




“Denizciliğimizin Geleceğinin Şekillendirilmesinde Gemi Mühendislerinin Rolü” başlıklı açık oturuma; Gemi İnşa ve Tersaneler Genel Müdürü Yaşar Duran Aytaş, ADMARİN Yönetim Kurulu Başkanı Altan Demirsoylu, Mersin Deniz Ticaret Odası Genel Sekreteri Korer Özbenli, Türk Loydu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa İnsel, İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Gören, İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yalçın Ünsan konuşmacı olarak katıldı. Açık oturumu Gemi Mühendisleri Odası Genel Sekreteri Muzaffer Erdal Kılıç yönetti. Açık oturuma Pazar günü olmasına rağmen katılım yoğundu. Bu özel oturumda gemi mühendislerini Prof. Dr. Yücel Odabaşı’nın oğlu Yıldırım Odabaşı da yalnız bırakmadı.



Gemi İnşa ve Tersaneler Genel Müdürü Yaşar Duran Aytaş’ın, yetişmesi gereken bir cenaze olduğunu belirterek ilk sözü kendisine vermek istediğini belirten Muzaffer Erdal Kılıç, burada özellikle denizciliğimizin geleceğinin şekillendirilmesinde gemi yapmanın ötesinde, gemi mühendislerinin toplumun şekillendirilmesi anlamında da çalışmalar yapmaları gerektiğini kaydetti.
Bacasız sanayi: Gemi inşa sanayi
Gemi İnşa ve Tersaneler Genel Müdürü Yaşar Duran Aytaş da, konuşmasına, “buraya sözümde durmak için geldim, erken ayrılmam gerektiği için üzgünüm” diyerek başladı. Özellikle tersaneler master planının (TÜRKTERMAP) önemine değinen Aytaş, mesleki olarak gemi mühendislerinin çıtayı daha da yukarı çıkarmak için çalışmaları gerektiğini belirtti. Aytaş master plan konusunda da Denizcilik Müsteşarlığı olarak Türk Loydu ile birlikte ortak bir çalışma yaptıklarını ve bitirdiklerini söyleyerek, çalışmanın gerekli yerlere gönderildiğini, şu an için onayı beklediklerini belirtti. Denizcilik Müsteşarlığı olarak yine de valiliklere master planı gönderdiklerini söyleyen Aytaş, bunun hayata geçmesi için çalıştıklarını kaydetti. Türkiye’de ne yazık ki bürokratik işlemlerin hala zaman aldığını vurgulayan Yaşar Duran Aytaş bu zamanı en aza indirmek için çaba sarf ettiklerini belirtti. Tersanelerin bambaşka bir dünya olduğunun altını çizen Aytaş şunları söyledi: “Tersaneler Master Planı konusunda doğru yolda olduğumuza inanıyoruz. Bir tek Mersin Taşucu Tersanesi anlamında bir sıkıntı var. Onu aşmaya çalışıyoruz. İzmir’den bir hocamız, 60 santim kalınlığındaki beton sahaya birinci sınıf tarım alanı raporu vermiştir. Danıştay’da şu anda dava görülüyor. Aslında Türkiye’de özellikle Akdeniz ve Ege’de bütün kıyılar sadece 3 ay kullanılan yazlıklarla dolu. Buradaki bir diğer konu çevre kirliliği oysa tersaneler bacası olmayan ağır sanayi dalıdır. Bir kirletme söz konusu değildir, en çok bir raspamız var ona da zaten tedbirler alınıyor. Bu konuda birçok teknik gelişti. Eğer sıkıntı olursa bu tekniklerden en modernini ilgili tersane kullanabilir”.
