ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Türkler Denizci Bir Ulus Değil
11 Mart 2010 / 10:30
Denizcilik sektörünün Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden biri olduğunu ifade eden Ali Çağatay ile gazetecilikten denizciliğe, ekonomiden deniz kültürüne kadar birçok konuyu irdelediğimiz bir söyleşi gerçekleştirdik.

Uzun yıllardır gazetecilik yapan ve yaşamının sonuna kadar habercilik yapmayı hedefleyen Ali Çağatay, deneyimli bir gazeteci olarak Türkiye’deki birçok olaya tanıklık etmiş bir isim. Malatya’da başlayan hikayesi İstanbul’a kadar uzanan usta gazeteci arkadaşımız şimdilerde yeni kurulan Bloomberg Televizyonu’nun Yayın Koordinatörü ve Haber Dairesi Başkanı olarak görev yapıyor. Denizcilik sektörünün Türkiye’nin lokomotif sektörlerinden biri olduğunu ifade eden arkadaşımız Ali Çağatay ile gazetecilikten denizciliğe, ekonomiden deniz kültürüne kadar birçok konuyu irdelediğimiz bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Deneyimli bir gazeteci olarak bu mesleğe nasıl gönül verdiniz?

Kendime göre bir yol haritam vardı. Hayatın rüzgarına bırakmadım kendimi. Malatyalıyım. Çocukluğumun çok küçük bir bölümü Malatya’da geçti. Sonra yatılı okullar başladı. Yedi kardeşiz. Babamızı çok erken kaybettik. Ailenin en büyüğü bendim. Kardeşlerime de bir anlamda babalık yaptım. Liseyi bitirdikten sonra, üniversiteye girişim biraz zor oldu. Çünkü 12 Eylül dönemiydi. Aslında 1976’da Elazığ Devlet Mimarlık Mühendisliğin Elektrik Mühendisliği Bölümü’nü kazanmıştım. O zamanlar çok karışıktı ortalık, gidemedim. Ardında yabancı diller okudum bir sene kadar. Sonra 1980 ihtilali olmadan önce son kez sınava girdim. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi, o zamanki adıyla Basın Yayın Yüksek Okulu’nu kazandım. Geceleri çalışıyor, gündüzleri okuyordum. Bu arada gazeteciliğe merak salmıştım. Bir kalem erbaplığı vardı. Dergilerde, köşelerde yazılarım çıkıyordu. Üniversiteyi okurken ANKA Ajansı’na başladım. Ondan önce çok kısa bir Cumhuriyet deneyimim var. Cumhuriyet’in başında Ankara’da Yalçın Doğan vardı. Sedat Ergin vardı. Böyle çok önemli isimler benim staj yaptığım dönemde Cumhuriyet’in Ankara bürosundaydı. Sonra Anka Ajansı’na geçtim. O dönem Müşerref Hekimoğlu ajansın başındaydı. Anka’da 1991’in başına kadar çalıştım, bu dönem benim için çok önemlidir. Polis adliye muhabirliği, yüksek yargı muhabirliği, eğitim muhabirliği, sağlık muhabirliği, siyasi parti muhabirliği, parlamento muhabirliği yaptım.

 

Anka’dan sonra nereye geçtiniz?

Anka’dan sonra Sabah Grubu Aktüel diye bir dergi kurdu. Başında Mehmet Yılmaz vardı. Ankara büro şefi de Kutan Çiçek’ti. Kutan Çiçek aradı ve “bizimle çalışmak ister misin?” dedi. “Olur” dedim. 1991-1994’ün sonuna kadar olan dönemde çok önemli haberler yaptık. Bir derginin Türkiye’de 130-140 bin sattığına, biz o dönem tanıklık ettik. O dergi hem benim için hem de Türkiye’deki gazeteciliğin geldiği nokta bakımından çok önemliydi. Haber su gibidir, gider o çatlağı bulur. Aktüel o çatlağı buldu. Aktüel’den sonra Mehmet Yılmaz Milliyet grubunda çok önemli bir göreve gitti. Bir gün beni aradı ve “Bir gazete kuruyoruz. O gazetenin Ankara temsilcisinin de senin olmanı istiyoruz” dedi. Kabul ettim. Gazetenin hazırlık çalışmaları sürerken Mehmet Yılmaz beni İstanbul’a çağırdı. İkinci görüşme için gittim. Radikal’in ismi ilk o zaman zikredildi. Posta diye bir gazeteleri de vardı. Posta gazetesinin haber müdürü Reha Maden’i Radikal’e kaydırıp, beni de haber müdürü yapmaya karar vermişler. Yaklaşık 2,5 yıl Posta’nın haber müdürlüğünü yaptım. O dönemde hem Radikal’e destek verdim, hem de Posta’nın sorumluluğunu üstlendim.

