ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Rıdvan Akar: Yatırımların Fikri Takibini Yapmalıyız
09 Kasım 2009 / 12:54
Farklı duruşuyla gerek yazılı basında, gerekse televizyon gazeteciliğinde önemli bir yeri dolduran Gazeteci Rıdvan Akar ile gazetecilik hayatı ve denizcilik hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Vira Dergisi’nin bu ayki gazeteci konuğu bir ekol haline gelen 32. Gün programında çeşitli haberlerde sıkça yüzünü gördüğümüz ve aynı zamanda CNN Türk’ün haber müdürü olan Rıdvan Akar oldu. Farklı duruşuyla gerek yazılı basında, gerekse televizyon gazeteciliğinde önemli bir yeri dolduran Akar ile gazetecilik hayatı ve denizcilik hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik. Türkiye’nin yakın dönem ulaştırma politikasını mavi sayfalarımızda değerlendiren Akar, son dönemde taahhüt edilen ulaştırma alanındaki yatırımların fikri takibinin yapılması gerektiğinin altını çizdi. İşte Rıdvan Akar’ın Vira’ya yaptığı açıklamaların tamamı…

 

 

Rıdvan Akar’ın nasıl bir özgeçmişi var?

1961 Sivas Zara doğumluyum. Kabataş Erkek Lisesi’nde okudum. Sonra Gazi Üniversitesi’nde Lisans, İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptım. Her ikisinde de maliye okudum. Şu anda İstanbul Üniversitesi’nde Maliye alanında doktora yapıyorum. 1984 yılında Türk Haberler Ajansı’nda gazeteciliğe başladım. 1995 yılına kadar yazılı basında, sonra da televizyon gazeteciliğinde çalışmaya başladım. 32. Gün genel yayın yönetmenliğini ve CNN Türk’ün haber müdürlüğünü yapıyorum. Çeşitli konularda yazılmış 7-8 kitabım var. Yine farklı alanlarda yazılmış makalelerim var. İki çocuk babasıyım. İki çocuktan sonra da en büyük sevdam Beşiktaş.

 

Maliye okudunuz ve hatta bu alanda doktora yapıyorsunuz, fakat gazetecilik yapıyorsunuz. Neden gazetecilik?

1984 yılında bir 78’li olarak önüme üç hedef koymuştum. Bunlardan biri sendikalarda çalışmaktı; diğeri akademi içerisine girebilmekti. Ancak o dönemde sendikalar kapalıydı. Akademide de güvenlik soruşturmaları nedeniyle o engeli aşamayacağımı düşündüm. Yeterince iyi bir formasyonum da yoktu açıkçası. Üçüncü hedefim gazetecilik yapmaktı.

 

Bu mesleğe başlamanızın ilginç bir öyküsü olduğunu duyduk. Bizimle paylaşır mısınız?

Türk Haberler Ajansı’nın bir ilanı üzerine oraya gittim. Tanju Cılızoğlu beni imtihan etti. Hangi dergileri okuduğumu sordu. Ben birçok dergi ismi saydım, gerçekten de onları okuyordum ama dışarıda bıraktığım bir tane dergi vardı; ” Edebiyat 81”. Onu da Tanju Abi çıkarıyormuş. Benden pek hoşlanmadı. “Sen git bir haber yaz gel” dedi. Aslında beni salladı. Gittim eve yazı yazarken, rahmetli eniştem cerrahi asistanıydı, kendi servisinde yatan bir hastadan söz etti. Söz konusu hasta Boğaz Köprüsü’nden intihar için atlayıp, sağ kalan ilk şahıstı. Ama beli kırılmıştı ve o bölüme kaldırmışlardı. Bütün Türkiye onu konuşuyordu. Eniştem onunla bir röportaj ayarlayabileceğimi söyledi. Gittim gerçekten de şahıs inanılmaz fantastik bir kurguyla intiharını anlattı. Ben de tüm anlattıklarını yazdım ve haberi alıp, Türk Haberler Ajansı’na götürdüm. Tanju Cılızoğlu çok heyecanlandı, hemen flaş haber geçilmesini istedi. Fakat benim bu şahsa verdiğim bir söz vardı. Haber olarak kullanılmayacaktı. Sadece kendi başarımı Tanju Abi’ye göstermek için kullanacaktım o haberi, şahıs onunla sınırlı olmasını istemişti. Haberi kullanmamalarını kullanacaklarsa da, benim bu işe girmeyeceğimi söyledim. Tanju Abi beni işe aldı. Ama o şahıs sonra Güneş Gazetesi’ne konuştu. Tanju Cılızoğlu da bana bir not yazdı “Bu hayatında atladığın ilk haber, sana ders olsun” diye. Hala sakladığım bir nottur. Böyle başladım gazeteciliğe.

 

32. Gün programı çok uzun zamandan beri devam eden nadir programlardan biri. Aslında bir ekol. Uzun zamandan beri bu programın içinde yer alıyorsunuz. Peki, 32. Gün’ün bu başarısı nereden kaynaklanıyor?

