ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
EMRAH YAMAN
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Günümüz Korsanlık Olayları ve Gemilere Karşı Silahlı Soygun Eylemleri
10.02.2009 17:42

              

Uluslararası Denizcilik Bürosu (International Maritime Bureau, IMB) tarafından hazırlanan raporda yer alan verilere göre korsanlık ve gemilere karşı girişilen silahlı soygun olaylarının en fazla görüldüğü bölgeler Doğu Afrika, Uzak Doğu, Güney Çin Denizi, Batı Afrika, Hint Okyanusu ve Güney Amerika'nın olduğu belirtilmiştir. 1984 yılından 2008 Eylül ayının sonuna kadar, kaçırılan ya da silahlı saldırıya uğrayan gemi sayısı 4 bin 729 oldu. Uluslararası Ticaret Odası’nın (International Chamber of Commerce, ICC) uzman kuruluşu olarak 1981 yılında deniz suçları ile mücadele etmek üzere kurulan Uluslararası Denizcilik Bürosunun verilerine göre saldırılar daha da şiddetlenmekte ve özellikle Somali ve Nijerya bölgelerinde artış kaydetmektedir. Rapor edilen olaylar 2007 yılında bir önceki yılla oranla %10 artmıştır. Kuala Lumpur’da 1992 yılında kurulan IMB Korsanlık Raporlama Merkezi, 2006’da toplam 239 saldırı gerçekleşmişken 2007’de bu sayının 263’e çıktığını açıklamıştır. 2006 ‘da 17 mürettebat yaralanmış veya saldırıya uğramış iken 2007’de 64 kişi saldırıya maruz kalmıştır. Nijerya’daki saldırılar 25 saldırının gerçekleştiği Lagos ve Nijer deltasında yoğunlaşmaktadır. Politik saiklerle girişilen ağır silahlı saldırılar, 2006’da 12 iken 2007’de toplam 42 rakamına ulaşmıştır. Somali açıklarında vuku bulan 31 korsanlık veya silahlı soygun olayında korsanlar, 154 mürettebatı rehin almışlar, 11 gemiyi de kaçırmışlardır. Sözkonusu olaylar bu iki ülkede artış içindeyken, soruna çözüm bulma hususunda işbirliği tercih eden Güneydoğu Asya ülkelerinde azalma eğilimine girmiştir. Ulusal makamların son derece dikkatli ve hassas olduğu Endonezya’da kaydedilen olaylar daha düşük çapta suçları içermekte olup 2003’teki 121 olaydan 2007’de 43 rapor edilen olaya kadar düşmüştür. Aynı şekilde Malacca ve Singapur Boğazları’nda ve Malezya’da, raporlanan olaylarda da ciddi düşüşler gözlemlenmektedir. Geçtiğimiz seneki en önemli düşüşlere 2006’da 47 iken 2007’de 15’e kadar düşen Bangladeş şahit olmuştur.

Ortadoğu'nun enerji koridorlarının önemli geçiş noktası konumundaki Somali açıkları, yani Aden Körfezi'nden yılda ortalama olarak 20 bin gemi geçiyor. Bu yıl, Aden Körfezinde Somalili korsanlar tarafından 81 saldırı gerçekleştirildi, bu saldırılarda çeşitli ülkelere ait 32 gemi kaçırıldı. Bunların içinde Kanada'dan aldığı 77 bin ton demir cevherini Çin'e götürmek üzere seyir halinde bulunduğu sırada Somali açıklarında Aden Körfezi'nde 20 kişilik mürettebatıyla kaçırılan ''M/V Yasa Neslihan'' adlı gemi ve 4 bin 500 ton kimyasal madde ile Hindistan'ın Bombay Limanı'na giden 14 Türk mürettebatlı “Karagöl” isimli ve Türk bayraklı gemi de var.

