• BIST 108.392
  • Altın 143,552
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 26 °C

Sykes-Pıcot Anlaşması Ekseninde Fransa politikaları

DOÇ. DR. UĞUR ÖZGÖKER

Francois Hollande’ın Nisan 2016 sonunda Lübnan, Mısır ve Ürdün’ü kapsayan Orta-Doğu gezisine çıkmasıyla Fransa’nın bölgeye ilgisi yeniden canlanmıştır. Aslında Fransa’nın bölgeye ilgisi yeni değildir, Haçlı Savaşları ile başlamıştır.
    “LEVANT”  Akdeniz’ in doğusunda olan ülkeleri tasvir eden coğrafi bir kavramdır ve bugün Türkiye’nin Hatay vilayeti, Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin, Irak ve Ürdün devletlerinin bulunduğu bölge için kullanılmıştır. Burada yaşayan Sünni ve Alevi-Nusayri Müslüman, Dürzi, Yezidi, Musevi ve Hıristiyan Ortodoks mezheplerine bağlı; Türk, Arap, Kürt, Ermeni, Süryani-Asuri, Rum ve Yahudi halklarının dışında, Levant coğrafyasında yüzyıllardır mukim Latin kültüründen ve Katolik mezhebine mensup Fransız ve İtalyan (İtalyan Birliği kurulmadan önce Venedik, Ceneviz, Floransa vb.) asıllı tüccarlar için “LEVANTEN”  tabiri kullanılmıştır ve halen de kullanılmaktadır. Levantenler bulundukları bölgelerdeki ekonomik yapıya, ticaret ve iktisadi hayata hakim oldukları, toplumsal yapıyı yönlendirdikleri ve hatta siyasi iktidarlar üzerinde çok etkili oldukları iddiasıyla yerel halk tarafından daima eleştiri ve şikayet konusu yapılmışlardır. İşte bu Levantenler Fransızların Orta-Doğu bölgesine mirasıdırlar.
    1915'te Arabistan Yarımadası'nı ele geçiren İngiltere, Osmanlı’ya karşı ayaklanan Mekke Emiri Şerif Hüseyin'i destekleyerek Arabistan’a Kral olmasını sağlayacak; buna karşılık Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kuracaktı. Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile Mısır'daki İngiliz Yüksek Komutanı McMahon arasında böyle bir antlaşma gizli olarak imzalanmıştır. Siyasi tarihte uluslararası bir anlaşma hüviyeti taşımayan ve Hüseyin-McMahon yazışmaları veya mektuplaşmaları olarak adlandırılan (Husseyin-McMahon Correspondance) bir ihanet belgesidir.  Fransa, kendinden habersiz İngiltere’nin kendi arka bahçesi ve nüfuz alanı olan Orta-Doğu’da etkili olacağı böyle bir plana karşı çıkıp İngiltere'ye baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını istedi. Rusya'nın onayı ile bu kez Sykes-Picot “Gizli” Anlaşması imzalanarak Fransa’nın bölgedeki menfaatleri garanti altına alınmış oldu. Osmanlı Devleti'nin parçalanması sürecinde Birleşik Krallık, Fransa ve Rusya arasında imzalanan bu anlaşma Küçük Asya Antlaşması (Asia Minor Agreement) olarak da bilinir. Anlaşmayı yazanlar İngiliz Muhafazakar Partili Milletvekili Sir Mark Sykes ve Fransız Albay François Georges Picot'tur, imzalayanlar ise Edward Grey ve Paul Cambon'dur.
