Boğaziçi?nde Mehtap Seyri
22
Osmanlı toplumunun oluşturmuş olduğu Boğaziçi medeniyetinin en unutulmaz hatırası, damaklarda tat, gönüllerde iz bırakmış olan ?mehtap seyirleri ve gezileri? olmuştur. Mekânların insanlarda, insanların da mekânlarda iz bıraktığı; insanın doğayı ve çevresini kültürüyle algıladığı ve yorumladığı Boğaziçi medeniyetinin bir tezahürü olan mehtap seyirlerinin başlangıcı Kanuni?den sonra tahta çıkan oğlu II. Selim döneminde başlamıştır. En azından tarihçiler, bu dönemi mehtap gezilerinin başlangıç dönemi olarak gösterirler. Türk kültür hayatında bir döneme damgasını vurmuş kitle eğlencelerinden biridir, mehtap seyri.Farsça ?meh=ay? ve ?tab=aydınlık? kelimelerinden kurulu bir bileşik ad olan ?mehtab? ya da bugünkü imla ile ?mehtap?, kelime anlamı itibariyle ?ay ışığı?dır. Osmanlı toplum hayatında "mehtap" demek, mehtaplı bir gecede Boğaziçi'nde dolaşan bir kayıkta, bir saz takımı peşinden onu dinleyerek yapılan gezinti demekti. "Mehtapçılar" demek de; bu gezintiye iştirak edenler demektir. Boğaziçi, Göksu, Sa?dâbâd, Beşiktaş, Şemsipaşa ve Beykoz?da sazlı-sözlü eğlenceler eşliğinde yapılan, gönül açıcı, zevkine doyum olmayan mehtap seyirlerinin, 18. yüzyıl İstanbul insanının tutkularının başında geldiği, şairlerin dilinden dökülen beyitlerden kolaylıkla anlaşılmaktadır. Işık kirliliği yüzünden yıldızları, ayı unutan, dahası gökyüzüne hasret kalan bugünün İstanbullusu için mehtap seyri, ne yazık ki oldukça uzak bir eğlencedir.Hanende ve sazendeler eşliğinde mehtap seyriBoğaziçi?nde mehtap seyrini hali vakti yerinde, devlet ricalinden ve zengin kimseler düzenlerdi. Mehtap seyri tertip eden kimse, saz takımı için oturduğu köyün pazar kayığını kiralardı. Bu kayıkların arka taraflarındaki düz ve hayli uzunca kısımlar, hanende ve sazendelerin oturmasına ve saz aletlerinin konmasına uygun yapıdaydı. Bu kayıkta mehtap seyrini düzenleyenin bir adamı bulunur; o, her şeyin efendisinin istediği yolda gitmesini temin ederdi. Pazar kayığına eşlik eden diğer kayık ve sandallar yalnız ay ışığıyla aydınlanırken, hizmetteki pazar kayığı, mumları yanmış üç dört fener taşıyarak gelir ve o geceki mehtap sahibinin yalısından, hanende ve sazendeleri alır, Boğaz?ın sularına açılırdı. Mehtap seyrine davetli misafirler, Boğaz?ın hemen her köyünden, saz heyetinin bulunduğu pazar kayığının etrafında, geceleri gaz lambasının etrafında fır fır dönen kelebekler misali dolaşmaya başlarlardı. Onu kuşatarak ve ona âdeta yapışarak teşkil ettikleri kafile, su üstünde yekpare büyük bir sal gibi bir kütle oluştururdu. Hele asıl sazendelerin bulunduğu kayığın en yakınında bulunan kayıkçılar, ellerini biraz uzatarak yanlarındaki sandal ve kayığın kenarlarını tutar ve birbirlerine tamamen yapıştırılmış, hatta âdeta kenetlenmiş olurlardı. Boğaziçi mehtap seyirlerinde nam salmış, davudi sesleriyle nice güzelin gönlünü feth etmiş musikişinas Kel Ali Bey, Nedim Bey, Mızıkâ-yı Humâyûn'dan Kör Hüsam, Hafız Şaşı Osman ve ?Muhteşem'?sıfatıyla nitelendirilen sesiyle mehtap âlemlerinin vazgeçilmezi olmuş, okuduğu şarkı ve gazeller edebî eserlere bile konu olmuş, kendisine "Boğaziçi Bülbülü" lâkabını kazandırmış Lem?i Atlı?nın nameleri hala Boğaziçi?nde çınlamaktadır.Abdülhak Şinasi Hisar'ın kaleminden ?mehtap buluşması?Boğaziçi mehtap buluşmasının oluşumunu Abdülhak Şinasi Hisar'ın kaleminden aktaralım: ?Mehtabın zirvede olduğu bir gece, Boğaz'da toplanan yüz kadar kayık, o devirde Boğaz'ın en şairane yeri olarak kabul edilen Kalender önlerine gelir ve buradan itibaren mehtâbiye başlardı. Nerede, hangi koylarda ve hangi yalıların önünde durulacağı önceden kesinkes belirlenmemişse de, hemen herkes nerelerin fasıl icrası için uygun olduğunu bildiğinden, yine de az çok hesaplı bir seyir başlardı. Kalender'den sonra kayıklar kendilerini Yeniköy akıntısına bırakırlar, İstinye önlerinden bir yerden karşıya geçerlerdi. Çünkü İstinye mehtaba biraz sapa kalırdı. Oysa Körfez, meşk esnasında sesin yankılanmasına olanak sağlaması nedeniyle mehtâbiye için biçilmiş kaftandı. Üstelik yaz gecelerinde bülbülleri dinlemek için de eşi bulunmaz bir yerdi. Burada uzun süre kalındıktan ve birkaç fasıl icra olunduktan sonra, yeniden yola koyulur, yalıları selamlaya selamlaya meşke devam edilirdi. Yalıların önünden geçerken duraklamak ve yalıya dönerek eser icra etmek ise, içerde bulunanlara bir saygı ve iltifat göstergesiydi. Yalıdakiler de, lambaları söndürerek ve kafesleri kaldırarak iade-i iltifatta bulunurlardı. Bu yalılar arasında en meşhuru ve mehtâbiye eğlenceleri içinde en özel yere sahip olanı Hıdiv İsmail Paşa'nın Emirgân'daki yalısıydı. Yalının taraçalarında toplanan 100 kadar çoğu Arap ve Çerkez kökenli hanende, kayıklar yalının önüne gelince fasıla katılırlar, müthiş bir ses hasıl olur, öyle ki karşıda Körfez'in tepelerine çarpan sesler Boğaz'da yankılanırdı. Sonra dönüş başlar, bütün kayıklar sığmayacağından dereye girilmez, suların kayıkların hareketsiz kalmasına müsaade etmediği için akıntılarda oyalanılmaz, Kandilli açıklarından Bebek koyuna gelinirdi. Gümüş servi temâşâsı için en uygun iki yerden biri Büyükdere ise, diğeri hiç kuşkusuz Bebek'ti. Burada da bir fasıl geçildikten sonra, mehtâbiye, gece yarısına doğru sonlandırılırdı.? Boğaziçi medeniyeti ve kültürünün bir ürünü olarak ortaya çıkan ?Mehtap Seyri? ve gezisini, samimiyetin, içtenliğin, yapay değil gerçek ilişkilerin, İstanbul hanımefendileri ve beyefendilerinin yaşadığı, Vefa?nın bir semt olarak algılanmadığı bir dönemde hayatını idame ettirmiş büyüklerimizin aziz hatıralarından bizlere yansıyan hoş bir seda olarak hatırlıyoruz. KaynakNebi Özdemir, ?Divanlardan Yansıyan Görüntüler?, Millî Folklor Dergisi, Sayı 74, 2007.Tamer Kütükçü- Sanem Kızılarda, ?Türk sosyal-Kültürel Yaşamında Mehtabiyeler ve Mehtab Şarkıları?, Sabancı Üniversitesi 2007.Vefa Zat, Mehtaplı Gecelerin O Doyumsuz ?Âb Âlemleri?, www.buyukkeyif.comAbdülhak Şinasi Hisar, Boğaziçi Mehtapları, Bağlam Y., İst. 1997