![]() MAHMUT ÖVÜR |




Ülkemiz önemli bir dönemecin eşiğinde. Ve o dönemece sayılı günler kala, hepimiz yakın gelecekte nasıl bir Türkiye’den bahsedeceğimizi düşünüyor ve konuşuyoruz. Bu süreci yazarımız Mahmut Övür “Türkiye için 12 Haziran seçimleri her açıdan ‘kader’ seçimi… Eski Türkiye’den Yeni Türkiye’ye geçişin ilk adımı bu seçimler olacak. O karar anının içindeyiz şu sıralar… Bu yazı, o kader seçimine az bir süre kala kalemi alındı ama okunduğunda seçim yapılmış olacak. Ve sadece Türkiye değil, siyasi partiler de kendilerine nasıl bir ‘kader’ biçildiğini görecek. Bu açıdan yaklaşık iki aydır süren seçim sürecine biraz daha yakından bakmakta yarar var” sözleriyle değerlendirirken, Türkiye’nin son 10 yılda yaşadığı değişimi ve bu değişimin son yansıması olan seçim sürecini bakın nasıl kaleme alıyor.
Türkiye için 12 Haziran seçimleri her açıdan “kader” seçimi… Eski Türkiye’den Yeni Türkiye’ye geçişin ilk adımı bu seçimler olacak. O karar anının içindeyiz şu sıralar… Bu yazı, o kader seçimine az bir süre kala kaleme alındı ama okunduğunda seçim yapılmış olacak. Ve sadece Türkiye değil, siyasi partiler de kendilerine nasıl bir “kader” biçildiğini görecek. Bu açıdan yaklaşık iki aydır süren seçim sürecine biraz daha yakından bakmakta yarar var.
Son viraja, Hopa ve Güneydoğu’daki molotoflu saldırılar ve meydanlardaki sert siyasal dil nedeniyle biraz gerilimli girilse de, bütününe bakıldığında heyecansız ama “projeler” üzerinden süren bir seçim süreci oldu. Birincinin bilindiği bir seçimde fazla heyecan olmaması doğaldı. Bu durum, son 10 yıl göz önüne alındığında yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor. Artık kurumların devreden çıktığı, askerlerin özel ve gizli planlar hazırlamadığı, siyasi partilerin kendi güçleriyle yarıştığı bir Türkiye’ye doğru gidiyoruz. Henüz bu Türkiye’ye gidişin başındayız ama sadece şu birkaç ay içinde atılan adımlar bile tarihi nitelikte. İçindeyken belki çok fark edilmedi ama Türkiye’yi ve siyasi partileri bu noktaya son 10 yılda atılan adımlar getirdi. AB süreci ve AK Parti iktidarı Türkiye’yi değiştirirken, siyasi partileri de değiştirdi.
CHP’nin değişim sözü
Daha düne kadar, laiklik ve rejim üzerinden muhalefet yapan ve muhalefette kalmayı başarı sayan CHP yerine, sağlıktan, askerliğe, faili meçhul cinayetlerden yerel yönetimlerin özerkliğine kadar bir dizi alanda siyaset üreten bir CHP geldi. Türkiye genelinde 30’u aşkın ilde milletvekili çıkaramayan, Doğu ve Güneydoğu’da Kürtlerin yaşadığı şehirlerde miting yapamayan bir CHP’den o bölgelere giden ve miting yapan CHP’ye dönüş oldu. Bunun sandığa nasıl yansıyacağını göreceğiz ama aslolan siyasetin doğal mecrasına girmesi… CHP’deki bu değişim, birileri tarafından dizayn edilse de, hayatın CHP’yi zorlaması da kaçınılmazdı. CHP bu seçim sürecinde topluma “iktidar” olacak kadar güven veremedi, veremezdi de… Sandıktan çıkacak sonuç bunu doğrulayacak. Tersi kuşkusuz büyük sürpriz olur ve o zaman farklı bir Türkiye’den söz ederiz… Ama bu gerçeğe rağmen en çok merak edilecek olan CHP’nin 13 Haziran sabahından itibaren seçim sürecinde söylediklerinin ne kadar arkasında durup duramayacağı…
MHP için kritik seçim
Bu seçimin en kritik ve tartışmalı partisi MHP’ydi. Küresel bir dünyada, süreç MHP gibi “milliyetçilik” ideolojisi ekseninde siyaset yapan bir partiyi zorlayacaktı. Bu zorlamanın ipuçları 12 Eylül 2010 referandumuyla ortayı çıkmıştı. MHP bir yanıyla AK Parti’nin, öteki yanıyla CHP’nin kuşatması altındaydı. Ancak ortaya sürpriz bir “kaset skandalı” çıktı. MHP yönetiminden 10 kişi istifa etmek zorunda kaldı. Bu çok partili siyasi tarihimizde de bir ilkti. Bu komplonun MHP’yi baraj altına itmek için planlandığı açıktı. Nasıl bir sonuç vereceği de bu olay kadar önemli… Bu süreçte MHP açısından bir ilk daha yaşandı. MHP uzun yıllardan sonra ilk kez Diyarbakır’da bir miting yaptı. Miting öncesi ortaya farklı iddialar atıldı, hatta İstanbul’da yapılan bir operasyonla çok sayıda ülkücü “Diyarbakır mitingini karıştırma, sabote etme” iddiasıyla gözaltına alındı. Bu iddialara rağmen MHP lideri Devlet Bahçeli Diyarbakır’a gitti ve Kürtlerden çok Orta Anadolu ve Batı’ya mesaj verdi. Bu siyasetin normalleşmesi açısından önemli bir adımdı. Tüm bu iddialar, kaset komplosu ve gelgitler içinden geçtiğimiz ve son günlerini yaşadığımız seçim sürecinde, MHP’yi baraj sıkıntısından kurtardığı biçiminde yorumlandı. Kamuoyu yoklamaları da bu yorumu doğrular nitelikteydi. Ama sonucun ne olacağına yine de sandık karar verecek.