İlk defa yapılan Gemi Mühendisleri Haftası’nın önemine değinen Aytaş, destek verdiklerini ve bundan sonra da bunun devamının olması gerektiğini savundu. Gemi inşa mühendisliğinin farklı bir dal olduğunu belirten Aytaş, metalürji mühendisliği, elektrik mühendisliği, makine mühendisliği gibi birçok dal hakkında tersanede çalışan gemi inşa mühendisinin bilgi sahibi olduğunun altını çizdi. Bu nedenle tersanelerin havasının farklı olduğunu beirten Aytaş şöyle devam etti: “Tersanelerde adam bile yapılır, tabii bunu imalat olarak söylüyorum, yani robot bile yapılır. Tersaneler göz bebeğimiz yerlerdir. Tabii kamu kuruluşları buradan çekildi, sadece özel sektör var. Özel sektörün rakibi gene özel sektördür. Gemi mühendisleri olarak mesleğimizde önce birbirimize sıkıca kenetlenmemiz gerekiyor. Bu diğer meslek dallarını yok saymak değil. Her meslek bir diğerine muhtaçdır. Ama biz birliğimizi, beraberliğimizi ve meslek içi eğitimimizi hem sağlar hem de geliştirirsek çok iyi günlere gelebiliriz. Gemi mühendisinin sektörde meslek içi eğitimi yok denecek kadar az. Kamu kurumlarında buna önem veriliyordu. Ben MEB ile bir eğitim protokolü imzaladım. Bu protokol gereği hem ara elemanları hem de mühendis arkadaşların mesleki olarak istedikleri konularda, istediğimiz kuruluşlarla ortak eğitim çalışması yapabiliriz. GMO Başkanı Tansel Timur ile görüştük. ILO’daki gelişmelerle ilgili bir kurs yapmayı düşünüyoruz. Bunun programını da yapacağız. Bu arada burada konuşulan en önemli konulardan biri de Tersane-i Amire idi. Bu konuda eksik bilgilerimiz var. Bunları hem mimari, hem tarihi olarak daha çok bilgi sahibi olup, bunu da meslektaşlarımızla paylaşırsak nereden nereye geldiğimizi, ne olduğumuzu araştırmış oluruz. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum”.
Sorulan soruları da kısaca yanıtlayan Aytaş, Laid up konusundaki soruyu “bu benim konum değil ama bu konuda Müsteşarlık olarak çalışmaların sürdürüldüğünü biliyorum” diyerek yanıtladı. Aytaş, zamanında birçok tersanenin yatırım yaptığını, ancak global krizle birlikte bu tersanelerin neredeyse hepsinin şu anda bakım onarım yaptıklarını kaydetti. Yeni inşanın ileride tekrar başlayacağını belirten Aytaş, gemi söküm konusunda çok önemli bir noktaya geldiğimizin de altını çizdi. Navlunda bazı yüklerde yükselmelerin başladığını söyleyen Aytaş, bu düzelmenin bir süreç alacağını vurguladı. Karadeniz’de bakım onarımın olmadığını, bazı küçük tonajlı gemilerin ancak bakım onarımının yapıldığını belirten Aytaş, yeterli teknik imkanın bulunmadığını söyledi. “Biz sizlerin içinden geldik, sorunları biliyoruz” diyen Aytaş, gerekli düzenlemeleri sektörün de görüşünü alarak birlikte yapmaya çalıştıklarını vurguladı. Türkiye’nin gemi inşa alanında dünyadaki zirvede yer alan ülkelerin arasında olmasını dilediğini vurgulayan Yaşar Duran Aytaş, Doğu ülkelerini rakibi olmadıklarını, Türkiye’nin kendine özgü gemi tiplerinde uzmanlaştığını ve bu alanda başarılı olmak zorunda olduklarının altını çizdi.
32 senedir Türk mühendisleri ile çalışıyorum
Yaşar Duran Aytaş’ın konuşmasının ardından ADMARİN Yönetim Kurulu Başkanı Altan Demirsoylu’nun sunumuna geçildi. GMO Genel Sekreteri Muzaffer Erdal Kılıç’ın Altan Demirsoylu’ya yönelttiği; “Türkiye özellikle savunma sanayinde veya yüksek teknolojili gemiler konusunda kendine güvendi mi, üstüne düşeni yaptı mı?” sorusunu Demirsoylu şöyle cevapladı: “Ben daha çok ışık altında masada, daha sonra da bilgisayar başında çalışmayı bilirim. Çok fazla konuşma yeteneğim de yoktur. Sorduğunuz soru enteresan. Türkiye’deki mühendisler gerekli görevlerini yaptılar mı? Ben burada bu konuda bilimsel bir konuşmadan çok yaşadığım şeyler üzerinden bilgiler vereyim”.