Somali açıklarındaki korsanlık uluslararası denizcilik sektörünü iç savaşın başladığı 90’lı yılların başından beri etkilemektedir. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) ve Dünya Gıda Örgütü (WFP) gibi kuruluşlar artan olaylar karşısında kaygılarını giderek artan bir şekilde dile getirmektedirler. Uluslararası navlunların %80’ni deniz yoluyla taşınmakta ve herhangi bir zaman diliminde 10 milyondan fazla yük konteyneri okyanusları bir baştan bir başa katetmektedir.  Korsancılık faaliyetleri maliyetleri arttırmakta ve gıda yardımlarının sevkiyatını sekteye uğratmaktadır. Yıllık 13 ila 16 milyar dolar maliyet artışına neden olan korsanlık ve silahlı soygun olaylarının önümüzdeki yıllarda bu rakamı daha da yükseltmesi beklenmektedir. Somali’de açlık çeken 1 milyon insanın gıda sevkiyatlarının %90’ını deniz yoluyla yapan Dünya Gıda Örgütü’ne muhtaç olduğu ortada iken, söz konusu korsanlık olaylarının bu süreci nasıl baltalayabileceği aşikârdır.  Somali’deki iç savaş 17 yıldır sürmekte ve Somali'yi 2006'nın ikinci yarısında yöneten Şeriat Mahkemeleri Koalisyonu'nun askeri kanadını oluşturan El Şebab (Gençlik) militanları, Şeriat Mahkemeleri yönetimini deviren Etiyopya destekli Somali hükümet güçleri ve Etiyopya askerlerine karşı savaşmaktadır. Bunun sonucu doğan merkezi otorite boşluğu Somali’nin coğrafi konumuyla (Somali Afrika’nın en uzun sahil şeridine sahip ülkesidir) birleşerek korsanlar için bulunmaz bir ortam hazırlamaktadır.

           

Yaşları 20 ila 35 arasında değişen korsanların çoğu Puntland özerk bölgesinden gelmektedirler. Bu korsanlar üç kategoriye ayrılabilirler. Birincisi, denizlerdeki bilgi ve tecrübelerini operasyonların gerçekleşmesine harcayan yerel balıkçılar. İkincisi, kas gücü gerektirecek işlerde kullanılan yerel klanlar için savaşmış eski militanlar. Üçüncüsü de GPS gibi sistemleri kullanabilecek teknik bilgiye sahip uzmanlar. Korsan faaliyetlerinden elde edilebilecek paralar açlık çeken bir ülkede gençleri korsan çetelerine sevk etmekte, klanlar arasında süren kanlı iç savaşın bir tarafı olmaktansa ortak bir hedef etrafında birleşip rahat bir yaşam sürmektedirler. İhtiyaç duydukları silahları Yemen ve başkent Mogadişu’dan getirtmektedirler.

           

Peki, Dünya’da ve Somali özelinde korsanlık ve silahlı soygun faaliyetlerinin artış göstermesinin sebebi nedir? En basit şekilde, ticari deniz trafiğinde kayda değer bir artış söz konusu. Tüm dünya satındaki limanların sayısının artışıyla birleşen bu büyüme, korsanların gözünde yüksek karlı hedefleri daha cazip kılıyor. Keza, 11 Eylül sonrası yaşanan süreç denizyollarını giderek savunmasız bırakıyor. Hükümetlerin deniz emniyeti ve güvenliği hususlarını göz ardı ederek, pahalı ve karasal temelli iç güvenlik girişimlerine yönelmeleri, özellikle demirdeki gemilerin soyulması şeklinde tezahür eden düşük seviyedeki korsanlık faaliyetlerine izin veren gevşek sahil ve liman dışı sahaların güvenliği, yüksek seviyedeki korsanlık faaliyetlerine yol açan devlet görevlilerinin karıştığı rüşvet ve irtikâp suçları ve korsanların (teröristlerin ve diğer suç unsurlarının) operasyonlarını daha sofistike ve yıkıcı bir şekilde gerçekleştirmelerini kolaylaştıran silahların küresel yayılımı yaşanan ve yaşanacak süreci özetlemektedir.

 

Uluslararası Mücadele

           

