• BIST 83.048
  • Altın 147,065
  • Dolar 3,7593
  • Euro 4,0369
  • İstanbul 6 °C
  • Ankara -4 °C
  • İzmir 7 °C

Küresel Finansal Krizin Siyasal Analizi

DOÇ. DR. UĞUR ÖZGÖKER

İçinde yaşadığımız kriz 2008 yılının bahar aylarında ABD’ de mortgage krizi olarak başladı. Birkaç banka ve finans kuruluşunun batmasıyla devam etti ve derinleşti. Yaz aylarında, genel bir finansal krize dönüştü. Sonbaharda ise bütün dünyayı sardı ve genel bir ekonomik kriz şeklini aldı. Bu kriz neticesinde dünya çapında binlerce firmanın kapanmasına, milyonlarca kişinin işsiz kalmasına ve büyüme oranlarının negatife dönmesine neden oldu. Dünya ticareti kriz yüzünden daraldı. Sonuçları ve nedenleri iktisadi olarak görünen bu krizin siyasi yanları da var ve bunlar çok önemli. Krizin bu siyasi yanını analiz etmek ise bu yazının konusu.

Nereden Nereye?
Bilindiği gibi 2. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, ABD’nin New Hampshire Eyaletinin Bretton Woods kasabasında savaş sonrası dünyanın ekonomik yapısı belirlenmişti. Buna göre altına konvertibl para sistemi kabul edilmişti. Bu sistemi gözetmek için, IMF - Dünya Bankası, GATT (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması daha sonra Dünya Ticaret Örgütü) ve IFC gibi uluslararası finansal kurumlar oluşturulmuştu. Bu sistemde altının dolara çevrilebilirliği kabul edilmiş, uluslararası ticarette değişim aracı olarak doların kullanılmasına imkan sağlanmıştı.

Bu sistem 30 yıla yakın bir süre sürmüştür. ABD ekonomisinin dünya GSMH’nın % 61’ini tek başına üretiyor olması, doları dünyanın her yerinde kullanılan bir değişim aracı yapmaya yaramıştı. Buna Bretton Woods’da kabul edilen dünya ödemeler sistemi de katkı yapmıştır. Ancak, 1970’lerin başında Vietnam Savaşı ABD ekonomisine yük getirmeye başlamıştır. Amerikan halkı, kendilerini hiçbir şekilde ilgilendirmeyen bir savaş nedeniyle ABD askerlerinin yol açtığı büyük can kaybına karşı kayıtsız kalmamış tepki göstermiştir. Artan siyasi bilinç, ABD maliyesinin muazzam savaş harcamaları karşısında kamuoyunun büyük infial göstemesine neden olmuştur. Hükümet ve savaş aleyhtarı gösteriler sonucu savaş harcamalarının ABD bütçesinden karşılanması mümkün olamamış buna karşı ABD Hükümeti karşılıksız dolar basarak ve doların değerini düşürerek savaşı finanse etme yolunu seçmiştir. Böylece savaşın bedelini de sadece ABD vatandaşlarına değil elinde dolar bulunan herkim varsa ödemek zorunda kalmışlardır. Bunun üzerine 1973 de altın – para sisteminden vazgeçilerek Bretton Woods Sistemi çökmüştür.

Teröre Karşı Savaş ve Finans
11 Eylül 2001 tarihinden sonra ABD, Afganistan ve Irak’ı işgal etmiştir. Ancak buralarda ciddi direnişle karşılaşmış ve savaşı kazanamamıştır. Buralardaki ABD yenilgisi iyice açığa çıkmıştır. Ancak savaş halen sürmektedir. ABD’nin askeri harekatı can kaybına neden olmakta, bölge halkı büyük acılar çekmektedir. ABD bu ülkelerde asker bulundurmak için milyarlarca dolar harcamakta, binlerce ölü vermektedir. Altıncı senesine giren Irak işgali yüzünden ABD’nin harcadığı paranın yüz milyarlarca doları bulduğu iddia edilmektedir. ABD bu paranın büyük kısmını kontrolu altında tuttuğu Irak idaresinden ve onun Kuzey Irak’taki petrol gelirlerinden karşılamaktadır. ABD, Irak’ın yeniden inşası için kullanılacak petrol gelirlerini kendi şirketlerinin yaptığı ve çoğunluğu güvenlik sağlama gibi ekonomik katma değer yaratmayan işlere aktarmaktadır.