Demirsoylu, 1985-1991 arasında Hollanda ile beraber çalıştığımız zaman o zaman orada söylediğim bir şey vardı: “Aynı tecrübedeki bir Türk mühendisini beş tane Hollanda mühendisine değişmem demiştim” diyerek başladı konuşmasına. Demek ki elimize verilen imkanlarla gereğinden daha fazlasını yapabilme yeteneğine sahibiz diyen Demirsoylu, tabii bunun için insanın mesleğini sevmesi ya da mesleğine saygısı olması gerekir diye konuştu. Demirsoylu şunları söyledi: “Burada da Türk eğitim sisteminin, daha doğrusu üniversitelere girişin etkisi var diye düşünüyorum. Ben Türk mühendislerinin başarısına inanıyorum. Üstelik yüzde 70’i aslında beklemediği bir mesleği seçmek zorunda kalıyor. Daha sonra istediği meslek ile ilgili master yapıyor. Ben mühendisliğin dışında başka bir işten para kazanmış değilim. Gelelim Türk mühendisinin savunma sanayi üzerindeki görevlerine. Türk mühendisleri savunma sanayinde önemli görevler üstlenebilirler, ama bir güven meselesi var. Bu güvenin işveren tarafından sağlanması gerekiyor. Savunma sanayi, devlet büyükleri ya da askeri kanat tarafından. Benim de bu konuda bazı şüphelerim var. Size güvenmesi gereken insanların konu hakkında ciddi şekilde aydınlatılmış olmaları gerekir. Çünkü bir askeri gemi ile bir sivil gemi arasında aslında çok büyük bir fark yok. Biri yük taşır, diğeri silah ve cephane taşır. İşin sonunda hepsi bir platformdur. Çok üst düzey bir İsrailli ile Brezilya’dan Türkiye’ye geldiğinde karşılaştım. Bir savunma sanayi toplantısındaydık. Sorduk, geminin dizaynını nerden alıyorsunuz ya da bir tankın detayını nereden alıyorsunuz diye. Adamlar şunu söyledi. Biz gerçeklerle oynayıp, gerçekleri yoğurup bunlarla savunma sanayimizi geliştiriyoruz. Söylediği doğru idi. O zaman 6 zırhlı araç projesi vardı. Adamlar bana şunu söylediler: Bize bir adet el tabancası, bir adet dizel motor çalışıp çalışmaması önemli değil, 4 tekerlek, bir tane de köşeye atılmış araba verirseniz biz bundan bir hafta içinde zırhlı bir araç yapabiliriz. İşte bu insanlar böyle savunma sanayinde söz sahibi olmuşlar. İşte bu; o insanların bu işe inanmaları ile birlikte, diğer kişilerin de onlara inanması ile gerçekleşebilir. Bunun en büyük örneklerinden biri de MİLGEM projesidir. MİLGEM Projesinin en başında sivil olarak iki kişi vardı. Biri bendim. Biri de bizim yanımızda Koray diye bir arkadaşımız vardı. Yücel Ağabey vardı ama ben onu sivilden saymıyorum, en büyük askerden daha büyük askerdi. 2000’den sonra deniz kuvvetlerindeki gelişmelerle birlikte MİLGEM projesi ortaya çıktı. Mesela bu ilk üretilen, gemi, tekne ya da platform şartnameyi tutmazsa ne olur? Hiçbir şey olmaz. Burada komple yeni yapılmış bir dizayn var. 28 knot beklenen bir gemi 25 knot yapabilir. Önemli değil, bu bir prototiptir. Daha sonra 29 knotla bu işten çıkılabilir. İlk yatırım yani prototip biraz pahalıya çıkabilir. Ama o prototip yapılırken, büyük bir bilgi ve deneyim sahibi oluyoruz. Savunma sanayi içindeki en önemli olay kendi dizaynınızı kendiniz yapmak zorundasınız. Bu gemiden daha önemli bir meta. Bütün ülkeler aynı dizayn biçiminden hareket edebilir. Ancak bitmiş platformun, geminin vereceği datalar aslında gizli bilgi olması gereken kısımdır. Bu bilgilerin kimse ile paylaşılmaması gerekir. Geminin kendisi gizli değildir. Bu gizli bilgileri tutabilmek için de o gemiyi başından beri bizim düşünüp, dizayn edip, bizim inşa edip, sonuçlarını almamız lazımdır. Bu örneklerin Türkiye’de çoğalması gerekiyor. Yücel Ağabeyin başlattığı bir misyon vardı. TSK, özel tersaneler ve dizayn bürolarının birlikte çalışması gerekiyor. Bu grupların satın alan tarafından da ara ara aydınlatılması lazım, neler beklenildiğine dair. Ben Türk mühendislerinin her şeyin en iyisini yapacağına inanıyorum, bu yüzden de 32 senedir Türk mühendisleri ile çalışıyorum”.
