Yat limanı: Düzenli olarak su ve elektrik bulunan, yat ve teknelerin güvenli bir şekilde demir atması ve bağlanması için uygun denizalanı ile seyir yapılacak sulara erişilmesine olanak sağlayan korunaklı bölge olarak tanımlanmaktadır.
Marina: Yatların, teknelerin demir atması ve bağlanması uygun bir alan içinde her tekneye ve yata doğrudan yürüyerek çıkılmasına olanak sağlayan, yeterli derinliğe her zaman sahip olan, içme ve kullanma suyu, elektriği, haberleşme olanakları, çöp toplama, yakıt verme, can kurtarma, güvenlik, palamar ve kule haberleşme hizmeti, navigasyon yardımı, yangın önleme, temiz deniz ve su, kulüp veya sosyal binası, otoparkı bulunan, seyir yapılacak sulara erişilmesine olanak sağlayan korunaklı bölge olarak tanımlanmaktadır.
Bu iki tanımda da, yat ve teknelerin güvenli ve korunaklı bir şekilde demir atması ve bağlanması koşulunda hiç şüphesiz denizin veya nehir ve göllerin hareketliliğini stabil tutacak bir ana mendireğin bulunması ve bu ana mendireğe bağlantılı yan mendireklerin varlığı her iki tanım içinde zorunludur. Türkiye’nin Yat Turizm Yönetmeliği’ne göre ise bu tanım şu şekilde yapılmıştır: “Ana yat limanı; yanaşma yeri ve çekek yeri olarak belirlenen mahaller olup, yatlara güvenli bir bağlama, her yata doğrudan yürüyerek çıkılmasına olanak sağlayan, yeterli derinlikte su bulunan, yatlara teknik ve sosyal altyapı, yönetim, destek, bakım ve onarım hizmetlerini sunan, rüzgâr ve deniz tesirlerinden korunmuş Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan işletme belgesi almış, turizm belgeli kıyı yapılarıdır”.
Akdeniz Çanağı ve Türkiye
Görüldüğü gibi İngiltere’nin yaptığı tanım ile Türkiye’nin yaptığı tanımlar içerik olarak benzer taraflar bulunmakla birlikte, Türkiye’de kavram kargaşası ve yetki tartışması yaratacak bir yapılanma bugüne kadar sürmüş bulunmaktadır. Bunun en bariz örneği çekek yerlerinin varlığı, hizmet şekli, bağlı bulunduğu ve de denetlemesini yapacak olan bakanlık veya teşkilatın kim olduğu halen tartışma konusudur. Çok değişik kaynaklara göre Akdeniz Çanağı’nda dolaşan ve bağlama yapan tekne adedi 700 bin civarındadır. Dünyadaki yat filosunun yarısına Akdeniz ev sahipliği yapmaktadır. Bu da, bu bölgenin yatçılar için ne kadar önemli olduğunun bir işaretidir. Türkiye’nin Ege, Akdeniz ve de Kıbrıs ile Doğu Akdeniz Bölgesi, henüz önemli bağlama ve dolaşım bölgesi olmaması nedeni ile gelecekte Türkiye ve Kıbrıs açısından ne kadar önemli olduğunu bilmemiz gerekir.
Bugün için Fransa’nın 227 bin, İspanya’nın 109 bin, İtalya’nın 128 bin, Hırvatistan’ın 13 bin, Yunanistan’ın 7 bin olan marina ve bağlama kapasitesi diğer ülkeler ile birlikte 500 bini bulmaktadır. Bu ise mevcut talebi dahi karşılayamayan bir durumdur. Bu talep patlaması ülkemize de yansımış ve 2008 yılında birçok Türk marinası kapasite üstü çalışma durumu ile karşı karşıya kalmıştır. Bu durum bağlama ve hizmetlerde fiyat artışlarına yol açmış ve tekne sahiplerinin haklı tepkilerine yol açmıştır. Önemli konumdaki marina ve yat limanlarında fiyatlar döviz bazında ikiye katlanmıştır. Bunun sonucunda Akdeniz’deki pek çok ülke mevcut marina ve yat limanlarını genişletme, yeni yatırımlara yönelme ihtiyacını duymaktadır. Bunun liderliğini Fransa yapmaktadır, 72 adet yeni marina inşasına başlamış bulunmaktadır. İtalya 2014 yılına kadar 60 marina, Hırvatistan ise 22 marina yatırımı yapmak için çalışmalara başlamıştır. Ülkemizde ise 37 adet işletme belgeli marina bulunmaktadır. Bunların yat bağlama kapasitesi 12.982’dir. Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılına kadar 35 bin bağlama kapasitesi ilave olarak planlanmış, ancak gerçekleştirme imkânı marina yatırımlarında karşılaşılan çok büyük güçlükler karşısında uzmanlar bunun imkânsızlığını dile getirmektedirler.