 

Televizyona geçmeye nasıl karar verdiniz?

Çok zor bir karardı. O dönem TV8 kuruluyordu. Önce Kartal-Maltepe-Pendik KMP diye bir televizyon vardı. Nurullah Kadirioğlu o televizyonun genel yayın yönetmeniydi. O çağırdı beni, böylece televizyonculuk başladı. Orada beş yıl haber müdürlüğü yaptım. TV8’in kurucu haber müdürlüğünü üstlendim. 2001 yılının sonunda CNN Türk’e gittim. Yaklaşık bir yıl kadar da orada haber müdürlüğü yaptım. Sonra rahmetli Ufuk Gündemir beni arattı. Haber Türk o zaman kıt kanaat geçinen bir televizyondu, ama çok etkiliydi. Ufuk Gündemir’le tanıştım ve yaklaşık 3,5 yıl haber müdürlüğü yaptım. Ufuk Gündemir vefat ettikten sonra Habertürk’ün satılma süreci başladı ve Ciner Grubu’na satıldı. Sonra Kanal 1 televizyonu format değiştirmeye başladı. Ciner Grubu da yeni bir televizyon kurma hazırlığına girişti. Bana buranın haber dairesi başkanlığını, yayın koordinatörlüğünü teklif ettiler. Kabul ettim. Burası çok iddialı bir kanal. Formatı itibariyle çok farklı. Üç dört ay sonra Blooberg’in Türkiye’de ekonomik sistemi nasıl analiz ettiğini, ekonominin kılcal damarlarında nasıl gezindiğini hep beraber görüp, tanıklık edeceğiz.

 

Malatya, Ankara, İstanbul… İlk defa denizle nasıl tanıştınız?

Tam tamına 35 yaşındaydım. Tatile gitmeleri saymıyorum. “İşte bu deniz, ben bu denizi seyretmeliyim, bunun karşısında çay içmeliyim” dediğim zaman 35 yaşından sonrasıdır. Aslında çok iyi yüzemem, ama boğulmam da. Yüzmeyi kendi kendime, seyrederek öğrendim.

Malatya’da meşhur bir Kernek Deresi vardır. Çok hızlı akan bir deredir Kernek. Biz bu derede yüzmeye çalışıyorduk. Suyun üstünde kalmayı becerdik. Zaten hayatın tamamı da suyun üstünde kalma mücadelesi değil mi? Orada suya karşı dirençli olmayı öğrendim. Ama ilk defa denize ayağımı soktuğum zaman 22 yaşındaydım. Şimdi soruyorum kendime, denizi olmayan bir yerde yaşayabilir miyim? Mecbursam, ancak o zaman denizi olmayan bir yerde yaşayabilirim. Şu anda denizi olmayan bir yeri bırakın, İstanbul olmayan bir yerde yaşamayı istemem.

 

Denizden faydalanmayı bilen, denizci bir toplum görüntüsü vermiyoruz. Gözlemlerinize dayanarak sizin bu konudaki düşünceleriniz neler?

Tarihin en büyük denizci ulusları İspanyollar ve Portekizliler. İkisi de denizci ulus; büyük kadırgalar, yelkenliler yapmış ve denize açılmışlar. Dünyanın batısını İspanyollar, doğusunu ise Portekizliler keşfetmiş ve koloniler kurmuşlar. Aynı dönemde denizci olmaya yeltenen bir de Osmanlı İmparatorluğu var. Osmanlı denizci olmuş, ama tam bir muharip denizcilik yapmış. Keşif peşinde koşmamış, ticaret yolu olarak kullanmamış, daha büyük yelkenliler yapayım diye düşünmemiş. Tersaneleri ona göre, kadırgaları ona göre, rotaları ona göre. Piri Reis diye bir büyük denizci çıkmış ama mesela Piri Reis’in haritası muharip denizciliğe göre düşünülmüş bir harita. Denizciliğimizin ruhunda savaşkanlık var. Nitekim Türklerin denizci bir ulus olmadıklarını iddia ediyorum. Dünya ticaretinin büyük bir bölümünü ufacık, kaşık kadar Yunanistan elinde tutuyor. Türkiye neden böyle olamıyor sorusunun yanıtını denizci millet olamayışımızda görüyorum ben. Bugün tersanelerimiz var, gemi yapıyoruz ama deniz taşımacılığında aynı agresif mücadeleyi gösteremiyoruz.