Bir güven sorunu yok
Daha sonra sözü Türk Loydu Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa İnsel aldı. GMO Genel Sekreterinin güven ile ilgili sorusunu, savunma sanayi anlamında cevaplayarak söze başlayan İnsel, öncelikle konuya geçmeden Yücel Odabaşı ile ilgili iki cümle de ben söylemek istiyorum diyerek şunları söyledi: “Benden önce 9 yıl Türk Loydu’nun başkanlığını yaptı, Prof. Dr. Yücel Odabaşı. Savunma sanayi projelerinin de Türk Loydu’nda klaslanmaya başlamasının en önemli nedenlerinden biridir. Burada şunu söylemek istiyorum vizyon sahibi olmanın en önemli göstergelerinden biriydi, Yücel Hoca. Bu vizyon sahibi olmak da şöyle; yabancı klaslara gidelim onlar bilgisini bize transfer edelim dendiği zaman da; “hayır, Türk Loydu olarak, milli olarak bunun burada yapılması gerekir, bilgi burada oluşturulmazsa hiçbir şekilde buraya gelemez diyen kimselerdendi. Bunun örneklerini her yerde görüyoruz. Örneğin Pakistan bir savaş gemisi yapıyor Çin’de. Pakistanlılar yakınıyor, gemi yapılıyor ama biz hiçbir şeyini alamıyoruz diye. Bunun çok örnekleri var ortada. Bugünlerde çevremizde çok örneklerini görüyoruz. Örneğin hidrojen enerjili tekne yapılıyor, İstanbul Belediyesi yapıyor bunu ve onlar Türk Loydu’na bile sormadan Alman Loydu ile anlaştı. Temel prensip şu biz transfer edelim bilgiyi, gerisini biz yaparız. Biz taşeron değiliz. Eğer bilgiyi biz oluşturmak istemiyorsak, kontrol etmeyi kendimiz yapmayı bilmiyorsak taşerondan öteye gidemeyiz. Burada BELBİM’i protesto ediyorum”.
Savaş gemilerinde durum nedir? MİLGEM ile başladı Türk Loydu gemilerin klaslamasına diyen İnsel, başlandığı zaman belirli alanlarda soru işaretleri olduğunu vurguladı ve şunları söyledi: “Türk Loydu bunu yapabilir mi, yapamaz mı diye soru işaretleri vardı.. Savaş gemisinin her şeyini bir klas kuruluşunun kontrol etmesi söz konusu değildir. Bir kısmı zaten ciddi anlamda klas kuruluşlarının faaliyet alanlarının dışında kalan silah sistemleridir. Bunları herhangi bir klas kuruluşunun klaslaması söz konusu değil. Geriye ne kalıyor tekne, teknenin güvenliği artı silah sistemleri ile entegrasyonu. Bunu da bir Türk klas kuruluşunun yapamaması diye bir şey söz konusu değil. Türk Loydu bu projenin altından kalktığını bugüne kadar gösterdi. Savunma Sanayi Müsteşarlığı’na da bir teşekkür etmek istiyorum. Türk Loydu’nun tamamen arkasında durdu ve yeni projelerde de devlet projelerinde bile görmediğimiz şekilde sadece Türk Loydu yazılı şekilde ihalelere çıkılıyor”.