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Somali açıklarındaki korsanlık ve silahlı soygunla mücadelede üye devletlerin donanma gemilerini ve savaş uçaklarını kullanmalarına salık vermektedir. Aslında Güvenlik Konseyi’nin dikkatini korsanlık ve silahlı soygun olaylarına çeken gelişme Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün Kasım 2005’teki 24. Genel Kurul oturumunda kabul edilen ilke kararı olmuştur. A. 979(24) sayılı ilke kararı korsanlık ve gemilere karşı girişilen silahlı soygun eylemlerini kınamakta ve esefle karşılamakta, tüm eylemlerin veya teşebbüs dahi edilen eylemlerin derhal sona ermesini, bu tür eylemlerin planlanmasından vazgeçilmesini, kaçırılan gemilerin hemen ve koşulsuz salıverilmesini ve gemi adamlarının herhangi bir şekilde zarar görmemesini sağlayacak şekilde tüm taraf devletlerin uluslararası hukuk çerçevesinde harekete geçmeleri çağrısını yapmaktadır. İşbu ilke kararını dikkate alan Güvenlik Konseyi Somali Geçici Federal Hükümetinin de ricasıyla Haziran 2008’de 1816 sayılı ilke kararını kabul etmiştir. Bu karar Somali Geçici Federal Hükümeti’nin rızasıyla korsanlık ve silahlı soygunla mücadele için devletlere Somali karasularına girmelerine salık vermektedir. Fransa, Birleşik Devletler ve Panama’nın sponsorluğundaki bu tedbir altı ay sürecektir. Alışılmadık bir şekilde tezahür edecek olan bu ilke kararı uluslararası hukuku kullanarak ulusal egemenliğin ihlali anlamına gelmektedir. Fransa başlangıçta bu kararın Batı Afrika gibi korsanlık ve silahlı soygun tehdidi ile karşı karşıya kalan ülkeler için de geçerli olmasını istediyse de, bu öneri Vietnam, Libya ve en önemlisi egemenlik ihlalinin Somali ile sınırlı kalmasını isteyen Çin tarafından reddedildi. Artan gemi kaçırma olayları karşısında savaş gemileri ve uçaklarını bölgeye sevk ederek mücadele etme kararı ise Güvenlik Konseyi’nin 7 Ekim 2008’de 1838 sayılı ilke kararıyla alındı. IMO’nun 101. Konsey toplantısında tek bir komuta altında bölgeye Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün gönderilmesi çağrısı yapan Hindistan Somali’ye 23 Ekim 2008 günü bir savaş gemisini yollamıştır. Eylül 2008’de korsanlıkla mücadeleye dair uluslar arası çabalara katılacağını açıklayan Rusya ise şimdilik operasyonlarını tek başına yürütmektedir. Bu arada Türk Deniz Kuvvetleri’nin NATO’nun Aden Körfezi’ndeki kuvvetinde görevli Gökova Firkateyni, NATO komutasından ayrılarak ulusal komutaya geçti.  Türk savaş gemisi bu durumda korsanlara karşı olası bir operasyonda direkt olarak sadece Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan emir alacak.   

 

Kavram Kargaşası

           

Korsanlık adı altında günümüzde sürdürülen yasa dışı eylemlerle mücadelenin başarıya ulaşabilmesi her şeyden önce hukuki açıdan kullanılan kavramların açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Uluslararası Denizcilik Bürosu’nun tüm korsanlık faaliyetlerini tek bir kategoriye indirgediği görülmektedir. Deniz suçlarını tanımlayacak şekilde Uluslar arası Denizcilik Örgütü ve Uluslar arası Denizcilik Bürosu mevcut kavramları revize etmeli ve tüm yasa dışı faaliyetleri dört kategoride ele almalıdır: Yolsuzluk, deniz haydutluğu, korsanlık ve denizde vuku bulan terörist eylemler. Çünkü IMB’nin yıllık raporlarında yer alan çoğu olay klasik bir açık denizde gemi kaçırılması olayı değildir. Örneğin, 2003’de vuku bulan olayların neredeyse 2/3’ü gemiler demirde veya rıhtımda iken gerçekleşmiş ve deniz haydutluğu şeklinde tanımlanabilecek olaylardır. Mevcut tanımlamaların liman otoritelerinin müdahil olduğu yolsuzluk olaylarını göz ardı ettiği ve terörist faaliyetleri bile liman işçilerinin karıştığı boya kutularını çalma eylemleriyle bir tuttuğu bilinen bir gerçektir.

           

Korsanlık faaliyetleri tanımlayan iki ortak tanım bulunmaktadır. Birincisi, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nden (UNCLOS,1982) kaynaklandığı şekilde IMO’nun kullandığıdır. Deniz Hukuku Sözleşmesi madde 101’de korsanlık aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır.

a. Hususi bir geminin veya uçağın yolcuları veya mürettebatı tarafından korsanlık amacıyla girişilen ve i) açık denizlerde başka bir gemiye, uçağa, yolcularına veya taşıdıkları mallara, ii) herhangi bir devletin egemenlik sahası dışındaki bir yerde gemilere, uçaklara, kişilere veya mallara karşı girişilen herhangi bir yasa dışı şiddet, yağmalama ve alıkoyma eylemi,

b. Söz konusu gemi veya uçağı açıkça korsan gemisi veya uçağı yapacak eylemlere gönüllü katılım,

c. a ve b paragraflarında tanımlanan eylemleri teşvik eden veya bilerek ve isteyerek gerçekleşmesini kolaylaştıran herhangi bir eylem.

