ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
MEHMET MAZAK
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Boğaziçi’nde denizciler şeyhi Yahya Efendi
24.11.2010 16:46

Yahya Efendi, Boğaziçi’nin en nadide ve seçilmiş mekânlarından birinde ebedi istiratgahında yatmakta olan denizcilerin şeyhi olarak tanınmaktadır. Tekkesi, Beşiktaş'ta, Yıldız Mahallesi, Yahya Efendi Çıkmazı'nda yer almaktadır. Kendisi tarafından 1538'de kurulmuştur. Tekke, mescit, tevhidhane, medrese, hamam, mezarlık ve çeşitli evlerden oluşan bir külliye niteliğindedir.

Yahya Efendi, Kanuni Sultan Süleyman'ın sütkardeşidir ve onun saltanatı boyunca danıştığı kişi olur. Öyle ki herkesin karşısında titrediği, dünyaya hükmeden cihan padişahına “Bakasın bre sütkardeş!” diyerek ikazda bulunacak kadar yürekli ve sözünü esirgemeyen bir kişiliğe sahiptir. İstanbul’da uzun yıllar devrin en ünlü âlimlerinden ders alan Yahya Efendi, en sonunda Canbaziye Medresesi’nde müderrisliğe başlar. Eğitimcilik hayatı farklı medreselerde devam eden Yahya Efendi, devrin en büyük medreselerinden Fatih Medresesi’nde de görev alır. Saraydan çıkarılan Şehzade Mustafa’nın annesi Gülbahar Hatun’un tekrar saraya alınması için Padişah’a mektup yazan Yahya Efendi, ilk kez sütkardeşinden beklemediği bir tavır görür. Kanuni, Yahya Efendi’yi emekli eder. Yahya Efendi Beşiktaş’taki evi ve mescidinde inzivaya çekilir, kalan ömrünü dergâhında ilim öğreterek, tefekkür ve zikirle geçirir. Üveys bin Amir bin Malik el- Karani’ye nisbet edilen Üveysi Tarikatı’nın Kanuni devrindeki piri olan Yahya Efendi, gördüğü bir rüyadan hareketle dergâhın bulunduğu bölgeyi kendi parasıyla alır ve buraya mescit, medrese, hamam, aşevi ve misafirlerin dinlenebileceği yerlerden oluşan bir külliye haline getirir.

Yahya Efendi, İstanbullu denizcilerin de sık sık ziyaret ettikleri bir maneviyat büyüğüdür. Denizcilere göre Boğaz’ın dört manevi bekçisi vardı: Üsküdar’da Aziz Mahmud Hüdayi, Beykoz’da Yuşa Aleyhisselam, Sarıyer’de Telli Baba ve Beşiktaş’ta Yahya Efendi… Özellikle Karadeniz’e sefere çıkan ve seferden dönen Müslüman ve Hıristiyan gemiciler mutlaka Yahya Efendi’ye uğrar, hayır duasını alırlardı. Yahya Efendi, denizciler için öylesine değerliydi ki, dergâhın etrafındaki mezarlıkta bulunan çok sayıda denizci mezar taşı bunun en güzel ispatı olarak bugün bile dimdik ayakta durmaktadır. Yakın zamana kadar Boğaziçi’nde dergâhının denginden gemiler geçerken, gemi kaptanları sirene basarak Yahya Efendi’ye selam verirlerdi. Boğaz’ın manevi bekçilerinden biri olan Yahya Efendi’nin hayatından aktarılan menkıbeler içerisinde deniz kültürü ile ilgili onlarca hikâye anlatılır:

