Demir Atan Sektör

Yazar: SEDAT ALTUNAY

Deniz kültürü ve haber yorum dergisi Vira, beşinci yaşına girmenin mutluluğunu yaşıyor. “Bayrağı beyaz, denizi temiz, bilinci aydınlık bir denizcilik sektörü” için uğraş veren Vira ekibini başarılı yayıncılık hayatı nedeni ile kutluyor ve daha nice uzun yıllar, onurlu ve saygın hayatını devam ettirmesini diliyorum.

 

Vira Dergisi’ni takip edenler krizin geleceğini biliyordu

2002’li yıllarda başlayan ve 2007 ortalarına kadar son beş yılda altın çağını yaşayan denizcilik sektörü ile birlikte Vira Dergisi de bu mutluluktan payını almış ve geleceğe büyük umutlarla bakarken, “Global ekonomik kriz”in etkisi diğer sektörlerde olduğu gibi denizcilik sektörünün de dibe vurmasına neden olmuştur. Yüzlerce irili ufaklı ticari gemiler Marmara’ya demir atmış, navlunlar görülmemiş oranda düşmüş, gemi siparişleri iptal edilmiş ve sektörün binlerce işçisi, işsiz kalmıştır. Vira Dergisi 2007 Haziran sayısından itibaren sürekli olarak büyük ekonomik krizin geleceğini siz değerli okuyucularına ve denizcilik sektörüne bu satırların yazarı kanalı ile duyurmuş ve sektörü uyarmıştır. Bu konudaki ilk uyarı ve öneriler, Vira Dergisi’nin 15. sayısında Haziran- Temmuz 2007 tarihinde “Cari Açık ve Turizm” yazısı ile yapılmıştır. Bunu 16. sayı sayıdaki “Global ekonomik kriz Türkiye ve Marinalar” başlıklı sayı izlemiştir. Bakın bu yazıda neler söylemiştik: “Önümüzdeki aylarda; ekonomik durgunluk başlayacak endişesi dalga dalga yayılacaktır. Para politikasında gevşeme hızlanacak, piyasalarda fiyat istikrarı bozulacak, enflasyon tırmanışa geçecek, krediler duracak, yeni krediler açılmayacak, ekonominin lokomotifi olan inşaat sektörü büyümesine son verecek, toplu konut tarzı binaların satışı yavaşlayarak yüksek orandaki konut arzı yatırımcıyı satış olmaması nedeni ile zora sokacaktır. Bu ise, tüm piyasaları etkileyecektir. Bundan en çok etkilenecek sektörlerin başında ise denizcilik sektörü gelmektedir”.

 

2007 yılının Aralık ayında yayımlanan Vira Dergisi’nin 18. sayısında ise aynen şunlar yer almaktadır: “Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan “Global ekonomik kriz” çok büyük sarsıntılarla beraber Amerika yönetiminin aldığı akılcı tedbirlerle 2009 sonuna kadar yavaş yavaş etkisini azaltacaktır. Mevcut cumhuriyetçi hükümetin, demokratlarla anlaşarak 165 milyar dolar bir fonun sade vatandaşa yansıtılmasının yanı sıra, Amerika Merkez Bankası önümüzdeki günlerde faizi yüzde 0’lara çekerek ve 2008-Kasım ayında seçimlerin demokratlar tarafından kazanılması ile Amerikan ekonomisine bir güven gelecek ve yavaş yavaş her şey normale dönecektir. Avrupa’da ise, güçlü şirketler ve bankaların henüz büyük çoğunluğu 2007 yılı bilançolarını şu ana kadar açıklamadılar. Bilançosunu açıklayan bazı Fransız şirket ve bankaları ise büyük bir zararla ortaya çıktılar. Bilançoların açıklanması ile dünya genelinde ikinci dalga ekonomik şokun etkisi görülebilir. Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozi ile ABD Başkanı Bush, dünya ve Avrupa liderliklerini ön plana çıkararak, zengin Ortadoğu ülkelerinden büyük miktarda fonları tatlı-sert üslupla ülkelerine aktararak bazı büyük şirket ve bankaları rahatlatmış olmakla beraber, Mart-2008 hem dünya, hem de Türkiye için oldukça kritik bir aydır.

 

Türkiye de ise işler iyi gitmemektedir. 2007 seçimleri nedeni ile bütçede para kalmamıştır. Ayrıca Kuzey Irak operasyonu da bütçeye ek yükler getirmiştir. Devlet kanalı ile yapılan yatırımlar durmak üzeredir. Özel sektör yatırımları ve yap işlet devlet yatırımları ise, yasal mevzuat ve bürokratik engeller nedeni ile gerçekleşmemektedir. Kapanan işyeri veya küçülen şirketler hızla çoğalmaktadır. Bu gerçek önümüzdeki aylarda daha da çoğalacaktır. Piyasa da tahsilatlar yapılamamakta ve borçlar ödenememektedir. Ekonomi çarkının yavaşlaması herkesi etkileyecektir. En başta etkilenecek sektör de “Denizcilik Sektörü”dür. Kimse bu krizin geleceğine inanmamaktadır. Umarım sonuçları bir felakete dönüşmez”.