BDP’nin tartışmalı siyasi tavrı
Bu seçimlerin dört siyasi aktöründen biri de hiç kuşkusuz yüzde 10 barajına rağmen seçimlere iddialı hazırlanan ve BDP’nin desteklediği bağımsız adaylardı. BDP, bu seçimlere hem bağımsız adaylarını çeşitlendirerek, hem de siyasi taleplerini yükselterek girdi. Ana dille eğitim, demokratik özerklik ve Cuma namazlarıyla BDP siyasetin gündeminde olmayı başardı. Ancak bunu yaparken de hedefine AK Parti’yi koydu. Bu nedenle seçim süreci Doğu ve Güneydoğu’da bir hayli gerilimliydi. Daha ilginci AK Parti dışındaki partilere sıcak yaklaşım göstermesiydi. Öyle ki, ilk kez bu seçimlerde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Hakkari mitingine BDP’liler katılarak destek verdi. Siyasi anlamı çok tartışılacak bu ilişki, daha sonra ses kayıtlarına da yansıdı. Böylece ilk kez yine bu seçimlerde daha önce pek karşılaşılmayan “siyasi ilişkiler” ağı çıktı. Bunun en çarpıcı örneği de BDP’nin eski eşbaşkanı Gülten Kışanak’la Elazığ BDP İl Başkanı arasında geçen konuşmaydı. O konuşmada il başkanın bağımsız adayları olmadığı için “CHP ve MHP”ye destek verecekleri bilgisi veya önerisi yer alıyordu.
“Çılgın” ve tek başına bir AK Parti
12 Haziran seçimlerine iki dönem iktidarda olmasına rağmen en iyi hazırlanan parti AK Parti’ydi. Başbakan Erdoğan’ın lider karizması, icraatları ve reklam kampanyası, rakiplerinin gözünde bile AK Parti’yi seçim süresince hep birinci parti yaptı. Kimse tersini iddia etmediği gibi, kamuoyu yoklamaları da bu durumu doğruladı. AK Parti, seçim süresi boyunca “İstikrar sürsün” diyerek değişimci algısını biraz değiştirmiş gibi görünse de, hala Türkiye siyasetinin en dinamik partisi olduğunu gösterdi. Tam da bu nedenle 12 Haziran seçimlerinde siyasi partiler iki kampa ayrıldı… AK Parti ve karşısında yer alan CHP-MHP ve BDP… Aralarında açık işbirliği olmasa da zımni bir ilişki vardı. Bir anlamda muhalefette “Düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığı ağır basmıştı. AK Parti bu cepheye karşı, biraz bugüne kadar yaptıklarıyla biraz sert siyasetle, biraz da “çılgın” projeleriyle cevap verdi.
Bu seçim sürecini etkileyecek gelişmelerden biri de geçmişle yüzleşmede atılan adımlardı.12 Eylül darbesinin diktatörü Kenan Evren’in ilk kez ifade vermesi, ilk kez muvazzaf bir orgeneralin tutuklanması ve Susurluk skandalının önemli ismi Ayhan Çarkın’ın o dönem işlenen faili meçhul cinayetlere ilişkin çarpıcı ifadeleri sandığa ne kadar yansır bilinmez ama bunlar da altı çizilmesi gereken tarihi gelişmelerdi.
Türkiye 14 Mayıs 1950 seçimleriyle çok partili hayata adım attı. Darbeler ve müdahalelerle sık sık kesintiye uğrayın bu süreç nihayet 12 Haziran seçimleriyle yeni bir döneme giriyor. Bu seçim, 1950 seçiminden sonraki en önemli seçim… Türkiye, bu seçimle Cumhuriyetin başından beri var olan ama ötelenen temel sorunlarını çözme sürecine giriyor. Sandıktan çıkacak sonuç, ya bu yolu açacak, ya da tersi olursa biraz gecikecek… Bütün işaretler yolun açılacağını gösteriyor.
Sitemiz Anadolu Ajansı üyesidir.
Yayın İlkeleri | Künye | Sitene Ekle | RSS
Görsel Tasarım: Capitol Medya - Yazılım: CM Bilişim
Haber Deniz Çevre IMO Deniz Kültürü Yat Tekne Türk Boğazları Limanlar Gemi İnşa Deniz Ticareti





