Deniz kültürüyle ilgili hikayeler

Kanuni Sultan Süleyman çok sevdiği sütkardeşi Yahya Efendi’nin bir evliya mürşit olduğunu, Hızır Aleyhisselam ile görüştüğünü bilir, kendisini de görüştürmesini ister.  Bir gün Yahya Efendi ve Kanuni Sultan Süleyman, kayıkla Boğaz'da gezmeye çıkarlar. Yahya Efendi yanında bir ahbabı ile gelip kayığa biner. Birlikte giderlerken, Yahya Efendi'nin ahbabı, devamlı Kanuni’nin parmağındaki çok kıymetli bir yüzüğe bakıyormuş. Kanuni bu hâli fark edince, parmağındaki yüzüğü çıkarıp; "Buyurun, daha yakından iyice bakıp inceleyebilirsiniz" diye uzatır. O zat yüzüğü alıp, inceledikten sonra, denize atar. Yahya Efendi hariç, kayıkta bulunan hamlacılar ve Kanuni Süleyman çok hayret ederler. Bir müddet gittikten sonra, o zat inmek istediğini bildirince, hamlacılar kayığı en yakın semt iskelesine yanaştırırlar.  O zat ineceği sırada denizden bir avuç su alıp Sultan’a uzatır. Avucundaki suda, biraz önce denize attığı yüzük vardır. Yahya Efendi hariç, kayıkta bulunan herkes yine çok hayrete düşerler. Kanuni elini uzatıp yüzüğü alınca, adam birdenbire gözden kayboluverir. Kanuni, Yahya Efendi'ye dönerek; "Ağabey, neler oluyor?" diye sorar; "O gördüğünüz Hızır Aleyhisselam idi" cevabını verir Yahya Efendi. Kanuni bunun üzerine; "Bizi niye tanıştırmadınız?" diye sorunca, Yahya Efendi şöyle cevap verir; "O kendini tanıttı; ama siz tanımakta geç kaldınız.

Yahya Efendi’nin dergâhına gelip giden bir balıkçı mürşidi vardır Baba Tarık adında. Baba Tarık maddi açıdan zor günler geçirmektedir. Nedenedir bilinmez her gün balığa çıkmasına rağmen, eli boş dönmektedir. Karısı bu duruma karşı açar ağzını yumar gözünü. “Miskin herif!” der, “sen dergâh dergâh dolaş bakalım. Kızının düğünü yaklaştı, daha çeyizini bile alamadık” Bu durum uzun süre devam eder, Yahya Efendi, Tarık Baba’nın sıkıntısını hisseder, işini gücünü bırakıp, onunla balık tutmak için denize açılır. Balıkçı “Aman Efendim deryada balık mı kaldı?” dese de Yahya Efendi,  Halik’a güvenir, ağ salar. Tabii ki Yahya Efendi’nin saldığı ağlar balık dolu olarak çekilir. Baba Tarık kayığının içerisi balık dolu olarak yüzü gülerek kıyıya döner.

Yahya Efendi’nin torunu Taceddin Efendi dilinden bir başka deniz ve kayık olayı şöyledir: “Bir gece uyuyordum. Gece yarısı dedem beni uyandırdı ve “Taceddin! Şimdi git. Dergâhta hizmet edenleri uykudan uyandır. Denizde bir işim var, kayığı denize indirsinler.” buyurunca, gidip dergâhtakilere haber verdim. Çocuk olduğum için beni dinlemediler ve "Görmüyormuşsun dışarısı fırtına var. Kayık bu havada denize iner mi?” dediler. Ben de gidip söylediklerini dedeme anlattım. O zaman dedem hemen gidip kendisi kayığı denize indirdi. İçine postunu yayıp oturdu. Sonra dergâhtakiler kayığın denize indirildiğini anladılar. Yahya Efendi rüzgarlı ve dalgalı havada kayıkla denize açıldı. Biraz yol aldıktan sonra küçük bir kayık içinde iki papazın suya batmak üzere olduğunu gördü. Hemen yetişip, onları kayığına aldı ve Yeniköy’e götürüp kıyıya çıkardı. Tekrar Beşiktaş’a dergâhına geldi. Sonra bu papazlar metropolitlerine başlarından geçeni anlattılar. Metropolit de, Yahya Efendi’ye çeşitli hediyeler gönderip, ona sevgi, saygı ve hürmetlerini bildirdiler. Yahya Efendi gönül gözüyle Boğaziçi’ndeki bu tür olayları gören ve yardıma koşan bir Evliya olarak denizciler arasında ünü çok yayılmış ve denizcilerin dua almak üzere dergahına akın etmesine vesile olmuştur.

