Deniz Kültürü ve Acı Gerçekler

Yazar: SEDAT ALTUNAY

Osmanlı İmparatorluğu?nun en önemli deniz üslerinden birisi olan Gelibolu?da yaşayan din adamı Mustafa Ali Efendi?nin ilginç sözleri, Türk toplumunun denize ve denizciliğe bakış açısını o dönemlerde anlatması bakımından çok önemlidir. Önde gelen din adamı Mustafa Ali Efendi?ye göre; ?Aklı başında bir insanın, şeriatın ya da aklın buyruğu ile bir adaya geçmek dışında, gemiye binmesi ve deniz yolculuğu yapması doğru değildir. Ve zaten topraktan yaratılmış olan insanla koca dalgalı ve kudurmuş deniz arasında bir ilişki kurulması da mümkün olamaz?. O dönemde imparatorluğu yönetenlerdeki genel düşünce de hemen hemen aynı idi. Askeri amaçların dışında deniz, Osmanlı toplumu için değişken ve aldatıcı bir mekandı. Zalim rüzgarların, ani sağanak yağmurların, güçlü dalgaların ve tahmin edilemeyecek değişikliklerin alanıydı. Osmanlı padişahları kendilerini; her an değişen havanın, denizde dolaşan korsanların ve düşmanlara ait savaş gemilerinin saldırılarına maruz bırakamazlardı. Ayrıca padişahın tartışılmaz emirleri de denizin kaprislerine bırakılamazdı. Bu nedenle de Topkapı Sarayı bir tür çadırdı ve hiçbir zaman bir gemi değildi. Allah karaları Osmanlılar, denizleri ise Hristiyanlar için yaratmıştır. ?Müslüman gemiciler, Hristiyan Patriği her yıl bahar ayında denizi kutsayıncaya kadar denize açılmazlardı? (Jason Goodwin-Ufukların Efendisi Osmanlılar)Türklerin denizcilik kültürüİşte bu anlayış nedeniyle bizlerde denizcilik kültürü Boğaz?da ve Sadabat?taki kayık sefalarından ileri gidememiştir. Ayrıca ünlü Türk denizcilerinin de adalarda doğup büyüdükleri ve ada kültürü ile yetiştikleri dikkate alınırsa, bu gerçek daha da çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilmektedir. Osmanlı hiçbir zaman denizlerde başarılı olamamıştır. Osmanlı İmparatorluğu?nun en güçlü olduğu 15. yüzyılda İspanyollar, Portekizler, Hollandalılar, İngilizler başta Amerika kıtası olmak üzere Hindistan?ı, Afrika?yı, Uzakdoğu?yu ve Avustralya?yı ele geçirerek, bu yerlerin ekonomik ve insan kaynaklarını sömürüp ülkelerine getirmişlerdir. Osmanlılar ise, Akdeniz?i bir Türk gölü yaptık masalı ile psikolojik bir savunma mekanizması kurmuş ve Barbaros?un torunları olarak kendimizi mutlu etmenin yollarını aramışızdır. Denizde olsun, karada olsun Osmanlılar hiçbir zaman ticareti sevmemişler ve bu alanı Rum, Ermeni ve Yahudi vatandaşlarına bırakmışlardır. Önce Cenevizli, Floransalı ve Venediklilere; daha sonra da Fransızlara, İngilizlere ve de Hollandalılara özel imtiyazlar sağlayarak ticareti onların yapmasını istemişlerdir. Doğu ticaretinin geçiş yollarını ellerinde bulunduran Osmanlılar, sadece geçiş ve gümrük vergileri ile yetinmişlerdir. Oysa eğer o yıllarda bir deniz ticaret filosunu Osmanlılar kurup geliştirselerdi, çok büyük kazanç sağlayabilirlerdi.Ünlü İtalyan Amirali Fioravano; ?Türkler hiçbir zaman denizlere sahip çıkmak istemediler, tam tersi yabancılara bol bol deniz ticareti imtiyazı vermekten başka, kendi mallarını da çok büyük navlunlar vererek yabancılara taşıttılar. Bu yüzden İmparatorluklarını kaybettiler? diyerek, çok çarpıcı ve acı gerçeği gözler önüne sermiştir. Burada çok önemli ve çarpıcı bir tarihi anlatımı sizinle paylaşmak isterim. Padişah Kanuni Sultan Süleyman, Barbaros Hayrettin Paşa?yı İstanbul?a davet ederek, kendisine ?Derya Kaptanlığı? görevini vermiştir. Kaptanı Derya Barbaros da Padişah?a, Osmanlı Devleti?nin de Amerika?nın keşfine ve fethine katılması için izin istemiştir. Kanuni, bu konuyu Sadrazam Damat Makbul İbrahim Paşa ile görüşmesini söylemiştir. Barbaros o sırada Halep?te olan sadrazamı ziyaret ederek, İspanyol ve İngilizler gibi Osmanlı?nın da Amerika?ya yönelmesi talebini yenilemiştir. Sadrazam Barbaros?a aynen şunları söylemiştir: ?