Ülkesel Balıkçılığımızı Hatalardan Arındırmanın Çıkış Yolu Bölüm 4

Nezih Bilecik

Öneriler

            1969 yılından beri uygulamalı balıkçılık araştırmalarıyla yoğrulmuş, Karadeniz, Marmara Denizi ile Ege Denizinde çok yönlü araştırma programlarını gerçekleştirmiş ve 57 yıllık deneyim şansını bulmuş bir balıkçılık biyoloğu olarak Tarım ve Orman Bakanlığı üst yönetimine katkı sağlamaya yönelik olarak naçizane bazı öncelikli önerilerimi iletmek isterim.

1-İstanbul’da alt yapısı itibariyle her türlü donanıma sahip, çok yönlü ve balıkçılık biliminin her bir alt uygulama alanının uzmanı olan bilimcilerle uluslararası arenada gövde gösterisi yapabilecek düzeyde uzmanların kadrosunda yer aldığı ve siyasetten tamamen arındırılmış bir Balıkçılık Araştırma Enstitüsü/Merkezi kesinlikle hayata geçirilmelidir.

Bu enstitüde öncelik öngörülen süreçte çalışmaların verimliliğine katkıda bulanabilecek düzeyde özellikle yetişkin araştırıcıların bir arada olmaları sağlanmalıdır. Böyle bir merkezin öncelikle nitelik açısından sahip olması gereken personel yapılanmasının işlevsellik açısından nitelikli ve deneyimli olması gereklilik taşır(*).

(*)           Güncel teknolojiyle oluşturulan laboratuvar ağırlıklı alt yapının yanı sıra 45-50 m civarında ana ve 30 m civarında ikinci bir araştırma gemisinin varlığı Araştırma Merkezinin fiziksel açıdan olmazsa olmazlarıdır. Destek birimini oluşturan kadro ile beraber bilim ekibinin de konusunda uzmanlaşmış kişilerden oluşması gerekmektedir.   

               “Kısaca ülkemiz denizlerinde sürdürülebilir balıkçılık için, biyolojik açıdan avlanabilir balığın stokunun hesaplanmasında, hedef tür balıkların yumurta gelişim safhalarını gözü kapalı takip eden ve bilen, gelişim seti preparatlarını gelecek nesiller için hazırlayacak ihtiyolojiye egemen bilimcilerin; balık otolit ve pullarından iyi yaş okuyan balıkçılık bilimcilerinin; tüm balıkların yumurtadan çıktıktan sonra birincil yemini teşkil eden fito ve zooplanton sıklığını takip ve ölçen planktonologların; Türkiye denizlerinde yaşayan tüm balıkların bilimsel ölçekte tür tayinlerini hatasız yapabilecek düzeyde deneyimli taksonomistlerin; saha çalışmalarında sörvey haritası hazırlayan, harita yorumu, rota ve konum belirlemesini doğru yapan deneyimli  oceanologların; akustik balık bulucular üzerinde eğitim almış, balık sürüsü takip ve izleme yöntemlerine egemen, balık eko boyutlarını monitörde ölçen ve yorum yapabilen balık stok hesaplayıcılarının; dip balıklarının yoğunluk ölçümlerinde alan tarama yöntemi üzerine kendini geliştirmiş ve elde ettiği örneklerin mil karedeki yoğunluğunu ölçen ve değerlendiren balıkçılık biyologlarının; seçicilik özelliklerine sahip sularımız için uygun kesimli trol modelleri dizayn eden ağ teknologlarının; en az hata ile balık ölçümleri çalışmalarında uygulanan biyoistatistik analiz yöntemlerine egemen istatistik bilimcilerinin yanı sıra balıkçılık popülasyon dinamiğine egemen bilimcilerin; denizlerdeki makro algler konusuna hakim fikologlara/algologlara; denizlerin çok yönlü incelenmesinde deneyimli uzaktan algılama (remote sensing) uzmanlarından oluşturulacak bir araştırma grubuna gereksinim vardır (Kara, F. 2021)(25)”.

2- İstanbul ve Çanakkale boğazları kesin olarak endüstriyel balıkçılığa kapatılmalıdır. Her iki boğazın giriş ve çıkış ortamlarına da belirlenecek kriterler doğrultusunda dönemsel yasaklamalar getirilmelidir.

Şekil 5. Çanakkale ve İstanbul boğazlarının avcılığa dönemsel yasaklanması için öngörülen giriş ve çıkış ortamları(26)

Boğazların giriş ve çıkışlarına konulması önerilen bölgesel av yasağının nasıl ve neden konulması gerekliliği Deniz ve Balıkçılık Bilimcisi Ö. Faruk Kara tarafından 2012 yılında www.balikcilar.net sitesinde “Balıkçılığımızın yeniden yapılanmasına ışık tutacak radikal öneriler” başlığı ile yayınlanan makalesinde açıklık getirilmiştir (Bu site daha sonra ki yıllarda aktivitesini yitirmiştir). Makalenin “Marmara Denizi sürdürülebilir balıkçılık yönetimi için öneriler” alt başlığında ise konuya şu şekilde açıklık getirilmiştir.