           

Görüldüğü gibi UNCLOS’un tanımı açık deniz ve bir devletin egemenlik sahası dışında girişilen eylemleri dikkate almakta, karasularında veya limanlardaki eylemlerden bahsetmemektedir. IMB ise daha farklı bir korsanlık tanımı getirmektedir. “Hırsızlık veya herhangi bir suç işlemek maksadıyla güç kullanımını da kapsayacak şekilde gemilerin bordasına yanaşma veya yanaşmaya teşebbüs etme eylemleri”

           

IMB’nin tanımlamasının, gemi demirdeyken, yanaşmış veya seyir halindeyken girişilen saldırı veya saldırı teşebbüslerini ihtiva ettiğinden daha kapsamlı olduğu açıktır. IMO söz konusu kavramsal boşluğu hem UNCLOS’un hem de IMB’nin tanımlarını kullanarak kapatmaya çalışmaktadır. Ancak bu kullanım da liman görevlilerinin dâhil olduğu rüşvet ve yolsuzluk eylemlerini göz ardı etmekte ve terörist faaliyetleri ayrı bir kategoriye sokmamaktadır.

           

Deniz haydutluğuna girişen örgütlerin taktik ve yapılarıyla gemi seyir halinde iken bordadan yanaşan korsanların taktik ve kullandığı silahlar arasında önemli bir fark mevcuttur. Buna ilaveten yolsuzluğa bulaşmış liman görevlileri ve teröristlerin kendi kişisel gayeleri ve taktikleri bulunmaktadır. Sorun kavramların çağrıştırdığından daha fazlasını ihtiva etmektedir. Suçun tanımlanması, suçla mücadeleden sorumlu hükümeti veya kuruluşu etkilemekte, kimi zamansa belirlemektedir. Gemilere karşı işlenen suçlara müdahil olanlar kolay bir sınıflandırmaya izin vermeyecek şekilde heterojendirler. Gemi demirde iken gemileri soyan sözde korsanların çoğu, yangın söndürücüler gibi geminin emniyet ve koruma altına alınmamış mallarının çalan liman işçileri veya balıkçılardır. Bazı durumlarda deniz haydutları mafyavari yöntemler geliştirmektedirler. Bangladeş’deki bazı limanlarda ise polis ve liman otoriteleri çeteler ve korsanlarla gizli bir anlaşma içersindedirler. Kendi özgül ekonomik motivasyonları olan ve gemi seyir halinde iken saldıran gerçek korsanların daha donanımlı ve daha iyi organize oldukları gözlemlenmektedir. Teröristlerin de ekonomik çıkarlarla hareket ettikleri bilinmekteyse de esas gayeleri politiktir.

           

Deniz endüstrisine ve güvenliğine yönelik bu tehdidi tanımlamak için IMO ve IMB gibi ilgili kuruluşlar söz konusu tehdidi dört kategoriye ayırmalıdırlar.

1. Yolsuzluk: Liman görevlileri arasındaki rüşvet ve gizli anlaşmaları azaltmak için IMO, limanlardaki denetim ve raporlama sistemlerinin tek tipte olmalarını sağlamalıdır. Dahası düzenli bir şekilde gemileri geciktiren ve alıkoyan ve gemilerce yolsuzluk olaylarının rapor edildiği limanların listesini periyodik olarak yayınlamalıdır.

2. Deniz Haydutluğu: IMO ve IMB deniz haydutluğu vakalarını korsanlıktan ayırmalıdır. Deniz Haydutluğu gemiler demirde veya yanaşmışken gerçekleşmekte ve genelde şiddet içermemektedir. Gelişmiş polisiye ve güvenlik tedbirleri uygulanmalıdır.

3. Korsanlık: Hem karasularında hem de açık denizlerde gemiler seyir halinde iken girişilen saldırıları ihtiva edecek tarzda korsanlık tanımı genişletilmeli, bölgesel ve uluslararası işbirliği geliştirilmelidir.

4. Denizdeki Terörist Eylemler: IMO ve IMB terörist saldırıları ayrı bir sınıflandırmaya tabi tutmalı. Böyle bir tanımlama yüzlerce hırsızlık ve korsanlık faaliyetlerini terörist saldırılarla bir tutan mevcut sistemden ziyade anti-terörist politikaları formüle edebileceğinden hem deniz endüstrisi hem de karar alıcılar için daha faydalı olacaktır.

           

IMO’nun ve IMB’nin yıllık raporları bize gemilere karşı girişilen eylemlerin uygulama, amaç ve faillerin yapısı bakımından farklılıklar arz ettiğini göstermektedir. Ancak mevcut sistem tüm suçları korsanlık olarak raporlamakta, bu da karar alıcıları mücadele hususunda yanlış yönlendirmektedir. Mücadele için hukuki boşluğun doldurulması ve kavram kargaşasının bertaraftı elzemdir.

 

 

 

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Yazarın Diğer Yazıları
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
Gemi inşa sanayimiz 2012 yılını nasıl geçirecek?
E-BÜLTEN