    Sykes-Picot ve san remo Anlaşmalarında kararlaştırılan, daha önceden Brüksel’de otel odalarında kağıt üzerinde sınırları çizilmiş olan ve Versay, Saint-Germain, Trianon, Neuilly ve Sevr Anlaşmalarında (sonradan Lozan Antlaşmasında) hukuki statü kazanan Orta-Doğu bölgesindeki “uyduruk”, yapma devletçiklerin hemen hepsinde bugün batının güdümünde olan halkın isteklerine, taleplerine ve iradesine aykırı otoriter ve yarı-otoriter iktidarlar hüküm sürmektedirler. İşte bu ülkelerin birçoğu geçmiş yıllarda Fransızlar tarafından çeşitli sürelerde ve çeşitli şekillerde idare edilmişlerdir.
    Suriye ve Lübnan’da elit sınıflar bugün hala birinci lisan olarak Fransızca konuşmakta, Lübnan’ da Latin Katolik kültür ve mezhebinden Marunitler anayasaya göre Cumhurbaşkanlığı makamını yasal olarak sürekli ellerinde bulundurmaktadırlar. Ayrıca Fas, Tunus, Cezayir, Suriye ve Lübnan halen Fransa’yla çok sıkı ekonomik ve ticari ilişkilerini sürdürmekte; bu ülkelerdeki tüccarlar gerek dil (Fransızca) gerek tarihi bağlar nedeniyle dış ticarette Fransa’yı birinci partner olarak görmektedirler.   Fransa 1980’lerde Magrep ve Maşrek ülkelerine AB’nin geniş mali fonları ile yeniden nüfuz edebilmek için AB’ ye,  “AB’nin Akdeniz Politikası”nı kabul ettirmiştir. Aslında Fransa’nın Ortadoğu’daki ekonomik varlığını güçlendirme arzusu hâlihazırdaki Suriye krizi ile beraber başlamış değildir. Aksine bu durum, temel olarak, 2007 yılında ortaya çıkmıştır. O zaman Fransa, Nicolas Sarkozy’nin Fas ziyareti sırasında duyurduğu “Akdeniz için Birlik Projesi”ni (Union for the Mediterranean)  ileri sürmüştür. Bu projenin amaçlarından biri de Amerika’nın 2004 yılında ortaya attığı “Ortadoğu ve Kuzey Afrika Serbest Ticaret Bölgesi”nin inşa edilmesine yönelik projesi nedeniyle, Fransa’nın ekonomik zarara uğramasının önüne geçmektir.
    Bugün bölgedeki sorunların kökeni ise Wilson prensiplerine göre illegal olan 100 sene önce imzalanmış Sykes-Picot Anlaşma’sından kaynaklanmaktadır. I. Dünya Savaşı sırasında, 29 Nisan 1916'da Kut'ül Ammare Kuşatması sonrasında İngiliz kuvvetlerinin Osmanlı 6. Ordusu karşısında bozguna uğramasından 17 gün sonra 16 Mayıs 1916 tarihinde İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı’nın Orta Doğu topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşmadır. Aslında Sykes-Picot Anlaşması Osmanlı Devleti topraklarının batılı emperyalistlerce paylaşılmasını öngören gizli anlaşmalardan sadece bir tanesidir. Diğerleri:
1 – İstanbul Anlaşması; 10 Nisan 1915 tarihinde yapılan görüşmeler sonunda İngiltere ve Fransa, İstanbul ve Boğazları Ruslara vermeyi kabul ettiler. Buna karşılık Rusya da bu iki devletin Osmanlı Devleti’nin diğer bölgeleri ile Anadolu ve Orta Doğu üzerindeki haklarını tanımayı kabul etti.
2 - Londra Antlaşması; İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında 26 Nisan 1915 tarihinde imzalanmıştır. Bu antlaşma ile On İki Ada, Antalya ve çevresi İtalya’ya bırakıldı. Ayrıca İtalya Trablusgarp ve Bin gazi üzerinde bazı haklar da elde edecekti. İtalya bu antlaşma ile İtilaf Devletleri’nin yanında I. Dünya Savaşı’na katılmayı kabul etmiştir.
3 – Sykes- Picot Anlaşması.
