Ben Hep Gittim...

Yazar: MİTHAT BEREKET

Siz hiç hep gittiniz mi? Hayatınızı yollara emanetettiğiniz oldu mu hiç? Olayların, haberlerin önünüzeserdiği yeni bir haritaya balıklama dalmak ne demektir bilir misiniz? Ya tarih yazılırken tanıklık etmek?Hayatınız yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımaküzerine kuruldu mu? Her zaman, ama her zaman yolcuolmak ne demektir bilir misiniz?Size hiç "Evliya Çelebi", "Gezgin" ya da "IndianaJones" lakapları takıldı mı?Havalimanı, tren istasyonları veya otobüs garlarındaki hayatı ezbere bilir hale geldiniz mi? Otobanlardaki kesik çizgilerin yepyeni dünyalara açılan kapılar olduğunu düşündünüz mü hiç? Ve o kapılardan girip yepyeni yerler, yepyeni hayatlar, yepyeni sesler,yepyeni yüzler; hatta yepyeni aşklar keşfetmenin keyfini, heyecanını yaşadınız mı?Sürekli gitmek... Darbelere, seçimlere, törenlere,ölümlere, düğünlere ya da savaşlara... Kısacası,hayatın tam ortasına gitmek...Sürekli bir "gurbet" duygusuyla yaşamak, ama hergittiğiniz yeni mekanı "eviniz" yapmak ne demektir hiç bilir misiniz?Ne dersiniz? Hayatınızın geri kalan kısmını böyleyaşamak ister miydiniz? Uyku ve yemek... Neredebulursanız orada... Bazen dağ başında, 20 günteninize bir damla su değmeden yaşamak... Koktuğunuzu hissetmek? Soğuktan donmamak için bulunduğunuz yerde, toprağa çukur kazıp içine yatmak. Pislikten yağlanmış bir battaniyeye sarınıp uyumak? Bazen de kaldığınız lüks oteldeki oda servisinin getirdiği kızarmış ekmek kokusuyla uyanmak?Taze goncalı kahvaltı tepsileri... Tertemiz, bembeyaz otel çarşaflarının annenizi, ailenizi hatırlatan o mis gibi kokusu... Ne dersiniz, hiç yaşadınız mı bunları?Bir bilinmeze doğru gitmenin gizemi ve heyecanıylavücudunuz adrenalin salgıladığında, bunu hissedip zevk aldığınız, hatta hınzırca gülümsediğiniz oldu mu hiç?Uzakları yakın, yakınları uzak yapmak insanın nasılkafasını karıştırır bilir misiniz?Oysa her şeyi... Ama her şeyi? Trafik sıkıntısını, tampon tampona aşkları, iş derdini, aşk acısını, günlük hayatın üzerinize bindirdiği monotonluğu geride bırakıp gitmek nasıl güzeldir? İnsanı nasıl da rahatlatır...Savaş ve aşk; sevgi ve nefret; üzüntü ve sevinç...Farklı dillerde, farklı kelimelerle tarif edilse de,aslında hepsinin her yerde aynı anlama geldiğinifark etmek ne kadar güven verir insana...Ama yine aynı hayat biçimi yüzünden bir yereyerleşmekte güçlük çektiğiniz oldu mu hiç? Sevgilinizi küçültüp cebinize koyarak, gittiğiniz her yere götürmeyi düşlediniz mi? Ve bu yollar yüzünden aşkınızdan, ailenizden, özel hayatınızdan neler verdiğinizi fark edince nasıl ürperir insan bilir misiniz?Aslında bu yolların içindeki bilinmezliğin, hayatınızı da bir belirsizliğe, bilinmezliğe sürüklediğini... Bir sonraki molada neyle karşılaşacağınızı bilemediğinizi... Yarın nerede olup, ne yapacağınızı kestiremediğinizi... Ama bütün bunların aslında ne kadar heyecan verici, ne kadar güzel olduğunu hiç hissettiniz mi?Peki ya, zorlu yolculuklardan, savaşlardan yıkılmadan döndüğünüzde, şehrinizdeki insanların günlük dertlerinin; o garip koşuşturmanın size ne kadar yabancı geldiğini fark ettiniz mi? "Vietnam Sendromu" nedir bilir misiniz? Her şeye rağmen, gitmek ne kadar güzeldir...Ufuk çizgisinin ötesindeki yerleri "artık biliyorum"diyebilecek hale geldiniz mi? Ve bu yolculuklaryüzünden işiniz hobiniz, hobiniz işiniz oldu mu? Günbatımlarının ya da şafak vakitlerinin hiç bitmediğibir dünyada yaşamak ne demektir bilir misiniz?Siz hiç 24 saatte, 48 saatlik bir yaşanmışlıksığdırabildiniz mi hayatınızda...Ne, hayır mı? O zaman ne duruyorsunuz? Sizi aramızabekliyoruz...Hadi ama çabuk olun! Acele edin! Çünkü hayat çok kısa!Yaşayın! Tırnaklarınızı hayata geçirip sıkı sıkıtutunun ona... Yaşayın! Hem de her gidişten sonra bir dönüş olduğunu ve her dönüşün aslında kendinizleyüzleşmek olduğunu hissederek...Yani... Yani, hep giderek...

http://www.virahaber.com/ sitesinden 24.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.