Ayrıca 2000 ‘li yılların başında Çin’in ucuz işgücü avantajı ile DTÖ’ye üye olması sonucu Çin malları bütün ABD ve Avrupa piyasalarını işgal etmeye başlamıştır. Yüksek ücretler, telif ve patent hakları, yüksek kalite standartlarında üretim yapma, rekabet ve tüketici hukukuna göre davranma zorunluluğu ve yüksek vergiler yüzünden ABD sanayicisinin taklit - kayıt dışı - kalite ve satandarlara uymayan tapon Çin mallarına karşı rekabet şansı kalmamıştır. Pekçok Amerikan firması bu tür rekabetçi ortamdan yararlanmak için Çin’e taşınmış ve haksız rekabetin öz kaynağını tekellerine alarak dünyadaki ahlaki bozulmaya (moral hazard) katkı yapmışlardır. Bu yüzden ABD’nin dış ticaret açığı senede 1 trilyon dolara yaklaşırken, Çin dış ticarette yüz milyarlarca dolar fazla vermeye başlamış ve elinde 2 trilyon ABD doları para birikmiştir.

ABD, artan petrol ve doğalgaz fiyatları nedeniyle Rus oligarklarının elinde biriken 150 milyar doları, Arap şeyhlerinin elinde biriken 800 milyar doları ve Çin’deki 2 trilyon doları kendine çekme yoluna başvurmuştur. Bu fonları kendine çekmek için ise ABD Hazine Bonosu, ABD’de gayrimenkullerin Araplara satılması ve ABD bankalarındaki Arap, Rus ve Çin mevduat hesaplarını kullanmıştır. Bunlar sayesinde, dış ticaret açığını dengelemiştir. Ancak sonradan bankaların, fonların batmasına müsaade ederek Çin - Rus ve Arap mevduatlarının ABD mali sistemi içersisinde buharlaşmasına neden olmuştur.

Krizin Siyasi Boyutları
Bu noktada son zamanlarda yaşanan ekonomik krizin mortgage krizi gibi göründüğü, krizin bazı ekonomik nedenleri olmasının yanında, ABD’nin Çin - Rusya ve Arap’ları dize getirmek ve kendi dış ticaret açığını onlara finanse ettirmek gibi siyasi bir nedeni olduğu şüphesi ortaya çıkmaktadır.

Dünya çapında serbest ticaret fikrinin babası olan ABD’nin kotalar koyarak ve gümrük duvarlarını yükselterek Çin menşeili malların ithalini engellemesi ve dış ticareti kısıtlamasının mümkün olmadığı düşünülebilir. Bu, ABD’nin kuruluş felsefesine ve ABD’nin 20. yüzyılın başından beri bütün dünyaya empoze ettiği idiolojiye taban tabana zıttır. Öte yandan, bu şekilde düşünmenin ne kadar safiyane bir düşünce olduğu da açıktır.

ABD, nasıl karşılıksız dolar basarak Vietnam Savaşını finanse ettiyse, ABD hedge fonlarının ve büyük bankalarının batmasına göz yumarak hatta gizlice teşvik ederek buradaki Çin - Rus ve Arap mevduatını ABD finans sistemi içerisinde buharlaştırmasını da mümkün olarak değerledirmek gerçekçi olabilir (mi)? Yıllık 1 trilyon doları bulan dış ticaret açığının kompanse edilmesi başka nasıl olabilirdi?