4 - Petrograd Protokolü: Mart 1916 tarihinde İngiltere, Fransa ve Rusya arasında imzalandı. Sykes – Picot Anlaşması’ndan sonra İngiltere ve Fransa, Rusya ile Petrograd Protokolü’nü imzalayarak anlaşma sağlamışlardır. Buna göre; Boğazlar bölgesi, doğuda Trabzon’un batısında belirlenecek bir noktaya kadar giden bölge ile Van ve Bitlis’in güneyine doğru, Muş Siirt, Fırat, Cizre ve İmadiye’ ye kadar uzanan yerler Ruslara verilecektir. Rusya’da buna karşılık Sykes - Picot Antlaşması ile İngiltere ve Fransa’nın belirlediği Orta Doğu paylaşımını kabul edecektir.
5 -  Saint Jean de Maurienne Anlaşması: Sykes-Picot ve Petrograd Anlaşması ile İngiltere, Fransa ve Rusya’nın aralarında yapmış oldukları paylaşımlar, İtalya’nın tepkilerine sebep olmuştur. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa, İtalya’nın isteklerini dikkate alarak aralarında Saint Jean de Maurienne Anlaşması’nı yaptılar (19 Nisan 1917). Buna göre; Antalya, Konya, Aydın ve İzmir İtalya’ya verildi. Bu antlaşmayı Rusya, ülkesinde çıkan ihtilal sebebi ile imzalayamadı. Daha sonra Rusya, yapılan gizli antlaşmaları tanımadığını açıklamıştır. İtalya bu antlaşma ile elde ettiği yerlerin bir kısmını Paris Konferansı’nda İngiliz – Yunan işbirliği sonucunda Yunanlılara kaptırmıştır.

Sykes-Picot Antlaşmasının Hükümleri:
1. Rusya'ya, Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu'nun bir kısmı,
2. Fransa' ya, Doğu Akdeniz bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları,
3. İngiltere' ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Basra ve Güney Mezopotamya verilecektir.
4. Fransa ile İngiltere'nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak,
5. İskenderun serbest liman olacak,
6. Filistin'de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır.
    1917 devriminden sonra Rusya, Sykes-Picot anlaşmasından vazgeçmiş, Lenin gizli olan bu anlaşmayı dünya kamuoyuna açıklamıştır.
    Bu bilgiler ortaya çıktıktan sonra Osmanlı Devleti, olası bir bölünmenin sonucunda asıl hedefin Büyük Arap Devleti'ni kurmak olmadığını; İngiliz ve Fransızların yönetimine egemen olacağı çok sayıda ufak ülkeler kurulacağını anlatmaya çalıştıysa da, ne yazık ki Arapları ikna edememiştir. Parçalanan bölge günümüze kadar sürekli olarak çatışma altında kalmıştır. Halk sürekli olarak zulüm görmüş, diktatörlerin altında ezilmiştir. Amaç hiçbir zaman halkın bağımsızlığı ya da devletlerin güçlenmesi olmamış; büyük devletlerin kontrolündeki ülkelerde kaynaklarının rahat rahat paylaşımı olmuştur. ABD’ nin o zamanki Başkanı Woodrow Wilson’nun Ocak 1918’ te ilan ettiği 14 ilkesinde Gizli Anlaşmaların yapılmasını yasaklamasına rağmen Sykes-Picot gizli anlaşmasının hükümleri Osmanlı Devletine 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması ile aynen dikte ettirilmiştir.

