• BIST 82.345
  • Altın 147,826
  • Dolar 3,7921
  • Euro 4,0522
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 14 °C

Senin sustuğun an, bizim paramparça olduğumuz andır

HAKKI ŞEN

Yılın son ayları. Sabahın soluğu üstüme düşmeden uyandım. Havada kekre bir şey vardı, hüzne benzeyen. Balkon kapısını açtım, yağmur içeriye savruldu birden. Vaat edilmiş hayaller vurdu yüzüme. İnsanlar geçiyordu sessizce gecenin sabaha değdiği yerden. Uykusuz bir gecenin sabahındaydım. Bulutlarda bir telaş, savruluyorlardı oradan oraya. Islak martı aldırmaz bir tutkudaydı öylesine. Karşıda, nereden geldiği bilinmez bir tarla kuşu. Ben şaşkın, o şaşkın bakakaldık birbirimize sanki. Şehrin üstüne çöken sisi izlemeye koyuldum uzaktan. Deli dolu sallanıyordu kavak ağacı, dalında ise tarlakuşu. Yağmuru çektim içime. Bırak dalgaları çatlasın gönlünce, deyiverdi içimdeki ses.

           

Mevsim sonbahar, havada kekre bir şeyler vardı. Yağmur vuruyordu kentin üstüne. O eski şarkıdaki gibi ömrüme sorular soruyorum, yağmurun kokusunu içime çekerken. Tam sustuğum yerde isyanla doluyor yüreğim, bir şeyler kırılıyor içimde. “Yağmur yağmaz yukarı/ gerisin geri/ Artık acımasa da yara/ acır onun/ kalan yeri” diyor ya Brecht. Bir rüzgar geçiyor önümden ansızın. Tanıyorum. Yağmura bakarken usulca bir yara kanıyor içimde. Hüzünle doluyorum apansız esen rüzgara bakıp; “Dön gel/ ben de dönüp geleyim/ bir tanyeri saatinde/ birlikte eselim/ öteki rüzgarlarla” diyorum sessizce bu tanyeri saatinde.

 

Yağmur dindi. Bir uçtan açıldı hava. Usulca bir mavilik düştü göğün ucuna. Ben gökkuşağı beklemekteyim. Dedim ya, içim içime sığmıyor her nedense. Yüreğimin kıyısına vuruyor dışarının fırtınamsı uğultusu. Sesler çoğalıyor. Tanıdık olmayan acılar geçiyor düşüncelerimin orta yerinden. Gönlümce çatlatıyorum dalgaları. Dönüp usulca takvime bakıyorum, tarih 9 Kasım 2009’u gösteriyor. Bu güne kadar bu tarihe hiç not düşmemiştim ve bu tarihin bende hiç bir anlamı yoktu. Taa ki telefondaki can dostumun o bitik sesi; Yücel Odabaşı’nı, hocamızı kaybettik deyişine kadar.  İşte o andır paramparça oluşum ve 9 Kasım 2009 tarihli takvim yaprağına kayıt düşüşüm. Sevgili hocamın sustuğu andı; işte o andı kırılıp paramparça olduğumuz. İşte dalgaların yüreğinin çatladığı gün o gündü, tarihe not düştüğümüz.

 

Peki, şimdi soruyorum sevgili hocam; çok şey konuşmuş, çok şey paylaşmıştık, bize çok şey söylemiştin, ama böyle birden bire gideceğini hiç söylememiştin.  Hoşçakal demeden gideceğini hiç söylememiştin. Morgda buluşacağımızı da söylememiştin. Sana her telefon açışımızda mutlaka cevap verirdin. Seninle morgda karşılaştığımızda, yanağını okşayıp seninle konuştuğumda hiç bir şey söylemedin. Bir gün seni sevenleri sessizce bırakıp gideceğini söylememiştin. Ne çok yara açtın sevgili hocam, ne çok acıttın, kalbimizin kardeşi.  Bu sonbahar yağmurları, bu çıldırasıya çarpan dalgalar, ağaçtaki çaresiz tarla kuşu, havadaki kekrelik bütün bir gün yaşadığım şeyler senin susuşunun habercisi miydiler? İşte o andı her şeyin çığlıklara dönüştüğü… İşte o andı acılar yağmura karıştı birden. Sonra erkenci o acı çöktü şehre. İşte o andı gecenin korkunç sessizliği ve sensizliği şehre düşüp yuttuğu bir girdaptı. Bu girdap bizim perişanlığımız, kolumuzun kanadımızın düştüğü andı.

Dedim ya sevgili hocam, içim içime sığmıyor her nedense, canım acıyor. Yüreğimin kıyısına vuruyor fırtınamsı uğultusu dışarının. Sesler çoğalıyor. Acılar geçiyor düşüncelerimin orta yerinden. Bir şeyler yazmalıyım diyorum yüzde yüz yalansız. Hani öyle hiçbir şeyi düşünmeden… İçimde yakaladıklarımın ellerinden tutmalıyım,  ama olmuyor, yazamıyorum. Sensizliği hangi sözcükleri bir araya getirmeliyim ki anlatabileyim. Olmadı yazamadım.

 

Yeni bir yıla başlamak üzereyiz sevgili hocam. Dışarıda rüzgarın uğultusu, ben morgun önündeyim. Soluk soluğa gibiyim sanki. Yeni bir acıyı çekiyorum içime bir nefeste. Hastalıkmış, ağrıymış, sızıymış, zamanın tükenişiymiş; boş veriyorum. İçimden yükselen eski bir şiir; “Anlayabilmek insanı insan olanı, tanıyabilmek karanlık olanı karanlıkta duranı, insan olmak ve insan kalabilmek... Dövüşmek doğru bulduğu, haklı bulduğu her şey için, herkes için. Ve nihayet şaşmayı unutmamak bir çocuk gibi alabildiğine genç ve alabildiğince hayran ve haylaz…” Nasıl da anlatıyor da bu şiir seni.

Biliyor musun sevgili hocam; bazen hüzünleniriz, bazen kanarız sözlere ya da kanatırız sözcükleri. Bazen söylenmemiş sözlerin uzaklığı vurur yüzümüze, bazen yakın ayrılıkların hüznü. Bir rüzgar geçer ömrümüzden; asidir, bizim rüzgarımızdır, işte öyle geçtin… Biz sensiz yeni bir yılda kimsesiz bu kentin saatini kurarken, seni hiç bir zaman unutmayacağız ve unutturmayacağız. Biz yüreğimizde yüreğine iyi bakacağız sevgili hocam. Sana söz veriyoruz anılarına kimse leke süremeyecek. Birde bize söylediğin vasiyetlerini hiç unutmayacağız. Toprağın bol, mekanın cennet olsun sevgili hocam…

Bu yazı toplam 139 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004-2017 Vira Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 555 994 95 75