• BIST 84.208
  • Altın 147,005
  • Dolar 3,7769
  • Euro 4,0596
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -2 °C
  • İzmir 7 °C

Karadeniz şahidimizdir

YAŞAR ÖZER
“Yedi yıl boyunca Karadeniz kıyıları insan kemikleriyle doluydu. Kuşlar yuvalarını erkeklerin sakallarından, kadınların saçlarından örerdi.”

Büyük Çerkes Sürgünü’nden 65 yıl sonra tarihçi Simon Canaşia’nın Adige’de karşılaştığı 91 yaşındaki bir ihtiyar, böyle ifade etmişti yaşanılanları ve şöyle demişti sonra: “Orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem.”

Çarlık Rusyası, 18. yüzyılın sonlarından itibaren Orta Asya’ya ilerlemeyi hedefliyordu. Fakat karşılarında bir engel vardı: Çerkesler. Şeyh Şamil önderliğindeki büyük direniş Ruslar tarafından kırıldıktan sonra, tarih 21 Mayıs 1864’ü gösterdiğinde, Karadeniz kıyılarındaki Tuapse yakınlarında son Adige birliği de Ruslara yenik düştü. Batı Kafkaslarda devam eden Adige-Rus savaşları sona erdi. Böylece 270 yıldır süren bir mücadele Çerkeslerin mağlubiyeti ile sonuçlanmıştı. Karadeniz kıyıları ve Kuban ovalarından Adige kabilelerini sürmek isteyen Rusya, bu bölgeyi Rus Kazakları ve köylüleri ile doldurmak istiyordu. Rusya’nın Kafkasya’yı işgali sonucunda bir milyondan fazla Kafkasyalı vatanlarından sürülerek Osmanlı topraklarına gönderildi. On binlerce insan hastalık, açlık ve kıtlık sebebiyle yaşamını yitirdi. Sürgün, tam bir soykırıma dönüştü.

Çerkeslerin yaşadığı bu facianın canlı bir şahidi yok artık. 150 yıl geride kaldı. Acılar nesiller boyunca aktarıldı, hikayeleşti. Savaşta eşlerini yitiren kadınlar, çocuklarının ölüsü eve geldiğinde, “Savaşırken mi vuruldular?” diye soran anneler ve yakınlarını Karadeniz’in balıkları yedi diye yıllarca ağzına balık sürmeyen sürgün insanları… Ve tabii ki biz; geçmişin ve bu acının muhatabı olan insanların bugüne uzanan torunları. O annelerin, çocuklarının geri çekilmesinden ziyade, çarpışarak ölmesini tercih ettiğini; büyük bir gururla, gözyaşı dahi dökmeden canlarını toprağa gömdüklerini görmesek de biliyoruz. Akordeon sesinde ve Karadeniz’in dalgalarında o insanların şarkılarını duyuyoruz. Belki de bu yüzden en çok Karadeniz’i seviyoruz.



Denizin söyleyecek bir şeyleri vardı

Bir gün bir deniz kenarında, değeri kelimelerle anlatılamayacak kadar çok sevdiğim bir arkadaşımla muhabbet ederken, şöyle dediğini hatırlıyorum: “Dalgalar kıyıya böyle vurduğunda, denizin söyleyecek bir şeyleri var demektir.” Bu sözün üzerine düşünmüş ve unutulmayanlar arasına iliştirmiştim kendisini. Elbette bir lisanı vardı denizin. Fakat ne söylemişti deniz, ne söylemekteydi?

Bir halk vatanından sökülüp sürgüne mahkum edildiğinde, bir dizi ihmaller sonucu bir çocuk denize düşüp yaşamını yitirdiğinde, onlarca sığınmacı umuda doğru yol alırken yolcusu oldukları tekne batıp son nefeslerini denizde verdiklerinde ve yine bir çocuk; bütün dünyanın gözü önünde, cansız bedeniyle kıyıya vurduğunda, deniz hep bir şeyler söylemişti.

Dalgalar kıyıya öyle vuruyordu ve şahidimizdi Karadeniz.

Bu yazı toplam 452 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004-2017 Vira Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 555 994 95 75