Kapadokya’da Acı Kayıp: Doğal Mirasımızı Bilimle Korumalıyız

Murat Tüzel

GÖREME / NEVŞEHİR - Kapadokya’nın kalbi Göreme Açık Hava Müzesi çevresinde, aşırı yağışların tetiklediği kaya kopması ve peribacası çökmesi sonucu 3 yurttaşımızın ve misafirimizin yaşamını yitirmesi ve 5 kişinin yaralanması tüm bölgeyi derin bir yasa boğmuştur.

Hayatını kaybeden canlara Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve sevenlerine başsağlığı, hastanede tedavisi süren yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
 

"Doğal Afet Deyip Geçemeyiz; İklim Krizine Karşı Bilimsel İzleme Şart"

Yıllardır bu kadim coğrafyada hem turizme emek veren bir işletmeci hem de Kapadokya’nın benzersiz ekosistemini savunan bir aktivist olarak altını çizmek istiyorum:

Göreme Tarihî Millî Parkı -genel adıyla Kapadokya bölgesi- sadece bir turizm destinasyonu değil; rüzgârın, suyun ve zamanın biçimlendirdiği son derece hassas, yaşayan bir jeolojik mirastır.

Bölgedeki volkanik dağlardan çıkan lav ve küllerin milyonlarca yıl boyunca rüzgâr ve su tarafından aşındırılmasıyla ortaya çıkmış eşsiz jeolojik oluşumlar olan peri bacaları dünyada eşine az rastlanan bir jeolojik laboratuvar ve görsel manzara sunar. Kalkolitik Dönem'den beri kesintisiz yerleşim gören bölgede, insanlar bu yumuşak kayaları oyarak evler, mağara köyleri, manastırlar, yemekhaneler, şaraphaneler ve devasa yeraltı şehirleri inşa etmişlerdir.  

Hem doğal hem de kültürel miras özelliklerini bir arada taşıyan bu benzersiz coğrafya 6 Aralık 1985  tarihinde hem doğal hem de kültürel miras kriterlerini taşıyan karma bir alan olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne dahil edilmiştir.

2019 yılında kurulan “Kapadokya Alan Başkanlığı” ile bölgenin yönetimi ve korunması merkezi bir yapıya bürünmüştür.  

Göreme Milli Parkı ve Kapadokya Kayalık Alanları, ülkemizin en çok ziyaret edilen noktaları arasındadır. Her yıl 4 milyondan fazla turistin geldiği bölgede doğal aşınma süreçlerinin üzerine eklenen yoğun insan faaliyetlerinin buraya zarar verdiği çok açıktır. Yaşanan son olaylar da koruma önlemlerinin yetersizliğini ortaya koymuştur.  

Kâr amaçlı kontrolsüz turizmin, milyonlarca yılda oluşan peribacalarının son derece kırılgan tüf (volkanik kül) dokusunu görmezden gelerek kısa süreli kazanç peşinde koşması, bu benzersiz doğa ve kültür mirasına ihanet etmekten başka bir şey değildir.

Otel, restoran ve turistik tesislerin kayaları oyarak turistik yapıları genişletmeleri, kayalardaki boşlukları artırarak taşıyıcı kayaların dengesini bozmaktadır. Doğal dokuya uymayan ağır betonarme yapılar ve ilave bina yükleri yumuşak tüf tabakaları üzerine aşırı yük bindirmektedir.

Tüm itirazlara rağmen bölgeden geçirilen çift şeritli yollar, turizm ve altyapı çalışmaları sırasında kullanılan ağır iş makineleri, turistlere ait yoğun araç trafiği ve kontrolsüz AVM turları, hassas ve kırıklı-faylı yapıya sahip kaya kütlelerini sarsarak çatlakların ilerlemesine yol açmaktadır. Ayrıca, turizm tesislerinden ve yerleşimlerden kaynaklanan kontrolsüz su sızıntıları da yumuşak volkanik kayaçların su emerek ağırlık kazanmasına ve erozyon/çökme süreçlerinin hızlanmasına neden olmaktadır. Tüm bu insan kaynaklı baskılar, doğal koşulların neden olduğu yıpranmayı güçlendirmekte, bölgenin kırılgan tüf yapısını hızla yıpratmakta ve zemin kaymalarını tetiklemektedir.

Bölgede şu an yıkılmak üzere olan ve acil önlem alınması gereken başka yapılar da bulunurken, yetkililerin yaşanan faciayı “aşırı yağış ve toprak kayması” diye geçiştirmeye çalışmaları kabul edilemezdir. Yaşanan bu olay ne yazık ki son yıllarda sıkça karşılaştığımız kamusal ihmaller nedeniyle göz göre göre meydana gelmiştir. Yıkılan peribacasındaki çatlakların iki ay öncesinden belirlemiş olması, sorumluların yargı önünde hesap vermelerini gerektirmektedir.    

Yaşanan bu trajedi, bölge genelinde proaktif ve kapsamlı tedbirlerin geciktirilmeden hayata geçirilmesi gerektiğini bir kez daha acı bir şekilde yüzümüze vurmuştur.

Bölgede şu an yıkılmak üzere olan ve acil önlem alınması gereken başka yapılar da bulunurken, yetkililerin yaşanan faciayı “aşırı yağış ve toprak kayması” diye geçiştirmeye çalışmaları kabul edilemezdir. Yaşanan bu olay ne yazık ki son yıllarda sıkça karşılaştığımız kamusal ihmaller nedeniyle göz göre göre meydana gelmiştir. Yıkılan peribacasındaki çatlakların iki ay öncesinden belirlemiş olması, sorumluların yargı önünde hesap vermelerini gerektirmektedir.   

Yaşanan bu trajedi, bölge genelinde proaktif ve kapsamlı tedbirlerin geciktirilmeden hayata geçirilmesi gerektiğini bir kez daha acı bir şekilde yüzümüze vurmuştur.

Çağrımız ve Öncelikli Taleplerimiz Şunlardır:

  1. Dinamik Jeolojik Risk Haritaları çıkarılmalıdır: Ziyarete açık tüm vadiler, açık hava müzeleri ve yürüyüş rotaları, jeoloji mühendisleri ve koruma kurulları tarafından güncellenmiş erken uyarı ve lazer tarama (LiDAR) sistemleriyle periyodik olarak taranmalıdır.
  2. Hassas Alanlarda Güvenlik Koridorları oluşturulmalıdır: Yoğun ziyaretçi çeken anıt peribacaları çevresinde, yağış sonrası deformasyon riski taşıyan noktalara bilimsel tampon bölgeler tesis edilmelidir.
  3. Koruma-Kullanma Dengesi yeniden tesis edilmelidir: Kapadokya’da turizm baskısı ile jeolojik dayanıklılık arasındaki denge, ticari kaygılardan arındırılarak bütünüyle can güvenliği ve sürdürülebilirlik ilkelerine dayandırılmalıdır.
  4. Hızlı Bilgilendirme ve Koordinasyon Masası kurulmalıdır: Olağanüstü hava olaylarında ören yerleri ve vadi girişlerinde anlık yönlendirme yapacak ortak bir kriz ve bilgilendirme masası kalıcı hâle getirilmelidir.

Kapadokya’yı var eden doğayı anlamadan ve ona gereken özeni göstermeden güvenli bir turizmden söz edemeyiz. Bir daha benzer acıların yaşanmaması adına tüm kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, meslek odalarını ve sektör temsilcilerini ortak akılla somut bir koruma seferberliğine davet ediyorum.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

İletişim & Basın: Murat Tüzel

Web: [www.murattuzel.com]