilde savaşa hazır olacağız.
Sizce kriz dibi buldu mu?
Ben ekonomist değilim, ama kendi durumumuza bakınca dibi gördük. Bir senedir sipariş yoksa bu benim için diptir. Bir senedir kimse sipariş almıyor. Elindeki işlerle devam ediyor. Ben geçenlerde bir sac siparişi verdim. Sac fiyatı 350’ye düşmüş. Şimdi 600 diyorlar saca. Demek ki ufak ufak bir çıkış başladı. İthalat var.
Tersanelerimiz sipariş almaya başladı mı?
Şu anda alan var mı bilmiyorum. Ben bir tane aldım. Para istemiyoruz, ama devlet denizle ilgili yapacağı yatırımı biran önce ihale edip tersanelere vermeli. Koster filosu konusunda çalışmalar yapılıyor. Çalışmalar iyi gidiyor, ama bizim sıkıntımızı gidermiyor. Önemli olan krizden sonra değil, şimdi yapıp o zamana hazır olmak. Her tersane bir gemi alsa, krizi tutar ve istihdam sağlanır. Adamı işten çıkarmaz. Ben yakından takip ediyorum. Bütün toplantılarına giriyorum ama ben diyorum ki, bazen nişan almak gerekmiyor; bazen önce atış yapıp sonra nişan almak gerekiyor.
Vira Dergisi deniz kültürü açısından Türkiye’de yayın yapan tek yayın organı. Nasıl buluyorsunuz?
Vira Dergisi’ni yaptığı çalışmalardan dolayı tebrik ediyorum. Haliç’teki Deniz Kültürü Festivali gerçekten çok iyiydi. Yayımcılığın yanında yeni açılımlar yapıyor, örnekler de veriyor Vira. Vira Dergisi, denizcilik sektörünün en önemli yayınlarından biri. Basın yayın organları bize bu zamanlarda lazım. Bütün yayın organları için söylüyorum, ama Vira bizi yurtdışı ve fuarlarda çok iyi temsil ediyor. Ama bana göre Vira bunun daha iyisini de yapabilir. Bu da finansmana dayanır. Bütçe ayırmazsak, eski kafayla gidersek tanıtımımız olmaz. Tabiî ki, reklâm vermeliyiz, yoksa adam beni nereden tanıyacak. Birisi beni yabancı ya da Türk dergisinde görecek de gelecek.
Kriz sürecinde Avrupa’daki reklâm ajansları tamamen dolu, çünkü krizi aşmanın en iyi yollarından biri de tanıtım. Ama bizde tam tersi oluyor…
Yanlış yapıyoruz. Ben kriz başladığından beri yayıncı arkadaşlarla daha çok iletişime giriyorum. Dünyada markaları nereden biliyoruz? Nasıl markalaşacağız? Tanıtımla tabii ki! Burada Vira’nın daha profesyonel bir tarafı var. Çünkü nereye gitsem orada oluyorsunuz. Etkinlik yapıyor, yılmadan mücadele ediyorsunuz. Denizcilik nerede, Vira orada. Tüm basın yayın organlarına sahip çıkılmalı. Burada vereceğinizi para olarak değil, AR-GE olarak görün. Hiçbirimizin bir AR-GE çalışması yok. Bana göre şu anda Vira’nın yaptığı bizim AR-GE’miz. Kendini tanıtmak, markalaşmak da AR-GE’dir. Bu kriz Türkiye’de değil, dünyada aşılır. Onun için de basını kendi içimizdeki bir birim olarak görmeliyiz. Fakat hiçbir şey bedelsiz değil. Ama bunu boşa giden para olarak görürsen, o zaman kusura bakma hala orada merdiven altında üretim yaparsın.
Vira Dergisi





