Projelere ben değişik açıdan bakmak istiyorum diyen İnsel, şu anda çıkan projelerin ilginç olduğunu vurguladı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın sitesine girdiğinizde bir stratejik plan görmek mümkün diyen İnsel şöyle devam etti: “Orada 10-15 yıllık bir stratejik plan var, hangi gemilerin yapılacağının da bir listesi var. Bu listeye baktığımızda çok ilginç gemiler olduğunu görebiliyoruz. Bu gemilere baktığımızda daha çok destek amaçlı Türk gemi inşa sanayinin spektrumunu geliştirecek konular olduğunu görüyoruz. Biz de gemi inşa mühendisi olarak bu konulara kendi katkımızı koymak durumundayız. Bizler ileriye yönelik adımlar atmak durumundayız. Ders çıkarmamız gereken konular var. Sadece gemiler değil, sonar gibi cihazların yeni üretim çalışmalarında da bu konulara katkımızı koymak durumundayız. Daha geniş açıdan bakmalıyız her şeye. Baştaki soruya gelirsek, genel olarak bir güven sorunu olmadığını söyleyebilirim”.
Ar-Ge: Kararlılık ve Maliyet
Açık oturumun bir diğer konuşmacısı da Prof. Dr. Ömer Gören’di. Gören konuşmasına; Oda’mızın böyle fikirleri birleştirdiği, böyle bir tartışma platformu açtığı ve özellikle bu oturumu da yeni kaybettiğimiz hocalarımız Prof. Odabaşı ve Prof. Savcı’ya adadığı için de çok teşekkür ederim. Özellikle Prof. Odabaşı bize üniversitelerde yapılan yani fildişi kulelerde yapılan araştırmanın bir kullanımı olmayacağını, bunun sektörle birlikte, üretimle birlikte yapılmasının hem kendi pratiği ile birlikte böyle yapılmasını hem bize, hem de sektöre öğretti. Burada kendisini hayırla yad ediyor ve anısını yaşatacağımızı belirtiyorum” diyerek başladı.
Ömer Gören giriş konuşmasının ardından Ar-Ge ile ilgili : sunumuna başladı. Sunumu sırasında da zaman zaman Yücel Odabaşı’nın fikirlerine değinen Gören, Odabaşı’nın “önemli olan birlikte çalışarak bir şeyleri hayata geçirmektir dediğini belirterek, bir noktada tıkandığımız takdirde o bilgiyi gerekirse para verip satın alarak yolumuza devam edebiliriz dediğine dikkat çekti. Başarı hikayelerinin önemli olduğuna değinen Gören, araştırma yapan master ve doktora öğrencilerinin arttırılması gerektiğine dikkat çekti. Yücel Hoca’nın dediği gibi büyük firmalarda Ar-Ge çalışmalarının olduğunu, ama yine de orta ve uzun vadeli Ar-Ge çalışmaları yerine kısa vadeli Ar-Ge çalışmalarına girmemiz gerektiğini vurguladı.
Prof. Dr. Ömer Gören; Ar-Ge için yenilik olması gerekir ama bu her durumda gerekmeyebilir de diyerek başladığı konuşmasında önce Ar-Ge’nin tanımını yaptı ve sonra da ünlü ve en radikal ekonomistin sözlerini salondakilerle paylaştı. Gören konuşmasında gemi mühendisleri olarak yapılması gerekenler üzerinde durdu ve bunu örneklerle salondakilerle paylaştı. Tarih öncesi çağlarda değişim ve yeniliğin iletişimin önüne geçtiğini söyleyen Gören, şu anda iletişim ve yeniliğin sürekli birbirlerini geçtiğini belirtti. Enerjinin önümüzdeki yıllarda ne kadar önemli hale geleceğini vurgulayan Gören, bütün bunların değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Birbirimize karşı acımasız olduğumuzu da vurgulayan Ömer Gören; Ar-Ge faaliyetleri için en önemli unsurların kararlılık ve maliyet olduğunu dile getirdi ve başarı hikayelerini paylaşmamız gerektiğini vurguladı.