            “Türkiye denizleri balıkçılığı Marmara Denizi balıkçılığından soyutlanamaz. Marmara Denizi’nin en önemli ve ayrıcalıklı özelliği bir ulusal deniz olmasıdır. Dolayısıyla bu denizle ilgili tüm tasarruflar tamamen ülkemize aittir. Marmara Denizi’nin diğer bir özelliği İstanbul Boğazı aracılığı ile Karadeniz’e, Çanakkale Boğazı aracılığı ile de Ege Denizi’ne açılan yarı kapalı bir denizimiz olmasıdır.

Karadeniz’in de dahil olduğu Akdeniz sular sisteminde Atlantik kökenli palamut-torik, lüfer-kofana, orkinos, kılıç vb. göçmen balıklar ile Ege Denizi-Marmara-Batı Karadeniz arasında yumurtlama ve beslenme göçü yapan sardalye, kolyoz, uskumru, hamsi, kıraca istavrit vb. pelajik balıkların sene içinde mevsime bağlı göçlerinde, Çanakkale Boğazı girişinde balığın boğaza girişine olanak yaratabilecek, güvenceli makul bir sahanın yoğun av gücüne sahip gırgır, voli, uzatma ağı balıkçılığına 1 Nisan-31 Ağustos tarihleri arasında kapatılması en sağlıklı uygulama olacaktır.

Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi’ne açılan av yasağı alanları, eylül ayından nisan ayına kadar serbest olmalıdır. Bunun nedeni ise, sonbahar ve kış mevsim sürecinde, Marmara Denizi’nde bulunan, ekonomik önemi yüksek olan palamut-torik, lüfer- kofana stoklarının Ege Denizi’ne ve uluslararası sulara göç dönüşlerini balıkçılık ekonomimize kazandırmaktır. Ege Denizi’ne göçe yönelen balıklar Marmara Denizi balık havuzundan kaçan balık anlamına gelir.

Bu uygulama hayata geçirildiğinde, ekonomik önemi yüksek olan ve göçleri okyanus aşan, torik-palamut, kofana–lüfer gibi balıklar, nisan ayı içinde Ege Denizi’nden Marmara Denizi’ne beslenme ve yumurtlama göçünü yoğun kayıplar vermeden tamamlamış olacaktır. Palamut–torik balıkları nisan-ağustos arasında, Marmara ve Karadeniz’de bulundukları süre içinde peyderpey yumurtlar.

Lüfer-kofana Marmara Denizi’ne girdiğinde, ilk yumurtlamayı, ilkbahar periyodunda, tamamlar. Lüferin ağustos periyodunda olan yumurta dökmesi, balık eğer Marmara’da ise, Marmara Denizi’ne, Karadeniz’e geçmişse, Karadeniz’de ağustos periyodu yumurtlamasını tamamlar.

Bu iki tür balığın anaçları (palamut-torik, lüfer-kofana) ve yavruları olan palamut vonozu ve çinakop Marmara Denizi’nde olan geçici konaklama sürecine müteakip, beslenme için, Karadeniz’e açılacaklardır. Bu süreçte, Marmara Denizi dahil tüm denizlerimiz için 4 ay olan yumurtlama süreci av yasağı 1 Eylül’de son bulur.

Oysa, Marmara Denizi’nde yumurtadan çıkan palamut vonozu ve sarıkanat, çinakop, av yasakları sürecinde sıfır yaş grubunda olup, semizleşmemiş ve beslenme için Karadeniz’e göç etme içgüdüsündedir. 1 Eylül’de başlayacak olan avcılık şüphesiz, İstanbul Boğazı Marmara ve Karadeniz Boğaz giriş ve çıkışında, söz konusu sıfır yaş grubu, palamut vonozu ve çinakop, adı altındaki lüfer yavrularını av gücü yüksek gırgır, voli, trol ve yüzlerce km boya sahip yüzey uzatma ağları yoğun bir şekilde avlayacak, özellikle sıfır yaş grubu balıkların Karadeniz’e olacak göçü engellenecektir. Bu nedenle, İstanbul Boğazı’nın Marmara ve Karadeniz giriş-çıkış bölümlerinde Çanakkale ve İstanbul boğazları haritalarında görüldüğü üzere, güvenceli bir sahanın endüstriyel balık avcılığına 1 Nisan-31 Aralık tarihleri arasında kapatılmalıdır. Çünkü, on yıllardır yapılmayan stok tespit çalışmaları, balıkçımızın av sezonunda biyolojik açıdan ne miktarda balık avlaması gerektiğini bilmediği gibi, küçük bir iç deniz olan Marmara’da av gücü yüksek 164 lisanslı gırgırın, avcılık yaptığı düşünüldüğünde, sürdürülebilir balıkçılıktan söz edilmesi bilimsel açıdan kabul görür bir balıkçılık değildir. Bu koşullar altında, stokun yenilenmesinin mümkün olamayacağı, bir iç deniz olan Marmara Denizi balıkçılığının av yasağı süresinin en az 2 ay daha uzatılarak Marmara Denizi’nde avlanmanın 1 Kasım-31 Mart arasındaki zaman diliminde yapılması düşünülmelidir.”