    Sykes-Picot’ta ilk gedik, Britanya’nın 1917’de “Yahudilere Filistin’de bir yurt yaratmak” için kaleme aldığı Balfour Deklerasyonu ile olmuştur. Balfour Deklerasyonu, Lloyd George'un Başbakanlığındaki İngiliz savaş kabinesinde Dışişleri Bakanı olan  Lord Althur Balfour'un girişimiyle başlatılan ve sonuçta Filistin'de bir Yahudi devletinin -İsrail- kurulmasıyla sonuçlanan girişimdir. 1917 yılındaki bu deklerasyon, ilk Balfour deklarasyonudur. Balfour girişimiyle 1926 yılında, İngiliz sömürgeleri konusunda ikinci bir Balfour Deklarasyonu yapılmıştır. Lord Arthur Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde uluslararası Siyonist hereketin liderlerinden olan Lord Rothschild'e bir mektup göndererek, Filistin topraklarında bir Musevi devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini bildirerek Lord Rothschild’ den İngiliz Hükümetinin bu kararını Dünya Siyonist Federasyonuna iletmesini istemiştir.  İngilizlerin Araplara yatırım yaptığı bir dönem olduğu için, bildiride ‘ülkedeki öteki sakinlerin medeni ve dinsel haklarının ihlal edilmemesi’ şart koşulmuştur. Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu topraklarının İngiltere ve Fransa arasında paylaşılması protokolü niteliğindeki Sykes-Picot Antlaşması ve Mekke Şerifi Hüseyin ile İngiltere'nin Mısır'daki Yüksek Komiseri McMahon arasında gizli olarak imzalanan McMahon Antlaşması ardından yapılan bu girişim, böyle bir tek taraflı deklarasyonu gerektirmiştir. Böylece İsrail Devleti’nin kurulması yolunda en büyük adımlardan biri atılmıştır. Lord Balfour' un bu mektubu üzerine yürütülen girişimler, 1918 yılında Fransa'nın, hemen ardından da İtalya'nın desteğini sağlamıştır. ABD Başkanı Thomas Woodrow Wilson, Ekim 1918 ayında deklerasyonu desteklediklerini açıklamıştır.
    İngiltere’nin uzun yıllar dış politikada izlediği bu stratejinin adı “Böl ve Yönet” (Divide and Rule) Politikasıdır. Rakiplerini bölerek ya da onları bölünmüş vaziyette tutarak zayıf durumda bırakmak isteyen devletlerin izledikleri yoldur. Bu, çeşitli devlet, bölge veya millete hükmetmek amacıyla yapılan bir bölmedir. 19. yüzyılda sömürge imparatorluklarının kuruluşunda, daha iyi bir idare için Asya ve Afrika'nın komşu topluluklarını birbirine düşman etme çalışmalarında bu kuraldan yararlanılmıştır. Aynı şekilde II. Dünya Savaşı sonrasında Almanya'nın bölünmüş hâlde bırakılması da, bu politikaya uygunluk göstermiştir. Günümüzde ise ABD'den Condoleezza Rice, Böl ve Yönet politikasıyla ilgili olan BOP' u Ortadoğu'da Fas`tan Çin sınırına kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyasının değiştirilmesi olarak tanıtmıştır.
    Böl ve Yönet başlığı altında inceleyebileceğimiz benzer bir süreç de Arnavutluk toprakları üzerinde yaşanmıştır. Büyük Arnavutluk hayaliyle bağımsızlık mücadelesine girişen Arnavutlar, Arap ülkelerine benzer şekilde çok sayıda küçük ülkelere parçalanarak sürekli olarak bir kavga ve çatışma zemininde yaşamaları sağlanmıştır. Türkler tarihte Kırım Tatarlarının ihaneti yüzünden 1683’ te 2. Viyana Kuşatmasını; Arnavutların ihaneti yüzünden 1. Balkan Savaşını; Arapların “hıyaneti ve kalleşliği” yüzünden 1. Dünya Savaşı’ nı kaybetmiştir. Ancak Türklere ihanet edip arkadan vuran bu 3 MÜSLÜMAN memlekette bir daha iflah olmamıştır.  Kırım, Yüzyıllardır sürekli Rus işgalinde kalmış ve hala kalmaktadır. Kırım Tatarları 1944 kışında Stalin tarafından Orta-Asya’ya sürülmüşler, yarısı yollarda hayatını kaybetmiştir. Güya Osmanlı’ dan bağımsızlığını kazanan Arnavutluk; hemen akabinde  Yunanistan ve Sırbistan tarafından işgal edilmiş olup bugün Arnavutlar, Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Yunanistan ve Sırbistan gibi değişik ülkelerde parça parça yaşamak zorunda kalmışlardır. Araplar ise petrol ve doğalgaz gibi zengin hammadde kaynaklarına sahip olmalarına rağmen 20 den fazla Devlete bölünmüş olup, her gün terör ve savaşlar nedeniyle Arap aleminde binlerce kişi ölmekte, Arap Devletlerinde kan, gözyaşı ve sefalet eksik olmamaktadır.