Tüm bu iktisadi gerçekler aslında yaşanan krizin sadece iktisadi bir olay değil aynı zamanda siyasi bir tercih olabileceğini de düşündürtmektedir. Uluslararası finansal krizin nedenlerinin ekonomik olmaktan ziyade siyasal olduğunun en belirgin göstergelerinden biri de doların, krizin etkilerinin ABD’de en çok hissedildiği, iflasların ve işsizliğin tepe noktasına ulaştığı 2008 yazı sonundan itibaren sürekli değer kazanmasıdır. Bilindiği üzere iktisadi olarak krize giren bir ülkenin parası diğer paralar karşısında değer kaybeder. ABD gibi tarihindeki en büyük ikinci iktisadi çöküşü yaşayan ve ekonomisini rahatlatmak için dünyanın en liberal ülkesi olmasına rağmen bütün Afrika kıtasının toplam GSMH’nın 3 katı bir miktarla ekonomiye müdahele etmek zorunda kalan ABD’nin para birimi dolar diğer ülkelerin para birimleri karşısında değer kaybetmek bir yana son yirmibeş yılın en yüksek değerini kazanmıştır. Buna karşılık ise ABD Merkez Bankası faizleri 0,25 oranına indirmiş ve tedrici olarak sıfıra çekebileceğini beyan etmiştir.

Bütün bu gelişmeler ABD’nin yılda 1 trilyon dolara yaklaşan dış ticaret açığını yabancı sermaye ile başka ülkelere finanse ettirdiğini ve 2008 krizinin de ekonomik değil daha çok siyasal nedenli olduğuna işaret etmektedir. 1929’da ABD Borsası Wall Street’te başlayıp, bütün dünyayı mahveden büyük buhrandan sonra dünya tarihindeki ikinci büyük ekonomik kriz olan 2008 krizinin etkileri henüz 1929’a göre daha hafif hissedilmesine rağmen, 1929 büyük krizini ABD’ nin ancak 2. Dünya Savaşına girerek savaş ekonomisi uygulaması ve muazzam bir üretim kapasitesine ulaşması, savaş sonrası ise dünyanın en büyük ekonomik-siyasi ve askeri gücü olması ile atlatabildiğini gözden kaçırmamalıyız. Mortgage krizi ile başlayıp uluslararası finansal krize dönüşen 2008 krizinin de; Ortadoğu’da, Gazze, Kafkasya’da, Osetya - Abhazya ve Gürcistan, Balkanlarda Kosova – Karadağ – Makedonya’da meydana gelen siyasi anlaşmazlıklar ve çatışmalar ile ABD ve İsrail’in sürekli olarak İran’ın nükleer silahlarını heran vurabileceklerini beyan etmesi, Rusya’nın Kuzey Denizinde hak iddia etmesi, Baltık Ülkeleri ile Doğu Avrupa ülkelerine karşı tehditkar bir üslüp takınması, Avrupa’nın doğalgazını kesmesi, ABD’nin ısrarla NATO’ya almaya çalıştığı Ukrayna - Gürcistan ve Makedonya’nın üyeliklerine karşı çıkması, bu durumun kendisine karşı yapılmış bir saldırı olarak değerlendirmesi, 1989’da Berlin Duvarı’nın çökmesi ile sona eren ‘soğuk savaşın’ tekrar başlamasına neden olduğunu düşündürtmeye başlamıştır.

Hatta dünya’nın enerji kaynaklarının merkezi Kafkasya ve Orta-Doğu’da binlerce kişinin ölmesine neden olan sıcak çatışmaların da başlaması bizi daha da endişeye sevketmektedir. Rusya’nın Putin’le birlikte artan saldırgan ve tehditkar dış politikasına karşı koymak gerekçesiyle ABD’ nin mevcut uluslararası konjonktürden de istifade ederek bölgesel savaşları, uluslararası ekonomik krizi aşmak için 2. Dünya Savaşında olduğu gibi genel bir savaşa dönüştürebileceği olasılığı da bazı uzmanlar tarafından dile getirilmektedir.

Y. Doç. Dr. Uğur ÖZGÖKER
Kadir Has Üniversitesi AB Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü
Deniz Kültürü Derneği Genel Sekreteri

Bu yazı toplam 104 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004-2017 Vira Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 555 994 95 75