3- İstanbul ve Çanakkale boğazlarının endüstriyel avcılığa kapatılması özellikle İstanbul Boğazında yapılan eşeysel olgunluğa ulaşamamış lüfer avcılığı ile ilgili tartışmalara da son verecektir. Bu nedenle lüfer avcılığında Tarım ve Orman Bakanlığının bünyesindeki Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü tarafından lüfer ile ilgili tescillendirilen husus Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünce hazırlanan Ticari Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğe aynen yansıtılmalıdır.

4- Halihazırda mevcut stok durumuna göre balıkçı filosunun ne olması gerektiği artık rakamsal olarak ortaya konulmalıdır. Bu çerçevede hem kaynağın sürdürülebilirliğini hem de avcılığın (işletimin) ekonomik olmasının sağlanması açısından filo en verimli düzeye çekilmelidir.

5- Dünyada küçük pelajik balıkların avcılığı tavan yapmış, stoklar çökmüştür. Buna bağımlı olarak küresel yem sanayii de alarm vermektedir. Fabrikalarda 1 kg balıktan 1/5 oranında balık unu elde edilmektedir. Balık yetiştiriciliğinde balığın büyüme dönemine ve türüne göre değişkenlik gösteren balık yemi rasyonunda ortalama %40-50 düzeylerinde balık unu kullanılmaktadır.  Sonuçta denizlerdeki balığı yem sanayiine işleyerek, tükettiği balığı 1/3 oranında onu kültür balığı olarak geri kazanmak uzun vadede akılcı bir tutum olmadığı biyolojik bilimcilerin üzerinde hassasiyetle durduğu bir konudur. Ayrıca Türkiye’nin avladığı balıklarda salt balık unu olarak değerlendirebileceği balık miktarı da sınırlıdır.       Buna karşın balık yetiştiriciliği sektörünün gerekli atılımları yapabilmesi ve işletmeler için öngörülen kapasiteye ulaşabilmeleri firmaların büyük ölçekli olarak yurt dışına bağımlılığı zorunlu kılmaktadır. Bu da sektörün uzun vadede geleceğini tehdit eden ana etmendir.   2023 yılında ülkece 27,875 ton balık unu üretilebilmesine karşın aynı yıl içerisinde 156,138 ton, 2024 yılında ise yaklaşık 167 bin balık ton balık unu dış alımını gerçekleştirilmiştir. Bu tablo balık yetiştiriciliği uygulamalarında ülkemizin dışarıdan balık unu ithal etmeye bağımlı olduğunun somut rakamlarıdır. Bu husus kesinlikte göz ardı edilmemesi gereken gizli tehlikedir. Merkezi otorite uzun vadede bu işin olumsuz yanlarını özellikle dikkate alarak güvenceli bir strateji modeli oluşturmak yükümlülüğündedir.  Balık yetiştiriciliğinde büyümenin ve buna bağlı olarak yapılan desteklemelerin bilimsel bir açıklamasının olması bir zorunluluktur. Desteklemeler afaki nedenlere dayandırılamaz ve gereklilikleri de var olmalıdır. Çünkü geçmişte balıkçılığımız yönetiminde yapılan büyük ölçekli bir hatadan ders alınmalıdır. 1980’li yıllardan itibaren balıkçı filosu, balık stokları ile ilgili bilimsel verilerin mevcut olmamasına karşın merkezi otoritece hesapsız kitapsız filo artışının desteklenmesi sonuçta aşırı avcılığı ve sonrasında da stokların çöküşünü de beraberinde getirmiştir. Benzer şekilde balık yağı ve unu fabrikalarının gereksiz yere sayısal artışına olanak yaratılması bunları daha sonraları ölü yatırım düzeyine indirmiştir. Balıkçılığımızdaki büyük ölçekli bu tür olumsuzlukların yaşanmaması için balık yetiştiriciliğinin güvence altına alınması balıkçılığımızın esenliği açısından kaçınılmazdır. Bu çerçevede balık besiciliğinde alternatif yem konusunda yeni çözüm uygulamaları hayatiyet kazanmazsa Türkiye balık unu konusunda dışa bağımlılığının boyutunu saptamak ve bunu da güvence altına almak zorundadır. Küresel ölçekte zaten var olan aşırı avcılığın yarattığı olumsuzluklar balık unu imal eden fabrikalara yansıdığında Türkiye doğal olarak bundan ciddi boyutta etkilenecektir. Bu nedenle Türkiye balık yetiştiriciliği konusunda balık ununa bağımlılığını kıramadığı sürece balık ununu temin açısından kendi başına olduğu zaman ne kadar, dışa bağımlı olduğu takdirde, koşulların olumluluğu veya olumsuzluğu halinde ne kadar balık yetiştiriciliği üretimi yapabilir ve yapmalıdır sorusunun cevabını verebilmelidir. Bu nedenle balık yetiştiriciliği yatırımlarının sınırlandırılması, kontrollü, güvenilir bir seviyede kalmalarını sağlamak ilke olarak benimsenmeli ve bununla ilgili tüm olası rakamlar da ortaya konulmalıdır. Bu konuyla ilgili gerçekler, rakamlar, olasılıkların her biri korkulu rüya görmemek için gereklidir. Sonuç olarak ülkesel yetiştiricilik yatırımları boyutunun sınırları belirlenmelidir.