    Bilindiği gibi 1700’lerden 1945’ e yani 2. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Dünya üzerinde hakim güç “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” olarak da adlandırılan İngiltere Krallığı (Büyük Britanya ya da Birleşik Krallık) idi. Bu düzen; “Pax-Britanica” yani İngiliz Barışı ironik olarak da İngiliz Sömürge İmparatorluğu diye adlandırılıyordu. 2. Dünya Savaşından sonra İngiltere gönüllü olarak Dünya üzerindeki hakim pozisyonunu eski kolonisi olan, din ve mezhep olarak kendi mezhebi Protestanlığı benimsemiş, resmi dili olarak da kendi dili İngilizce’ yi kullanan siyasi rejim olarak da İngiliz siyasal sistemi “Liberal Demokrasi” prensiplerini uygulayan Amerika Birleşik Devletleri’ ne ( ABD ) devretmiştir. 2. Dünya Savaşı sonundan bugüne kadar Soğuk Savaş dönemindeki dünyanın çok küçük bir bölümünü domine eden sosyalist ülkeler ve doğu bloğunu hariç tutarsak, Dünya üzerindeki hakim güç ABD olmuştur. Özellikle 1990’ların başında Komünizm ve SSCB’ nin çöküşüyle tek süper güç haline gelen ABD’nin güdümünde olan bugünkü dünya sistemi “Pax-Americana” yani Amerikan barışı ya da alaycı tabiriyle Amerikan İmparatorluğu olarak adlandırılmaktadır. Bugün ABD’de dış politikasında İngiltere’nin 19. ve 20. yüzyılın ilk yarısında uyguladığı “Böl ve Yönet” politikasının aynısını uygulamaktadır.
    İngiltere’nin Böl ve Yönet Politikasının en çarpıcı örneği hain ve kalleş Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile yaptığı anlaşmadır. Mısırdaki İngiliz Yüksek Komiseri McMahon Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile Anlaşma yaparak Şerif Hüseyin’in kendi Halifesi ve kendi Sultanına karşı ayaklanıp arkadan vurmasını sağlamıştır. Buna karşılık Şerif Hüseyin’ in kendisi Arabistan Kralı, büyük oğlu Abdullah Suriye Kralı, küçük oğlu Faysal da Irak Kralı olacaktı. 1921’de Hicaz Emiri Bin Suud Mekke’ye gelip hain Şerif Hüseyin’ i devirdi kendisi Kral oldu. Devletin adını da Suudi Arabistan yaptı. Fransızlar Abdullah’ ın Suriye Krallığını tanımadılar. Sykes-Picot, San Remo ve Paris Konferansları ve Sevr Anlaşması ile Suriye Fransızlara bırakılmış olduğu için İngilizlerin hain Şerif Hüseyin’ e verdikleri sözün kendilerini bağlamadığını söyleyip Şerif Hüseyin’in kendi politikasını sürdüren oğlunu Suriye’den kovdular. Bunun üzerine İngilizler Arabistan topraklarını bölüp Abdullah’ a suni ve uyduruk Ürdün (Jordan) diye bir sahte devlet yarattılar. Bu dandik devlet İngiltere ve ABD‘nin desteği ile hala yapay olarak yaşatılmaktadır. Şerif Hüseyin’ in küçük oğlu Faysal ise  İngiliz manda ve himayesi altında gene kağıt üzerinde yapay olarak yaratılan Osmanlı’nın Musul-Bağdat ve Basra Eyaletlerinin birleştirilmesiyle oluşturulan Irak’ a sözde Kral (!!!!!!!)  diye sembolik yetkilerle atanmıştır. 1958’ deki Baas darbesiyle de öldürülmüş yapmacık Irak Krallığı da son bulmuştur. Nisan 2016 tarihinde ABD Başkan Yardımcısı Joe BIDEN Irak’ ı ziyaretinde Ortadoğu’daki yapay (suni) Arap devletlerini biz yarattık diye itirafta bulunmuştur. 