Güneyde bir tersaneye ihtiyacımız var
Mersin Deniz Ticaret Odası Genel Sekreteri Korer Özbenli de sunumunda özellikle Güney bölgesinde tersane olmamasının ne kadar önemli olduğunu vurguladı. Akdeniz Taşucu Tersanesi’nin hayata geçmesinin önemini vurgulayan Özbenli, bu konuda yaşananları dinleyicilerle paylaştı. Akdeniz Bölgesi’nde bulunan Seka Taşucu Limanı’nın bir bölümünün tersane olarak hayata geçirilmesi için gerekn çalışmaların yapıldığını kaydeden Özbenli, limanın atıl kullanıldığını oysa burada bir tersane olmasının stratejik olarak ne kadar önemli olduğunu anlattı. Bu konuda Genel Kurmay’ın da kendileri gibi düşündüğünü ve bu konuda önce Milli Güvenlik Kurulu’nun ardından da Bakanlar Kurulu kararının olduğunu belirten Özbenli ancak belediyeden kaynaklanan ve oradaki bir kısım Alman ailenin şikayeti, bir Alman Vakfın da devreye girmesi ile konunun adli sürece girdiğini belirtti. Artık ortada bu konuda yatırım yapacak birinin de kalmadığını belirten Özbenli, bu konuda İTÜ’den bir profesörün de çok komik kararlara imza attığını örnekleri ile anlattı. Önemli bir milli projenin önüne geçildiğini kaydeden Özbenli, bunun nedenlerini ve belgeleri toplantıya katılanlarla paylaştı.
Takım olarak çalışmalıyız
Son konuşmacı ise; İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yalçın Ünsan oldu. Ünsan GMO olarak bir stratejik hedef belirlemek zorunda olduklarını söyleyerek, master planın arkasından uygulama planı gelmiyorsa her şeyin rafta kalacağına dikkat çekti. Takım olarak çalışmanın önemine değinen Ünsan, rüzgar tibünlerinden örnek verdiği konuşmasında şunları kaydetti: “Bizim bir kriz master planımız bile yok. Bırakın onu, tersanelerimiz bir konuda uzmanlaşıyor ama işler kötüye gittiği zaman için bir planları yok. Günlük akış içinde bunu onlar düşünemeyebilir, ama bizlerin onlara bu araştırmaları ortaya koymamız, onların da bunu istemeleri lazım. Mesela petrol platformları ya da denizdeki rüzgar platformları. Bizler bunları üretebiliriz. Ama bu konuda yeterli alt yapı çalışması yapılmamış. Bu konuda yeterli bilgi birikimini oluşturamamışız. Bu noktada üniversite sanayi işbirliği çok önemli. Sanayimizin de sorunlarına sahip çıkması gerekiyor. Önemli olan çalışma ortamı yaratmaktır. Mesela Türkiye’de önümüzdeki 10 yılda 100 petrol platformu olacak. Veriler bunu gösteriyor. Ama tersanelerimizin böyle bir hazırlığı yok. TPAO 2 senedir yurt dışında ürettiği platformu getirtmek için uğraşıyor. Tabii platformu işletmek de önemli. Bunların hepsi bizim ilgi alanımızda olan konular. Türkiye boru hatlarında da çok önemli bir noktada. Özellikle deniz altındaki boru hatları. Bu konuda da bir hazırlığımız yok. Mesela lüks nehir gemileri yapabiliriz. Ya da yüzer evler. Bunların hepsi bizim konularımız. Bu konularda üniversite sanayi işbirliğini gerçekleştirmek zorundayız. Mesela Türk Loydu Çok Noktalı Bağlama Sistemleri konusunda kural oluşturuyor. Bu sadece DNV ve Türk Loydu’nun yaptığı bir konu. Biz Mısır’dan Ukrayna’ya kadar olan bölüm için kural geliştiriyoruz. Bütün dünya için de yapabiliriz, ama iklim koşulları analizi de önemli. Yani güzel şeyler de yapıyoruz. Bu bilgi birikimlerimizi öğrencilerimizle de paylaşmamız gerekiyor. Ben burada Yücel Hoca’ya da çok teşekkür ediyorum”.
Kahve çay arasından sonra GMO Başkanı Tansel Timur’un çok duygulandığı için tamamlayamadığı konuşmasını GMO Genel Sekreteri tamamladı. Tansel Timur’un sözleri şöyle: “Bu toplantıyı planladığımızda Yücel Hoca hayattaydı. Krizden sonra nasıl toparlanacağız konusunda benim içim rahattı. Hep şöyle düşündüm; ne olursa olsun en kötü noktada Yücel Hoca ne yapacağımızı bize söyler dedim. Ama onu kaybettik. Toprağı bol olsun”.

Editörün notu: Sunumlar daha sonra yayımlanacaktır.
virahaber.com / özel





















