ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
MEHMET MAZAK
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Boğaziçi’nde Deniz Gecekonduları ve Dalyanlar
15.01.2010 13:46

İstanbul ve Boğaziçi sevdasını yüreğinin derinliklerinde hisseden biri olarak, yıllar önce ilk çalışmalarıma başladığım zamanlarda Boğaziçi’nin değişik dönemlerine ait gravür, fotoğraf ve kartpostallarda, denizin kıyıya yakın bölümlerinde bulunan su üzerindeki iki figür dikkatimi çekmiştir. Birincisi, kıyıya çok yakın ve kıyıya bir tahta köprü vasıtası ile bağlantısı bulunan su üzerine gayet düzgün yapılmış bir evi andıran deniz hamamlarıdır. Su üzerinde dikkatimi çeken bir diğer görüntü ise, Boğaz sularının içinde, kazıklar üzerinde, derme çatma görüntüsü ile modern bir şehirdeki gecekonduları andıran dalyan vardacılarının gözetleme noktalarıdır. Boğaz’ın muhtelif semtlerindeki dalyanlarda bulunan bu görüntüler, bende yıllarca su üzeri deniz gecekondusu algısını oluşturmuştur.

 

Peki, öyleyse nedir dalyanlar?

İstanbul; iki kıtanın karşılıklı selamlaştığı, iki denizin kucaklaştığı bir yer olarak tarihin her dönemimde önemini korumuştur. İki denizin kucaklaşmasıyla beraber balıkların kuzeyden güneye ve daha sonra yeniden kuzeye göçleri, Boğaziçi’nden düzenli olarak büyük balık sürülerinin geçmesi sonucunu doğurmuştur. Bu balık sürülerini avlamak üzere geliştirilen yöntemlerden biri de dalyan sistemidir. Sözlükte dalyan; deniz, göl ve ırmakların kıyılara yakın yerlerinde ağ ve kazıklarla oluşturulan, büyük balık avlama yeri olarak tarif edilmektedir. Başka bir ifade ile dalyan, denizlerin kıyıya yakın yerlerinde ve balık geçidi olan akıntılarda, göllerde, nehir ağızlarında, çeşitli ağlarla kurulan tuzaktır. Dalyanlar, geniş bir alana yayılan sabit tuzaklardır. İki çeşittirler. Sabit dalyan; denizlerde ve iç sularda su ürünleri istihsal etmek için kazık, çit, çubuk, tel, taş veya beton ve benzeri mânialarla çevrilmek suretiyle, sınırları değişmeyecek şekilde kurulan ya da tabii olarak çevrilmiş su sahalarından meydana getirilen diple irtibatlı tesislerdir. Yüzer dalyan ise; şamandıra, duba, tekne vs. bağlı ağlarla çevrilmek suretiyle kurulan su mahsulleri istihsaline mahsus tesislerdir.

Dört yanı denizlerle çevrili İstanbul’da balıkçılık; gerek beslenme, gerekse ticaret açısından tarihinin bütün dönemlerinde önemli bir yere sahiptir. İstanbul’da Bizans’tan günümüze dek süregelen köklü bir balıkçılık geleneğimiz vardır. Evliya Çelebi’ye göre, İstanbul’da 1000 kişi olan “esnaf-ı düzenciyan-ı çırnık” (olta balıkçıları) 600 dükkâna, 300 kişi olan “esnaf-ı ağcıyan” ise 70 dükkâna sahipti. Klasik Osmanlı sisteminde İstanbul’da balıkçılık Bostancı hasekilerinden balık emininin denetimindeydi. Yıllık mukataa ile işletilen Boğaz’daki dalyanların iltizamı onun üzerinde olduğu gibi, Eminönü Balıkpazarı’ndaki balıkhaneye getirilen balıklardan rüsum da alırdı. Balık emini saraya balık sağlamakla görevli olan Balıkhane Ocağı’nın amiriydi. Balıkhane Ocağı Topkapı Sarayı’nın Marmara’ya bakan kesiminde, Otluk Kapısı ile Ahırkapı arasındaki Balıkhane Kapısı yakınında bulunuyordu.

Şira ve kurtağzı dalyanı

İstanbul sularında iki çeşit dalyan bulunuyordu: Şira ve kurtağzı dalyanı. Şira dalyanlarına bakınca, kurtağzı dalyanları daha küçük ve sığ kıyılara mahsustur. Beykoz, Kartal, Fenerbahçe, Küçükçekmece dalyanları şira dalyanlarıdır ve büyük balıklar içindir. Kurtağzı dalyanı ise, Rumeli Kavağı, Pazarbaşı, Yenimahalle, Kefeliköy, Yeniköy, Büyükdere gibi sahillerdekilerdir. Akıntıda ağlar durmadığı için Rumeli sahili, şira dalyanlarına elverişli değildir.

 

Boğaziçi, dalyanlarıyla bir balık tarlasıdır ve bu balık tarlalarının hemen hemen hepsinde deniz gecekonduları bulunurdu. Boğaziçi’nin Rumeli ve Anadolu yakasındaki kıyılarında 1910-1920’li yıllara kadar birçok dalyan bulunuyordu. Bunlardan Bağlaraltı, Büyükliman, Kilyos, Uzuniye, Sırataş, Otuzbir Suyu, Kiremitli, Tellitabya, Pazarbaşı, Mesarburnu, Kefeliköy, Çayır, İstinye, Filburnu, Umuryeri, Beykoz, Külbastı, Çekme, Silistre gibi dalyanlarda her gün binler, on binlerce balık insanoğlunun tuzağına düşerek damağına tat, vücuduna kuvvet olmak üzere sofralarımıza gelirdi.

