ÇOK OKUNANLAR
FOTO GALERİ
YORUMLANANLAR
MİTHAT BEREKET
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Vira, Deniz ve Biz…
23.03.2009 11:06

Anadolu Yarımadası, aslında Akdeniz’e batan bir yarımadadır. Doğu Anadolu’nun yüksek dağlarından sonra batıya doğru alçalıp, Akdeniz’in bir uzantısı olan Ege’ye batar. İşte bu yüzden, tarih boyunca Anadolu’ya göç eden bütün kavimlerin yüzü hep batıya dönük olmuştur. Anadolu coğrafyası, üzerinde yaşayan insanların yüzünü ister istemez batıya çevirmiştir. Anadolu’ya gelen her medeniyet doğal gelişimini bir şekilde, batıya doğru yapmak istemiştir…

 

Yüzümüz hep karaya dönük

Dedik ya… Bu, coğrafyanın insanlar üzerindeki vazgeçilmez etkisi yüzünden olmuştur. Ama buna rağmen biz bir türlü “denizci millet” olamamışız. Evet, batıya doğru yürümüşüz ama yüzümüz hep karaya dönük olmuş. Baksanıza… Sahillerimizdeki arsalar uzun süre “hiçbir işe yaramaz” denilerek ailenin kızlarına verilmiş. Daha içerilerdeki araziler, sadece tarıma daha uygun diye daha değerli sayılmış. Bu yüzden erkek evlatlara bunlar miras bırakılmış. Elinizde tuttuğunuz Vira Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hakkı Şen’in çok ilginç bir saptaması var: “Denizciliğin önemli bir göstergesi de adalara sahip çıkmaktır. Çünkü adaların önemini ve hayatiyetini asıl denize açılanlar anlayabilir. Oysa bizde bu “ada kültürü” de eksik kalmıştır. Adalar genelde istenmeyen insanların sürgün yeri olmuştur. Adalara verilen isimlerine bakmak bile bu eksikliği anlamak için yeterli… Eşek Adası, Domuz Adası, Köpek Adası, Karaada, Hayırsız Ada”… Ayrıca, biz bir ekleme yapalım. Okullarda öğretilen ve hemen her yerde karşımıza çıkan Türkiye haritasında ne yazık ki çoğu zaman Türkiye’nin adaları gösterilmez. Gökçeada, Bozcaada ve diğerleri… Türkiye’nin irili ufaklı 50’ye yakın adası olduğu pek bilinmez…

 

“Denizi bilmeyen, tanımayan ona sahip çıkamaz”

Hep aynı yakınmayı duyarız: “Biz bir türlü denizci millet olamamışız. Etrafımız denizlerle çevrili bir yarımadada yaşamamıza rağmen, çoğunluğumuz hala karacıyız. Denizi ve denizcilik kültürünü bir türlü içselleştirememişiz. Üç tarafı denizlerle çevrili olan; ama çoğunlukla, sırtı denize dönük yaşayan bir milletiz, biz”… Doğru… İşte, hep yakınılan; eksikliğinden şikayet edilen bu yanımızı geliştirmek için atılan nadir adımlardan biri de, geçen yıl Ekim ayının sonlarında yapılan İkinci Deniz Kültürü Festivali idi… İlki 2004’te Haliç’in kenarında; Kadir Has Üniversitesi’nde yapılmıştı. İkincisi de geçen yıl, eski Haliç köprüsü üzerinde gerçekleştirildi. Üç gün boyunca çeşitli aktiviteler, paneller, belgesel gösterimleri ve seminerlerle; özellikle, gençlerimize “deniz kültürü” aşılanmaya çalışıldı… Deniz Kültürü Derneği ve Vira Dergisi tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen bu festivale kuşkusuz en büyük desteği de, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım verdi. Aslında festivalin amacı, çocuklarımıza, gençlerimize; kısacası toplumumuza çevre ve deniz kültürü; deniz bilinci aşılamaktı. Bu sayede, deniz temizliği ve deniz güvenliğine dikkat çekilmek isteniyordu. Çünkü ancak böylelikle, denizcilik sektörümüzün şu anda ulaştığı gelişme seviyesine ve hızına, toplumumuzun yetişmesi ve hatta daha da önemlisi, buna sahip çıkması sağlanabilirdi.

 

Bütün bu organizasyonun arkasındaki insanla; Vira Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Hakkı Şen’le konuşunca bu festivalin bir başka hedefi daha ortaya çıkıyordu: “İstanbul… Dünyada içinden deniz geçen tek şehir... 2010 Dünya Kültür Başkenti olarak ilan edilen bu güzelim şehir neden aynı zamanda, uluslararası deniz festivalleri merkezi haline de gelmesin!”… Evet... Neden olmasın? Ama bunun için her şeyden önce, Türk halkının denizi daha “aktif kullanması”nı ve denizin “nimetleri”nden faydalanmasını sağlamamız gerekiyor…

 

İşte, Vira Dergisi böyle bir eksikliği gideriyor, böyle bir boşluğu dolduruyor. O yüzden, emeği geçen herkesi kutlamak, tebrik etmek gerekiyor. Unutmayın… Denizi bilmeyen, tanımayan ona sahip çıkamaz…

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
galiba sonumuz geldi
 // zagor balikcilik
hocam biz balikcilar kimseye sesimizi ulaştiramiyoz yasak messimi 1 mayisa uzatmak isteyen yaşli reisler var ayip hocam geçlere torunlara .bu havyar dokme zamanı avcilik yapacaklar ne birakacaklar hocam iki fabrika yada hal sahibi bü işleri yapiyor. hocam sizden bu konuda bir yazi yazmanizi ilgili yerlerin belki okuyunca akkillari başlarina gelir sizi zagor balikci teknesi olarak sever ara sira olsada yazilarinizi okuruz allaha emenet olun zagor macit kambay...
25 Mart 2010 Perşembe 10:56
85.97.130.85
keşke
 // züleyha berk
Mithat bey sizi daha fazla değer veren kanalda görebilseydik gerçi artık bizim ülkemizde idallerimizden çıkıp ekmek parasın her şeyi kabul etmek zorunda kalıyoruz ya bu kervana siz katıldınız buyurun hoş geldiniz....
20 Temmuz 2009 Pazartesi 21:49
88.253.50.13
Aynı bu sözler gibi
 // züleyha berk
Kitap okumamak denizi görmeden ölmek gibi bir şeyse işte denizde öyle bir şey.ben denizi 23 yaşında gördüğümde dünyanın en mükemmel doğası ile karşılaşmanın mutluluğunu yaşadım ;ama imkanı olmayanlarında günahı ne bu imkanlar onlarada verilsin dileği ile rüzgarınız bolsun kaptanlar ve de deniz aşıkları....
20 Temmuz 2009 Pazartesi 21:42
88.253.50.13
Yazarın Diğer Yazıları
VİDEO GALERİ
YAZARLAR
ANKET
200 yıllık tarihi gemi inşa ve bakım havuzlarının bulunduğu Haliç Tersanesi'nin, Osmanlı Denizcilik Tarihi'ni bütün yönleriyle yansıtan bir "Denizcilik Müzesi"'ne dönüştürülmesi gerektiği fikrine katılıyor musunuz?
E-BÜLTEN