Kırk Bir Kere Maşallah

HAKKI ŞEN

Sevgili deniz dostları, Vira dergisi tam beş yıl önce bu güzel toprakların kıyılarında, mavi sularda gün yüzü gördü...  Bayrağı beyaz, denizi temiz, bilinci aydınlık bir denizcilik sektörü şiarıyla demir aldığımızda, öncelikle Anadolu topraklarında hayat bulmuş deniz kültürümüzü yaygınlaştırmak ve ulusal deniz kültürümüzü evrensel deniz kültürüyle buluşturmak için yola koyulduk. Başlarda bize dudak büken de oldu, bunların işi gücü yok diyen de, hatta bu dergi bizi anlatmıyor diyen de oldu. Evet, tam beş yılı geride bırakırken kırk birinci sayımızla okurlarımızın karşısındayız. Vira, tam da ikinci cemrenin suya düştüğü bir dönemde bu topraklarda hayat buldu. Neyse ki geldiğimiz bu süreçte içi boş da olsa, deniz kültürünün ne olduğu konusundan haberdar olmasalar da, deniz kültürü kavramının dile pelesenk olmasını başardık. Vira’nın hazırlıkları tam bir yıl sürmüştü; çünkü Vira Gemisi’nin içeriğinden tasarımına kadar her şey çok özel olmalıydı. Bir yerden çalmadık, çırpmadık kısacası emek hırsızlığı yapmadık.

Mesleğimi Vira ile birlikte denizcilik sektörümüzde icra etmek benim en büyük mutluluğumdur. Derginin kapağını tasarlamak ayrı bir mutluluk, içeriğini düzenlemek bir başka mutluluk vesilesidir. Denizle ilgili olan her şey insanın içini serinletir, ruhunu yıkar, bedenini canlandırır, bilincini uyandırır...

Vira’yı okuyan insanların yüzlerini daha dergimiz yayına çıkmadan zihnimde canlandırabilirim. Bu insanlar neşeli insanlardır. Mavi dalgaların beyaz köpükleri gibidirler. Gözleri ufuklara dikildiği için berraktır. Kaşları çatılmaz. Hülyaları engin sular gibi zengin ve biraz da çocukçadır. En yoksulu Vira’yı okurken, bizim tersanelerimizde inşa edilmiş bir teknenin sahibi olduğunu düşler. Uzak yolculuklara hazırlanır… O insanların evlerinde çocuklar Vira’nın kapaklarını duvarlarına asar. En seçkin yazarların yazılarını emekli kaptanlar sevgili zevceleriyle birlikte okurlar. Çarkçıbaşı nöbeti devrettikten sonra okyanus sularının sallantılı beşiğinde deniz kültürümüzün Vira’daki yansımalarını okurken, gözleri kapanır ve huzurlu bir uykuya dalar. Rüyasında ne görür dersiniz? Ben Vira’yı hazırlarken bütün gemi insanlarının uykularında Peter Pan’ın maceralarını yaşadıklarını, Jules Verne’le birlikte “Deniz altında yirmi bin fersah”lık keşiflere daldıklarını ve denizlerin kuytu derinliklerinde deniz kızlarıyla fısıldaştıklarını düşünürüm...

Vira’nın hitap ettiği okur kitlesi aydınlık bir kitledir. O kitle, uçsuz bucaksız su kütlelerinin hiç değişmezmiş gibi duruşuna aldanmaz. On binlerce ve on binlerce yılların ötelerinden günümüze denizlerde biriken kültürün eşsiz, emsalsiz gelişmesinin ürünüdür onlar. Deniz kültürü nedir diye sorulursa ben şöyle bir yanıt verebilirim: “Toplayın bütün denizcilerimizi, deniz kıyılarındaki insanlarımızı, onların bütününün bildiği, öğrendiği, yaptığı, ettiği her şeyin bütününü bir imbikten geçirin, elde ettiğiniz şey, deniz kültürümüzdür...”

Şimdi söyleyin bana: Hangi sektör yayınında böyle bir ufuk sonsuzluğu, böyle bir zenginlik, böyle bir insanlık “harikası” var?

Vira’yı yayımlamak bir iştir. Her iş gibi insanı yorar elbette. Ama bu istenmeyen yollarda yürüyenlerin azaplı yorgunluğu değildir. Vira hazırlanıp da, o tatlı yorgunluk üzerime çöktüğü zaman hep şunu düşünürüm: Denizi konu almayan tek bir şair var mı şu dünyada? Bu soruyu sorarım. Ve yukarda sözünü ettiğim sağlık dergisiyle şiir arasındaki korelasyonun son derecede düşük değerine karşı, denizcilik sektörünün ne kadar şanslı olduğunu kendi kendime tekrar ederim...

Binlerce şiirin estetize ettiği bir alanda mesleğini yapmış olmak ne büyük bir mutluluk, ne büyük bir bahtiyarlıktır. Bu beş yıllık zevkli yolculukta bizimle yol alan başta Vira tayfası olmak üzere bütün deniz dostlarına teşekkür ediyorum. Yolumuz açık ve aydınlık olsun…

Vira Dergisi