• BIST 81.618
  • Altın 145,694
  • Dolar 3,7670
  • Euro 3,9908
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 12 °C

Kimse hayat kadar şiddetli tokat atamaz

YAŞAR ÖZER
“Senin bana verdiğin değer bu kadar işte!” dedi genç adam. Sanıyorum yirmili yaşlarının başındaydı. Tramvaydaydık ve telefonla konuşuyordu. Ses tonundan anlaşılıyordu ki oldukça sitemkardı.

Adamın konuşması esnasında bir tiyatro sahnesi canlandı zihnimde: Hemen yanındaki amca ayağa kalktı, genç adamın elinden telefonu aldı, “manyak mısın oğlum sen,” dedi ve iki tokat patlattı. Bu sahne gerçekleşmiş olsaydı, yaşatacağı şok etkisine rağmen, biliyordum ki hiçbir halta yaramayacaktı.

Çünkü kimse hayat kadar şiddetli vuramazdı.

İnsan & eşref-i mahlukat


Bir gün bir tokat yersiniz. “Ben bu tokadı niye yedim, neden yedim,” sorularını yöneltirken kendinize “ben ne yaptım da bu tokadı hak ettim,” diye sormaktan imtina edersiniz. İnsan eşref-i mahlukat olsa da kendisine bahşedilen bu armağana ihanet eder çoğu kez ve hayatın içinde ona sunulan diğer armağanlara da.

Abim, “Sen iyiysen herkes iyi, sen kötüysen herkes kötü,” derdi. O zamanlar bu sözün tam olarak neye tekabül ettiğini kestiremesem de bugün biraz daha berrak bir noktada duruyor olabilirim. Şöyle ki; bir insanın, birinin ya da birilerinin ona değer vermesi için mesai harcaması kadar saçma çok az şey var hayatta. Enerjimizi, duygularımızı, doğru bir yolda kullanıp kendimizi güzel bir şeylere adamak varken, insanlara adayıp tokatların hedefi haline geliyoruz. Altını çizmekte fayda var; “insanlara adamak” yanlış olan, “insanlığa” değil.

Öncelikler

Birinci emir "oku", sonrasında ise "çalış" ve "sev". Yani öncelikleri iyi belirlemek lazım. Kendinizi kitaplara adarsanız, bilmenin ağırlığını taşırsınız ama bildiğiniz için tokat yemezsiniz. Çalışmaya ve doğru işler yapmaya adarsanız, ummadığınız yerlerde bulabilirsiniz belki kendinizi, fakat illaki yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer olacaktır; tabii vazgeçmezseniz şayet. Sevmeye adarsanız… işte bu kısım ağır mesele. Eğer bir ağacı, bir çocuğu, ırmağı, güneşi, çiçeği sever gibi severseniz hayatınızdaki insanları, beklediğiniz bir karşılık olmaz. Çünkü sadece sevmişsinizdir. Ama beklentilerle örülmüş bir sevginiz varsa, hele ki değer ve önem denilen o şeyleri karşı taraftan bekliyorsanız, o zaman vay halinize. Zamanla kendinizi değersiz ve önemsiz hissetmeye başlayacak, o tokadı yediğinizde de “ama ben bunu hak etmedim,” diyeceksiniz. Oysa elzem olan önce kendimizi sorgulamaktır. “Ben nerede yanlış yaptım?” diyebilmektir. Geçmişimizin röntgenini çekip, bugünkü kasırgalara sebep olan gereksiz kanat çırpışlarının faturasını önce kendimize kesebilmektir. Bunu yaptığımızda belki de daha güzel olacaktır her şey. Belki de diyorum çünkü yeni öğrendiğim kadim bir öğretinin ardından yazdım bu satırları: Toltek Bilgeliği. Şu an sadece uygulamaya çalışıyorum.

Öğretinin dört tane kaidesi var:
-Kullandığın kelimeleri özenle seç.
-Hiçbir şeyi kişisel algılama.
-Varsayımda bulunma.
-Daima yapabileceğinin en iyisini yap.

“Senin bana verdiğin değer bu kadar işte!” cümlesine geri dönersek, özenle seçilmemiş kelimelerden kurulmuş, belli ki bir kişisel algılamanın neticesinde ortaya çıkıyor ve karşı tarafa istinaden bir varsayımda bulunuyor.

Hasılı; ben tramvaydan inerken, o genç adam tokat safhasına doğru ilerliyordu.
Yiyeceği tokadın faturasını kendine kesebilmesi dileğiyle…

Bu yazı toplam 477 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004-2017 Vira Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 555 994 95 75