 

Bundan sonra ne yapmalıyız?

Bu tür uyarı yazılarına; “Ekonomide Kara Bulutlar” ve “Türk Ekonomisinin Geleceği”

makaleleri ile devam etmiştik. Sektörle ilgili konulardaki makalelerde krizin gelişini haber verip, öneriler de yapmıştık. Artık olan olmuştur. Denizcilik sektörü çok zor anlar yaşamaktadır. “Bundan sonra neler yapılmalıdır?” sorusuna geç kalmadan cevaplar aramak zorundayız. Navlunun düşmesi, gemi siparişlerinin ve global ticaretin azalması ile dünya genelinde ithalat ve ihracatın yüzde 90 oranında gerçekleştirilen deniz taşımacılığının dibe vurması ve arkasından gelen demir atmış gemiler ve çok büyük bir istihdam kaybı, denizcilik sektöründeki finansal kaynakların daraltılması, likidite azalması, dış finansal kaynakların kesilmesi, denizcilik kredi maliyetlerinin artırılması ortaya çıkan sorunun tanımıdır. “Bu sorunun çaresi nedir?” derseniz, kısa vade çözümler için şunları söyleyebiliriz:

-         Denizcilik alanında kredi veren veya fon oluşturan bankalar ile finans kuruluşlarına yüzde 100 devlet garantisi verilmesi gecikmeden yapılmalıdır.

-         Daha önce kredi verilen ve kredileri geri çağrılanlarla, çağrılmayanlara iki yıl ödemesiz, beş yıllık bir süre tanınması; iki yıl için faizsiz, diğer üç yıl için de Merkez Bankası borç verme faiz oranları nispetinde faiz uygulaması yapılmalıdır.

-         Denizcilik sektörünce döviz kazandıran şirketlere üç yıl süre ile vergi ve sosyal güvenlik muafiyeti tanınması uygulamaya konulmalıdır.

-         Petrol ve doğalgaz zengini İran ve Azerbaycan pazarına yönelmek için Mersin ve Trabzon limanlarını ve bağlantılı demiryolu ile karayolu yapımı ve ıslahı ile denizcilik sektörüne yeni pazar yaratılması acilen programa alınmalıdır.

 

Bütün bunların ötesinde sorumlu devlet adamlarımız ve bazı mevcut iktidara yakın sanayi ve iş adamlarımız, “Türkiye böyle bir krizden etkilenmez” diyerek piyasalara moral vermeye çalışmaktadır. Halbuki Türkiye, ekonomisinin dinamik yapısını sürdürmesi ve büyümeyi sağlaması için dış finansmana ihtiyaç duyan bir ülkedir. Eğer dış finansman gelmez, gelenler Türkiye’yi terk ederse veya pahalı bir dış finansman gelirse; gerek mali piyasalar, gerekse reel sektör çok etkilenecektir ve de etkilenmeye başlamıştır. Önümüzdeki aylarda büyüklerin küçükleri aldığı veya büyük kuruluşların birleştiği ve tekel oluşturduğu, verimliliğin ve karlılığın azaldığı durağan döneme girilecektir. Dünya genelinde başlayan global ekonomik kriz fırtınaya dönüşmüş ve bizleri etkisi altına almıştır.

 

Türk toplumunun “üreten” ve “tüketen” bölümü moralsiz, ekonomi durma noktasındadır. Eğer ekonomik büyüme yüzde üç ve altına gerçekleşirse, işsizlik oranında yüzde 18 ila yüzde 20 civarında bir artış olacaktır. Şu anda işten çıkarmalar başlamıştır. Bu da sosyal çalkantıların başlaması ve hızlanması anlamına gelir. Sonuç olarak ekonomik krizin şekli ve de yaratacağı etkiler ortadadır. Kafkaslar, İran ve Doğu ülkelerinde çok özel bir prestije sahip Türkiye’nin ve de Başbakan Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın bu ülkelere giderek, hükümetin çıkarmayı düşündüğü “İslam Fonunu anlatması ve yeni yatırımlar için güvence vermesi hem Türk ekonomisi, hem de Ortadoğu ülkelerinde “Türkiye Liderliği”nin güçlenmesi açısından önemlidir. Ayrıca Merkez Bankası iç piyasadan almaya başladığı dolarlara karşı, piyasadan TL çekerek piyasayı daha da zora sokmamalıdır. Belki enflasyon biraz artacaktır, ama ekonomik çark hiç olmazsa durmayacak, en az zararla kritik 2009’u böylece atlatmış olacağız.

http://www.virahaber.com/ sitesinden 24.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.