Bu başarı tabiî ki Mehmet Ali Birand’dan kaynaklanıyor. Birand, 32. Gün’de çok iyi bir yapı kurdu. Biz, yani sonradan bu programın içinde bulunanlar, onun bu çizgisini sürdürebilme görevini üstlenenler olduk. 32. Gün Mehmet Ali Birand’ın yarattığı, ona ait bir markadır. Mehmet Ali Birand’ın da en önemli özelliği doğru insanlarla çalışması ve ekibinden insanları delege etmesidir. Yani ekibindekileri de o programda kendi yeteneklerini özelliklerini gösterebilecekleri fırsatı tanıyan kişidir. O sayededir ki Türkiye Can Dündar’ı, Mithat Bereket’i, Cüneyt Özdemir’i, Deniz Arman’ı, Çiğdem Anad’ı keşfetmiştir. Ali Kırca, ayrıca o dönemin önemli kurucu isimlerinden biridir. Bu özellikler nedeniyle bu program devam etti. 32. Gün, 2010 yılının ocağından itibaren 25 yılına girecek. Türkiye’de 25 yıl boyunca kesintisiz antende kalan başka televizyon programı yok. Avrupa’da kaç tane var parmakla sayılabilir. 32. Gün farklı konjonktürlerde Türk halkının farklı gereksinimlerini karşılayan, dünyayı, iç politikayı, tartışmayı bilen ve bunu layıkıyla gerçekleştiren bir ekol.

 

Aslında bir nevi okul da… Öyle değil mi?

İsmini saydığım isimler ve ben de dâhil olmak üzere 32. Gün’de yetiştik. Hiçbirimiz televizyonculuğu bilerek bu kuruma gelmedik. Hepimiz televizyonculuğu bu programla öğrendik. Dolayısıyla Türkiye’de televizyon dünyasına birçok önemli ismini kazandıran okul olması nedeniyle de son derece önemli. Televizyonculuk formasyonu kazandırdı. Televizyonculuk nasıl yapılır onu öğrendik. 32. günde yaratılmış olan mesleki duruş ve ahlaki değerlerin her defasında gelen yeni ekipler tarafından aynı titizlikle korunmak istenmesi ve çabası da programın devamını sağlayan bir unsurdur. Magazin haberciliğinin tuzaklarına düşmeden, karşınızdaki haber kaynağına saygılı ama cesur, objektif habercilik yaptık.

 

Denizcilik alanında yaptığınız programlar var mı?

Ben son 15 yılını biliyorum. Muavenet Zırhlısı, Çanakkale Savaşlarının deniz boyutu, kaçak işçilerin denizyoluyla batılı ülkelere geçirilirken yaşadıkları büyük ve dramatik olaylar… Bu gibi konuları haber yapmıştık ama denizcilik sektörü üzerinden çok spesifik bir haber yaptığımız hatırlamıyorum.

 

Türkiye’nin ulaştırma ve özellikle de denizcilik politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bildiğim kadarıyla 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin ulaştırma politikalarında yapısal bir dönüşüm yaşandı. Bu yapısal dönüşümün ana ekseni ise, Soğuk Savaş Dönem’inde Türkiye’nin bir komünist işgaline karşı, ulaşım sisteminin reorganizasyonuydu ve bu çerçevede Amerikalılar Türkiye’nin ulaşım stratejisini bütünüyle değiştirdi. Bu stratejinin iki önemli değişkeni vardı. Bir tanesi karayolu ağırlıklı bir ulaşım modeli geliştirmesi; ikincisi ise, bu karayolu ağırlıklı ulaşım modeli içerisinde demiryolunun da ihmal edilmesiydi. Denizcilik sistemi ise, kabotaja rağmen, 1980’e kadar devam eden ekonomi politikaları nedeniyle dış ticarete dönük deniz ulaşımını çok da fazla geliştiremedi. Çünkü ithalatı ve ihracatı sınırlı olan bir ülkeydi. Bu ihtiyaca dönük bir gemi arzından da uzak kalmıştı. Öte yandan İstanbul’a bakıyorsunuz. İstanbul gibi artık 16 milyonluk bir metropolün ulaşımının yüzde beşi denizin, şimdi yüzde dokuzlara çıkarmaya çalışıyorlar. Demek ki biz hala denizlerimizi işlevsel bir şekilde kullanamıyoruz.

 

Ulaştırma Şurası’nda hükümet ulaştırma alanında 350 milyar Dolar yatırım yapacağını bildirdi. Ne düşünüyorsunuz?

Ulaştırma alanının geliştirilmesi için Hükümet’in atacağı ve en azından taahhüt ettiği 350 milyar Dolar vaadin kendisi bile bence heyecan verici. Bunu önemsemek lazım. Dolayısıyla bize düşen görev Türk kamuoyu olarak bu vaadin ne kadar tutulduğunun denetimi. Hesap sorulması ve fikri takibinin yapılmasıdır. Tabii denizcilik medyası bize bu konuda önderlik edecektir. Bu donanıma asıl sahip olan onlar. Onların açtığı yoldan da merkez medyanın yürümesi gerekir.

 

Geçelim, sizin denizle olan bağınıza. Denizi sever misiniz?

Denizi gerçekten çok seviyorum. Yüzmeyi seviyorum. İstanbul vapurlarını seviyorum. Peki, daha fazla derseniz. Hayır. Sandala binsem bile, sandal benim için bir rüyadır. Bir mavi yolculuk benim için sadece rüyadır. Kabusa dönüşebilir çünkü deniz beni tutar. Denizde seyahat etmekten kaçarım.

 

Vira desek neler söylersiniz bize?

Derginiz düzenli olarak bana geliyor. Çok özel ve önemli bir yer doldurduğunu düşünüyorum. Önemli ölçüde ilgimi çeken yazıları mutlaka okumaya çalışıyorum. Eski bir dergici olarak nizampajı da iyi, bunu da söylemek istiyorum.

 

Vira Dergisi

Röportajlar Kategorisindeki Diğer Haberler
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
Gemi inşa sanayimiz 2012 yılını nasıl geçirecek?
E-BÜLTEN