    Arap kavimlerine mensup halkın IQ (Intelligence Quotient) ve EQ (Emotional Quotient - Duygusal Zeka Katsayısı) Dünyanın diğer ırklarına göre çok düşük olduğu için sağlıklı ve rasyonel düşünme, olayları kavrama ve analiz kabiliyetlerinden yoksundurlar. Ayrıca Dünyanın en tembel ırkıdırlar. Bu Arap kavmi çeşitli aşiret, aile ve kabilelerden oluşmakta olup, “Birey” Kültürüne sahip olmayan “Sürü” ideolojisine göre mutlak itaat ve tebaa kültürüne dayanan, otoriter-totaliter ve fundamantelist   (köktendinci) rejimlerle idare edilmeye müsait bir toplumsal yapıya sahiptirler. Bu nedenlerle sömürgeci batı devletlerinin tarih boyunca oyuncağı olmuşlar ve boyunduruğu altında kalmışlardır. Halen de Araplar dünyanın yüzde75 enerji kaynaklarına sahip olmalarına rağmen bütün kaynakları neo-kolonyal batılı şirketlerce sömürülmektedirler. İşte Orta-Doğu Bölgesindeki devletlerde bu toplumsal yapı değişmeden  “sykes-picot” da sınırları cetvelle çizilerek suni olarak yaratılan istikrarsız yönetimler ve başarısız devletler ( Failed State ) ile devletçikler kendi içlerinde ve birbirleriyle sürekli kavimsel, dinsel ve mezhepsel, siyasal rejim ve iktisadi gelişme farklılıklarına dayanan savaşlar ve çatışmalardan kurtulamazlar. Buna ilave olarak petrol, doğalgaz gibi bölgenin bütün doğal kaynakları batılı ülkeler tarafından sömürülmeye, bölge halkları da devamlı başta Avrupa olmak üzere diğer bölgelere “Göç” etmeye devam ederler.

Doç. Dr. Uğur ÖZGÖKER
MARMARA GRUBU STRATEJİK VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR VAKFI Mütevelli Heyet ve Akademik Konsey Üyesi
AREL ÜNİVERSİTESİ İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve ARELUSAM-Uluslararası Stratejik Araştırmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdür Yardımcısı
TÜRK-KUZEY KIBRIS TÜRK TİCARET ODASI Yönetim Kurulu Başkanı
KIBRIS KÜLTÜR VE EĞİTİM DERNEĞİ Kurucu Başkanı
KIBRIS AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ Mütevelli Heyet Üyesi
TÜRDER – Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Derneği Genel Başkanı
REVAK – Rekabet Vakfı Başkan V.
DMW-ULUSLARARASI DİPLOMATLAR BİRLİĞİ Yönetim Kurulu Üyesi
TAV-TÜRKİYE AVRUPA VAKFI Yönetim Kurulu Üyesi
EGD - Ekonomi Gazetecileri Derneği Kıbrıs Temsilcisi
www.ugurozgoker.com

Bu yazı toplam 2971 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2004-2017 Vira Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 555 994 95 75