 

Dalyan idare etmek hiç kolay bir iş değildi. Dalyancılıkta ağ toplamak, kürek çekmek gibi işler yanında, en zoru vardacılıktı. Dalyan kazığı üzerine çakılmış bir gecekondu misali tahta parçası üzerinde, gözleri balıkların üzerinde oturan vardacılar, balığın dalyana girmesini beklerlerdi. Akıbetinden habersiz balık sürüleri ağlara doğru gelip girdikleri zaman, vardacı hemen sahile haber verir ve nöbetteki diğer balıkçılar da, dalyandaki ağların ağzını kapatırlardı. Geceleri dalyan kazığı üzerindeki tahta barakada beklemenin bir faydası olmazdı. Onun içinde vardacı, dalyanın ağzında demirli duran balıkçı kayığında bekler ve yakamozdan, balığın geldiğini anlayarak, arkadaşlarına verdiği işaret ile ağın yine ağzı kapanarak balıklar yakalanırdı. Can kaygısına düşen balık sürüsü, ağın deliklerinden kaçma telaşıyla boşuna sağa sola vurarak çırpınır dururdu. Kadimden beri süregelen dalyan geleneğine göre, balığın yüzde 60’ı işletmeciye, geri kalanı da çalışanlara pay edilirdi. İlk dönemlerde dalyanlarda kazıklar üzerindeki barakalarda nöbet tutan kişilere vardacı denmesine rağmen, daha sonra aynı işi yapanlara kapakçı denmekteydi. Hakikaten kapakçılık yapanlar yağmurda, sıcakta, rüzgârda gözetleme noktasında pür dikkat beklerler ve balık sürülerinin ağa girip girmediklerini kontrol ederlerdi.

 

Evliya Çelebi ve Beykoz dalyanları

Boğaziçi’nin balık avlama geleneği ve dalyanlar konusunda en eski bilgi kaynaklarımızdan birini oluşturan Evliya Çelebi’nin Beykoz dalyanları konusunda vermiş olduğu bilgileri aktaralım: “İskele önünde, beş altı kadar gemi direğini birbirine bağlayarak denize dikmişler. Direğin ta tepesinde, bir adam bekçi olarak oturur. Karadeniz’in dalgalarından kurtulan kılıç balığı bu limana girince, direğin tepesindeki adam elindeki taşı kılıç balıklarının ardından denize atar. Taş denize ‘cum’ diye düşünce, zavallı balıklar limana doğru ‘selâmettir’ diye kaçmaya başlarlar. Derhal denizin etrafını saran ağların ağzından içeri girerler. Gözcü ise direk başından ‘Alâ!’ diye bağırmaya başlar. Avcılar ise, balık ağının ağzını kapatıp, içeride kalan kılıç balıklarını mızrak ve tokmaklarla vurup avlarlar. Bu balıklar, taşıdıkları kılıca hiç davranmayan tembel balıklardır. Bir kulaç kadar uzun burun kılıcı ağın deliğine girince, kımıldamaya bile vakit bulamaz. Fakat eti sarımsaklı ve sirkeli tarator ile pişirilince, gayet nefis bir yemek olur. Bu dalyanın balığı, balık emini tarafından yetmiş yük akçeye satın alınır.”

 

Aradan yüzyıllar geçtikten sonra bile, Beykoz’da dalyan avcılığının Evliya Çelebi’nin anlattığı biçimde yapıldığını, Musahipzade Celâl’in 1940’lı yıllarda kaleme aldığı şu satırlardan anlıyoruz: “Beykoz dalyanı, kıvırcık, kalkan, kılıç sair nefis balıklarıyla meşhurdur. Sahilde beş, altı kadar seren direğinin tepelerini birbirine bağlayıp, alt tarafı silâh çatar gibi denize dikilmiş, tepesine dalyan bekçisinin oturması için bir yer yapılmıştır. Karadeniz’in fırtınasından kaçıp, Boğaz’dan içeri giren kılıç balıkları dalyanın etrafında yüzerlerken, direğin tepesindeki dalyan bekçisi, elindeki ipe bağlı taşları balıkların yüzdüğü sahanın arasına atar. ‘Tum!..’ diye denize düşen bu taşlardan ürken balıklar selamet yakasına kavuşuyorum diyerek, dalyanın içine dalar. Bekçi ‘Av! Av!’ diye feryat eder. Aşağıda balıkçılar işitir işitmez ağın kapısını kaparlar. İçerde kalan kılıç balıklarını harbi ve tokmaklarla tutarlar.”

 

Eski Boğaziçi siluetinde, balıkçılık yapılan belirli semtlerde dalyan yerlerinde su içerisine çakılmış kazıklar üzerinde deniz gecekonduları bulunmaktaydı. Deniz gecekondusu misali hafızalarımızda yer eden görüntüleri ile İstanbul’un balık ihtiyacını karşılamak üzere verilen mücadelenin anıtsal sembolü gibi eski kartpostal ve fotoğraflarda varlığını devam ettirmektedir. Boğaziçi’nin klasik dalyan balıkçılığı, asırlarca İstanbul halkının balık ihtiyacını karşılamada önemli bir yer tutmuştur. Asırlar boyu dalyancıların balık sürülerini gözetlemek üzere kazıklar üzerine yağmurdan, sıcaktan ve rüzgârdan korunmak üzere ahşaptan yapmış oldukları derme çatma barakalar, bizlerin hatıralarında deniz gecekonduları olarak yaşamaktadır.

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
tarihin son dalyanları
 // ahmet menteş oğlu
güzel anlatmışsınız bu tarihi bizimle paylaşdığınız içın sizlere teşekkür ediyoruz...
17 Aralık 2010 Cuma 00:33
78.182.200.78
Yazarın Diğer Yazıları
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
Gemi inşa sanayimiz 2012 yılını nasıl geçirecek?
E-BÜLTEN