İttisal-i memleket yoktur ve arada düvel-i uhra vardır?. Yani bugünkü Türkçe ile ?Ulaşılacak ülke yoktur ve arada diğer ülkeler vardır? diyerek, bu talebi geri çevirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu?nun en güçlü ve parlak döneminin sadrazamının, denizden Amerika?ya ulaşılabileceğini bilmemesi ve geleceği görememesi, deniz kültürünün olmaması açısından acı bir örnektir.Denizler ve adalar hep uzak durulası yerler olduOsmanlı Donanması?nın 1571?deki İnebahtı mağlubiyetinden sonra askeri açıdan Avrupalıların okyanuslarda olduğu gibi Akdeniz?de de üstünlüğü ele geçirmeleri ve Osmanlı ticari çıkarlarına saldırmaları, tarihi süreç içinde Osmanlı?nın borçlu ve gerileme devrine giren bir imparatorluk olmasına neden olmuştur. İnebahtı?da kaybedilen donanmanın yerine süratle yeni donanma inşa edilmiş olmasına rağmen, bu savaşta kaybettiğimiz 30 bin denizci personelin yeri, hiçbir zaman doldurulamamıştır. Deniz kültürü ve bilgisi, burada da ön plana çıkmıştır. Osmanlı İmparatorluğu çok büyük askeri kayıplar vererek, Ege adalarını, Kıbrıs ve Girit?i almasına rağmen, buralarda stratejik ve ekonomik bir varlık kuramamıştır. Tüm ticareti Rumlara bırakmış ve adalarda Müslüman halkın yerleşmesini teşvik etmemiştir. Çünkü yazımın başında da belirttiğim gibi din adamı Mustafa Ali Efendi?nin anlayışı hiçbir zaman değişmemiş, denizler ve adalar bizler için uzak durulması gereken yerler olmuştur. Son yıllarda AB görüşmeleri göstermiştir ki; Avrupalılar biz Türkleri hiçbir zaman sevmemişlerdir. Bunun en önemli nedeni, büyük Amiral Kaptanı Derya?nın hatıralarının satır aralarındaki gerçeklerde aramamız gerekir.Barbaros?un hatıraları ve gerçeklerBakın Barbaros hatıralarında neler söylüyor: ?Uygun bir rüzgar ile Misina Adası?na (Sicilya) geldik. Burada Arçile Kalesi denen bir kale vardı. Burası gayet zengin bir vilayetti. Bu kaleyi alıp, askere yağma ettirdim. Bundan sonra da Kızıllık denen kale ile Anabolu?yu aldım. Elhasıl o taraflarda berbad-ü harap kılmadığımız yer kalmadı. Gemilerde, Müslümandan çok esir oldu. Kırk tekneye on altı bin esiri ve ganimetleri koyarak İstanbul?a gönderdim?. O dönemlerde savaş yapılan ülke insanlarının canlarına, mallarına, mülklerine, tarlalarına, yiyeceklerine zarar verilmesi, yakılıp yıkılması olağan bir uygulama gibi düşünülüyordu. Osmanlılar bir ülkeyi talan eden, insanlarını köleleştiren, geride sadece harabe ve ıssızlık bırakarak çekip giden, kölelik ve vergilerin dışında hiçbir politik ve ekonomik konunun yer almadığı yetersiz bir kültürün sahibi; hiçbir şey vermeyen, ancak var olanı alan ve yakıp yıkan bir kültürün temsilcileri idiler. Artık ülkemizin tarihini iyi öğrenmek ve yanlışlarımızı bilerek geleceği planlayıp, ekonomik gerçekleri ön plana çıkarmak hepimizin görevidir. Kıbrıs?taki varlığımız, Kuzey Irak ve Kerkük?teki askeri müdahalemiz, Afganistan ve Kosova?daki etkinliğimiz, Ege adalarındaki iddialarımızın temeli; hep Türkiye?nin ve Türk insanının ekonomik çıkarları ön planda tutularak ele alınmalıdır. Yeni bir anlayışla ?Deniz Kültürü? üzerine inşa edilecek ?Mavi Vatanın? geleceğini ele alarak, denizcilik ekonomisi, politikası ve eğitimi konularını ön plana çıkarmamız gerekecektir.

http://www.virahaber.com/ sitesinden 24.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.