ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
MEHMET MAZAK
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Eski İstanbul?da Gece ve Mehtap
14 Ağustos 2008 17:37
Gecenin karanlığından kurtularak gündüz gibi yaşama çabaları, insanlık tarihinin en önemli uğraşlarından birini oluşturmuş ve bu uğurda büyük çabalar harcanmıştır. Bütün dünya ile birlikte Osmanlı ve İstanbul halkı da akşam karanlığını aydınlatma ve geceyi doya doya yaşama gayreti içerisine girmiştir. Eski İstanbul?da ışık huzmelerinin ve cümbüşünün az olduğu zamanlarda, şehir ve sokaklar karanlık olmasına rağmen asla ürpertici ve korkunç olmamıştır. Asayiş ve güvenliği sağlayan birimler, geceleri sokağa çıkanların yanlarında fenerler bulundurmalarını mecburi bulundurmuşlardır. Bu, İstanbul sokaklarının güvenirlik açısından Avrupa şehirlerinden ileri düzeyde olduğunun göstergesi olmuştur. Suya atılan imzaEski İstanbul?da gece ve mehtap olgusu; sözlerin kifayetsiz kaldığı, kelimelerin sekteye uğradığı güzellikleri barındırırdı. Dünyanın hiç bir şehrine nasip olmayan güzellikleri bünyesinde barındıran İstanbul, yedi tepesine inşa edilmiş sarayları ve camileri ki bunlar: Topkapı Sarayı, on kubbeli Süleymaniye Camii, Nuruosmaniye Camii, Beyazıt Camii, Fatih Camii, Yavuz Selim Camii, Edirne Kapı Camii, beyaz ve pembe Ayasofya ve altı minareli Sultan Ahmet camileri ve sur içindeki abidevi eserleriyle İstanbul siluetinin suya atılan imzasıdır. Evet, gerçek odur ki; kurşun kubbeli ve altın minareli camileri ile yedi tepeye yayılmış, mavi gök kubbeye değen görüntüsüyle İstanbul?un suya yansıması ve sudaki aksi kainatın hiç bir yerinde benzeri olmayan bir manzaradır. Boğaziçi, Haliç ve Marmara Denizi?nin su ile buse eden kenarına, leb-i derya inşa edilmiş camileri, okulları, saraylarıyla İstanbul; dünyanın kendi devri ve zamanının en parlak gecelerini yaşamış şehridir dersek abartılı olmaz. Bir defa dünyada hiç bir şehrin sahip olmadığı ölçüde deniz ve su ile teması vardır. Bütün bu saydığımız mimari şaheserler, geceleri terk edilmiş bir görüntüden ırak bulunmaktadır. Özellikle Ramazan ayları İstanbul?un siluetinin suya yansıdığı, dünyanın en büyük sanat galerisini andırmaktadır. Ramazanda bütün camilerin mahyalarının yandığını, saray ve devlet binalarının aydınlatıldığını düşünürsek; Marmara, Haliç ve Boğaziçi sularının ışıkla dansına şahitlik etmiş oluruz. Şehrin su ile dansıOsmanlı medeniyetinin İstanbul?a armağan ettiği mistik eserler sayesinde bu şehir dünyanın hiç bir şehrine nasip olmayan bir özelliğe sahiptir. O da, ?şehrin su ile dansına? şahit olmuştur. Hiç kuşku yok ki bunda İstanbul?un coğrafi konumunun etkisi çok büyüktür. Şehr-i Saadet?e mehtap ayrı bir güzellik katmaktadır. Mehtaplı gecelerde kayıkla denize açılan bir kişi İstanbul siluetini suyun içerisinde görmekten büyük haz duymuştur. Salacak?ta sahil kenarından İstanbul?u seyretmek, şehrin su ile dansına bakmak her halde günümüz teknolojik imkanlarıyla gerçekleştirilebilecek animasyon görüntüsü olarak geçmişin hafızasındaki yerini almıştır. Bir seher vakti Karaköy?den kayığına yolcusunu alan bir kayıkçı Eminönü Yeni Cami?ye yaklaşırken, görmüş olduğu görüntünün dünyanın hiç bir ressamının fırçasından çıkmayacak kadar muhteşem olduğunun farkında mıydı? Bu görüntüde Yeni Cami ve çevresindeki binalardan süzülen ışıkların suya yansıması ve binaların su içerisindeki görüntüsü denizin İstanbul?a armağanı olsa gerektir. İstanbul şehri henüz elektriğin bulunmadığı, ışık kirliliğinin şehre egemen olmadığı dönemlerde, az ama öz bir biçimde aydınlatma konusunda çağını aşmış bir çizgideydi. Az ama öz aydınlatmanın olduğu İstanbul?da kayıkla denize açılanlar, gerçekten ışığın suya yansımasını ve sudaki ışık oyunlarını doya doya yaşamışlardır.Eski İstanbul geceleri konusunda makaleler yayımlayan bazı yazarlarımız genellikle Edmondo de Amicis?in İstanbul 1874 kitabında yer alan şu ifadelerle eskiyi vermektedirler. 