Yeni marina yatırımlarına hız verilmeli
Birçok ülkenin zenginliğinin temelinde denizcilik yatmaktadır. Gelişmiş ülkelerde zenginlik geniş kesime yansımış ve çalışma koşulları da yumuşamış olduğundan, insanlarının birikimleri ve serbest zamanları, o insanların daha fazla dinlenme ve eğlenmeye yönelmelerine neden olmuştur. Çağımızda üst gelir grubunda olan kitlenin doğa, spor ve eğlence turizmi olan yat turizmine ilgisi giderek artmakta, bu durum yat imalat talebini de körüklemektedir. Denizlerde seyreden ve sayıları durmadan artan yatlar, sığınacakları ve barınacakları, hizmet alacakları yat limanlarına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu ihtiyaç yat limanlarına ve özellikle lüks hizmetler sunan marinalara talebi artırmaktadır. Yat sahiplerinin belli bir bölümü, yatları yaşam mahalleri olarak kullanma ve yatlarında daha uzun süreler geçirmektedirler. Bu da marinaları yanaşma ve barınma mekânı olmanın yanı sıra, yaşam mahalleri olmaya doğru da yöneltmektedir. Bu açıdan marinalar normal yanaşma yerlerine sahip yat limanlarından ve iskelelerden fonksiyon açısından ayrılmaktadır.
Ülkemizde turizm sektörü teşvik edilmiş ve pek çok uluslararası düzeyde hizmet sunan lüks tesisler hizmete girmiştir. Ancak geçen yıllar itibariyle gelen turist sayısı artsa da, turist başına gelir düşmektedir. Bu durum, turizmde gelişmiş diğer ülkelere göre, ülkemize daha alt gelir grubunda turistlerin geldiğini ve ülkemizin genelde kaliteli hizmetlere daha düşük fiyatları uygulama durumunda kaldığını göstermektedir. Özel yat sahiplerinin üst gelir grubuna ait turistler olmaları ve daha fazla harcama yapmaya meyilli olmaları nedeniyle ülkemizde yat turizminin istenen ölçüye çıkartılması, düşük olan birim turizm gelirini de yükseltecektir. Bu bakımdan gelecek yatların barınabilecekleri, emniyet içinde ikamet edebilecekleri, eğlence, spor, alışveriş ve diğer ihtiyaçlarını giderebilecekleri yaşam mahallerini de içeren marinaların varlığı büyük önem arz etmektedir. Yeterli miktarda yatın ülkemize çekilebilmesinin ön koşulu; bu yatlara kaliteli hizmet sunabilecek uluslararası düzeyde yeteri kadar marinanın mevcut olmasıdır. Özellikle Akdeniz Çanağı’nda dolaşan teknelere göre bu bölgede yanaşma yeri açığı büyüktür. Bu nedenle ülkemizde toplam marina kapasitesini artıracak yeni marina yatırımlarının mümkün olan en kısa sürede gerçekleştirilmesi sektör için hayati önemdedir.
Fırsatı kaçırmamalıyız
Ülkemizde uluslararası düzeyde birçok marina mevcuttur. 80’li yıllarda özel sektörün sınırlı fakat TURBAN kanalıyla devletin girişimleri sayesinde marinacılık sektörü giderek gelişmiş ve özelleştirmeler yolu ile TURBAN marinalarının özel sektöre geçmesi ve yeni özel sektör marinalarının devreye girmesiyle, Türkiye’de marinacılık uluslararası düzeye çıkmıştır. Ancak ülkemizde yürümekte olan marina yatırımlarının yeterli olduğu söylenemez. Şu an için devam eden marina yatırımlarından bazıları; İstanbul’da Pendik, Zeytinburnu, Silivri, Büyükçekmece, Küçükçekmece Marinaları ile Didim ve Mersin marinalarıdır. Bu marinaların sağlayabileceği ilave yat bağlama kapasitesi 3.000’den aşağıdır. Türkiye ilk etapta Akdeniz Çanağı’nda dolaşan teknelerin en az yüzde 7,5’ini karşılayacak bağlama yeri kapasitesi hedefliyorsa, bunun için yaklaşık 20.000 ilave yat bağlama yeri sağlayabilecek yeni marina yatırımına yönelmesi gerekmektedir. Ayrıca çok önemli yat güzergâhlarından olan Samandağ, Anamur, Ören, Dalaman, Datça, Geyikli, Bozcaada, Gökçeada ve Saroz Körfezi yat limanları programa alınmalı ve ihaleleri yapılarak kısa zamanda devreye sokulmalıdır.
Yeni yatırım noktasında yatırımcıların karşı karşıya kaldıkları, uzun süre alan bürokratik işlemler, izinler, onaylar ve bunlarla ilgili kurumların çokluğu, daha yatırım dahi tamamlanmadan üstlenilmek zorunda kalınan mali yükümlülükler gibi hususlar, yatırımların gerçekleşme süresinin çok uzamasına neden olmaktadır. Bu bakımdan Türkiye’nin yatçılık, marinacılıkta yakaladığı rüzgârı iyi değerlendirebilmesi ve sürdürülebilir gelişmeyi sağlayabilmesi için her şeyden önce bu sektöre hak ettiği destek ve teşvikin verilmesi, yatırımların önünü tıkayan hususlar için ilgili Bakanlıklar düzeyinde çözümlerin üretilmesi gerekir. Aksi halde özellikle turizm sektörünü daha ileriye götürecek ve ülkemize büyük katma değer sağlayacak marinacılık ve yat sektörünün önünde duran fırsatların kaçırılması söz konusu olacaktır.
http://www.virahaber.com/ sitesinden 24.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.