Yahya Efendi’nin Apostol isminde Hıristiyan bir komşusu vardı. Bir gün bu Apostol, denizde fırtınaya tutulur. Kendisi Hıristiyan olduğu hâlde, Yahya Efendi’nin hürmetine dua ederek kurtulur. Evine dönünce, Yahya Efendiye hediye götürmek ister. Kendi adetlerince, mühim ve kıymetli hediye sayılan yıllanmış bir şarap fıçısını omuzlayarak Yahya Efendi’nin dergâhına gitmek üzere yola çıkar. Apostol’un omuzladığı şarap, dergâhın yokuşunda, daha oraya varmadan nar suyu hâline döner. Bu apaçık kerametleri gören Apostol, Müslüman olmakla şereflenip, Ali ismini alır. Arsasını Yahya Efendi’ye hediye eder ve kendisi de onun talebeleri arasına katılır. Bu zat, Yahya Efendi ile aynı türbede, onun kabrinin ayakucunda yatmaktadır.

Yahya Efendi’nin ölümü
Bir zaman Sultan İkinci Selîm Han bir donanma hazırlayıp sefere çıkılmasını ferman buyurdu. Donanma hazırlandığında donanma komutanı Kaptan-ı derya Beşiktaş’a geldi ve Yahya Efendi’den dua istedi. O zaman Yahya Efendi hazretleri üzüntülü ve sıkıntılı bir halde; “Allah’ü Teala bir şeyin olmasını takdir ettiyse, onu hayır dua değiştiremez. Lâkin sizden gelecek kötü bir haberi işitmememiz için gece-gündüz Rabbime duacıyım.” Buyurdu ve donanma kaptanını uğurladı. Donanma o yıl düşmana karşı zafer kazanamadı. Bu haber İstanbul’a gelmeden önce Yahya Efendi hazretleri Hakk’ın rahmetine kavuştu. Buyurdukları gibi bu haberi duymadan ahrete göçtüler.

Yahya Efendi, ömrünün sonuna kadar Beşiktaş’taki yerinde, ibadet ve mücahide ile vakit geçirdi. 1569 (H.977) Zilhicce ayında, Kurban Bayramı gecesi vefat etti. Vefatında seksen yaşına yaklaşmıştı. Dergâhında bulunan ve daha önceden hazırladığı kabrine defnolundu. Kabri üzerine Sultan II. Selim Han tarafından türbe yaptırıldı. Sonra gelen Osmanlı Sultanları, Yahya Efendi’nin türbesinin, cami ve zaviyesinin ve diğer külliyatının bakım ve tamirini büyük bir hassasiyetle ve aksatmadan yapmışlardır. Yahyâ Efendi hazretlerinin şairliği de kuvvetli idi. “Müderris” mahlasıyla tasavvufî şiirleri ve müretteb Dîvân'ı vardır. 16. asırdan bu yana Boğaziçi’nde önce kayıkçıların ve mavnacıları, daha sonra bütün denizcilerin piri olmuş, denizcilerin manevi önderi, fırtınalı ve dalgalı havaların sığınılacak asude limanı olarak Yahya Efendi ve dergahı, önümüzdeki yüz yıllarda da Türk denizcilerinin manevi ikliminden faydalandığı bir denizciler şeyhi olarak coşkun ve edebi bir baharın içinden fışkırıp boy atmış bir tabiat parçası olarak ebedi mekanında bizleri selamlanmaya devam edecektir.

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Yazarın Diğer Yazıları
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
Gemi inşa sanayimiz 2012 yılını nasıl geçirecek?
E-BÜLTEN