1874 yılında İstanbul?a gelen İtalyan Edip Edmondo de Amicis: ?İstanbul Avrupa?nın gündüz en parlak, gece en karanlık şehridir. Tek tük ve birbirinden çok uzak olan fenerler belli başlı sokakları ancak aydınlatır; ötekiler mağara gibidir, kimse elinde bir fener olmadan bu sokaklara girmeyi göze alamaz? ifadeleriyle eski İstanbul geceleri konusunda okuyuculara olumsuz bilgilendirme yapmaktadır. Halbuki aynı eserinde Edmondo de Amicis: ?İstanbul?a bir bakışımı bir imparatorluğa değişmem? diyecek kadar bu şehrin sevdasına tutulmuş biridir. Bir sabah vakti İstanbul?a giriş anını Amicis, İstanbul 1874 eserinde şöyle ifade etmektedir: ?Sarayburnu?nu geçiyoruz... Son derece büyük, ışık içinde bir saha, sonsuz şeyler ve renkler görür gibiyim... Burnu geçtik... İşte İstanbul! Muhteşem, muazzam, ulu İstanbul! Yaradana hamd olsun, yaradılmışa şan. Böyle bir güzelliği rüyamda bile görmemiştim!? Aynı eserinde Amicis, Boğaziçi için; ?Dünyanın en güzel manzarasıdır, bunu inkâr eden Tanrı?ya karşı nankörlük eder ve küfretmiş gibi olur, bundan daha büyük bir güzellik insan aklını aşar? diyerek İstanbul?a olan hayranlığını kaleme almıştır.Gündüz parlak, gece aydınlık şehirİstanbul gibi dünyanın en kalabalık şehirlerinden birini gözlemlerken; bütün içerisinde çirkini değil, güzeli görebilmeliyiz. İstanbul?u bir kitap olarak düşünürsek 500 sayfalık bir eserde olumsuz olan bir paragrafı ön plana çıkarmaktansa, geriye kalan sayfalardaki güzellikleri görmeli ve ön plana çıkartmalıyız. Amicis, eserinin bütününde İstanbul hayranlığını dile getirmektedir. Eski İstanbul şehir aydınlatması konusunda dünyadan geri kalmamış, dünyanın gelişmiş şehirlerindeki aydınlatma teknolojileri takip edilmiş, yalnız elektriğin İstanbul?a gelişi biraz gecikmeli olmuştur. Ama bunun yanında Avrupa?nın şehir gazı dediği havagazı ile aydınlatma konusunda İstanbul, dünya ile paralellik arz eden bir tarihselliğe sahiptir.1900?lü yıllarda İstanbul sokaklarının aydınlatılması için Yedikule Gazhanesince, Beyazıt ve Fatih dairelerinde dört bin adet, Dolmabahçe Gazhanesi?nce Beyoğlu ve kısmen Yeniköy dairelerinde 1.966 adet, Kadıköy Gazhanesi?nce Kadıköy, Üsküdar ve kısmen Hisar dairelerinde 2.776 adet sokak feneri yakılmıştır. İstanbul?da üç gazhanenin beslediği toplam sokak lambası adedi 8.742?dir. Aynı dönemde belediye dairelerinde 2.316 adet gaz yağı lambası, 277 adet de lüks yakılmaktadır. Bu dönemde İstanbul sokaklarında toplam 11.335 adet sokak feneri yakılmakta olup, bu fenerler elli adımda bir (elli metre) konulduğuna göre; toplam fener sayısı ile çarptığımızda 566.750 metrelik mesafe sokak fenerleriyle aydınlatılmaktadır. Bu mesafe yaklaşık 566 km. yapar ki, eski İstanbul?da gecelerin aydınlatılması için ne kadar büyük gayret gösterildiğine bu sayı tanıklık etmektedir. Eski İstanbul gündüz parlak, gece aydınlık bir şehirdir. Işık kirliliğinin olmadığı, mehtabın doyasıya yaşanıldığı, mimarinin suya yansıması ile hayaller ülkesi bir şehir? Hülasa eski İstanbul?da gece ve mehtap her zaman bir başka olmuştur. KaynaklarSertaç KAYSERİLİOĞLU-Mehmet MAZAK-Kadir KON, Osmanlı?dan Günümüze Havagazının Tarihçesi, İstanbul 1999, c.1.Edmondo de Amicis, İstanbul 1874, Çev. Beynun Akyavaş, Kültür Bakanlığı Yay. Ankara 1981.
Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Yazarın Diğer Yazıları
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
Gemi inşa sanayimiz 2012 yılını nasıl geçirecek?
E-BÜLTEN