 

Denizlerimizi tanımak adına pek bir şey yapılmıyor. Bu galiba biraz da eğitimle alakalı. Bu konuda sizce kimler sorumluluk almalı?

Devlet demeyeyim, ama kamunun, yani bizlerin burada bir sorumluluğu var. Denizi sevdirme konusunda çaba gösterilmesi gerekiyor. Gidin Çengelköy’den Beykoz’a kadar yürüyün, bakalım sahilde bir karış yer bulabilecek misiniz? Her yeri tapulamış, evler yapmışsınız, ondan sonrada denizi sevelim, Boğaz’ı koruyalım diye bir sürü şey söylüyorsunuz. Bu kendi içinde çelişik bir durum. İnsanların denize ulaşmaması için Osmanlı’dan bu yana olağan üstü bir çaba var. Sarayları ya denizi doldurup yapmışlar ya da denizin kıyısına sıfır inşa etmişler. O gün var olan alışkanlık bugün daha vahşi ve daha acımasız yöntemlerle devam ediyor. Önce bunların önlenmesi lazım. Bunlar önlenmediği için bizim denizden faydalanma lüksümüz sadece vapurla bir yerden bir yere giderken, denizin köpüklenmesini seyredip, derin bir iç geçirmekten öteye gidemiyor.

 

Şu anda Bloomberg HT’nin yayın koordinatörüsünüz. Denizcilik muhabiriniz var mı?

Maalesef yok. Büyük eksiklik. Çok kısa vadede olmasa da bir denizcilik programımız olacak. Denizcilik anlamında uzman bir muhabir istihdam eder miyiz bilmem. Denizcilik sektöründe bulunan sizin gibi önemli bir yeri işgal eden gazeteciler var. Onlar bizim için referans. Ben denizcilikle ilgili bir haber yazacağım zaman sizlere soruyorum. Denizcilik sektörü elbette Türkiye’de ihracatımızın çok önemli bir kalemi ve ihmal edilmemesi gerekiyor.

 

2010 Eylül ayında deniz kültürü festivali tekrar hayat bulacak. Siz bu festivalle ilgili neler düşünüyorsunuz?.

Bu çok önemli bir sektör. Bu nedenle İstanbul 2010 için harcanan paranın beş katının buraya harcanması gerektiğini düşünüyorum. Ancak öyle olması halinde festivaller amacına ulaşır. Türkiye’de hakikaten denizci bir ülke olma yolunda hızlı bir şekilde ilerler. Zaten gemi yapım sektörümüz olağanüstü işler yapıyor. Büyük bir mühendislik var elimizde. Derler ya; “her şeyi devletten bekleme” diye. Hayır, burada devletten beklemek durumundayız. Önce devletin bir resim göstermesi, bir baz oluşturması lazım. Devlet o bazı oluşturmadan denizcilik sektörünün bir yere varması mümkün değil. Yani bir kurtuluş hareketi gibi bir döneme ihtiyacımız var.

 

Sizin gözünüzdeki Vira’yı anlatır mısınız bize?

Çok başarılı buluyorum. Aktüel Dergisi’ni anlattım size. Aktüel, Türkiye’de dergi haberciliğini önemli bir noktaya taşıdı. İşte Vira da denizciliğin şahikası. O kadar düzgün bir dergi ki. Her şey var içinde. Denizcilik sektöründe olup bitenler var, sektördeki insanların yaşam tarzları var, hobiler var, denize dair bilmeniz gereken her şey var. Eksiği yok ama mesela denizcilik sektörü dışında o sektöre ilgi duyanların o dergiye ulaşmaları için ne yapılabilir diye düşünüyorum. Birçok konunun doğru aktarılmasının yolu sizden geçiyor. Üzerinizde çok ağır bir yük var.

 

Vira Dergisi 

 

 

 

 

 

Röportajlar Kategorisindeki Diğer Haberler
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
Gemi inşa sanayimiz 2012 yılını nasıl geçirecek?
E-BÜLTEN