Yorum ve sorunların çözüm yolu

            Tarım ve Orman Bakanlığının balıkçılıktan sorumlu merkezi otoritesini temsil eden bürokratların, geçmişten günümüze yansıyan konumunun sağlıklı analizi pek çok hususa açıklık getirecek özelliktedir. Söyle ki; Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kuruluşunun ilk yıllarında merkezi otorite bürokratları bir bütün olarak balıkçılığın bilimsel ve teknik oluşumlarına egemen değillerdi. Çünkü yönetimlerdeki karar vericilerin öncelikli eğitim/ekol alanlarının balıkçılık olmaması konunun en can alıcı ve sıkıntı yaratan tablosunu oluşturmaktaydı. Böylesine bir ortamda avcılığı düzenleyen sirkülerlerde/tebliğlerde haliyle bilimsel ve ideal seviyeden uzaktı. Hal böyle olmakla beraber doğru olan ve önlem üreten maddeler ile ilgili olarak, balıkçılık sektörünün işine gelmeyen hususlar bu kere Bakanlığa sirkülerde değişiklik yapılması hususunda baskılar yoğunlaştırılırdı. Özellikle sektörün ağababaları tarafından yapılan girişimler her zaman olumlu sonuç vermiş ve sonrasında da hep ek sirkülerler yayınlanmıştır. Bu gelişmeler nedeniyle sirkülerlerin yaratması gereken disiplin de anlamını yitirmiş olurdu. Eğitim, bilgi ve uygulama donanımsızlığı özellikle 1972-1980 süreci, uygulamaların bilimselliği açısından merkezi otoritenin yaşadığı en olumsuz süreçtir. Merkezi otoritece konuya egemen olunmamasının verdiği psikolojiyle balıkçılık sektörüne devamlı mavi boncuk dağıtarak şirin görünme politikası yeğlenmiştir. Hiçbir stok araştırması gerçekleştirmeden av filosunun yoğunlaştırılmasına çanak tutulmuştur. Bunun yanı sıra özellikle Devlet Planlama Teşkilatının da katkısıyla 1989 yılında Karadeniz Bölgesinde balık yağı ve unu fabrika sayısının 26’ya ulaşmasına olanak yaratılmıştır. Oysa bu fabrikaların yıllık işleme kapasitelerinin 3 milyon ton olmasına karşın bu miktarın o yıllardaki Türkiye’nin tüm balık istihsalinin 6 katı olması akıllara ziyan bir gelişmesiydi(27). Av filosu oluşumunun hesapsız kitapsız desteklenmesi sonucunda endüstriyel balıkçılık 1984 yılından itibaren hissedilir düzeyde çöküşe geçmiştir. Bu yaşanan büyük ölçekli oluşumların nedeni merkezi otoriteyi temsil eden bireylerin tamamen liyakatsizliği ile ilgili olduğudur. Liyakatsizlik mavi boncuk dağıtım nedenini teşkil eden ana parametre olmuştur.

Sektörün ağa babalarının baskıları teşkilatın ilk kuruluş yıllarından itibaren siyasi otoriteyi her zaman kullanmıştır ve bu kullanma günümüzde de doğrudan veya dolaylı olarak bıkkınlık düzeyinde sürdürüldüğüdür.

Tavizin hududu yoktur. Balıkçılıktan sorumlu merkezi otoritenin gerekli hallerde radikal kararlar alamamasında verilen bu tavizlerin baskın konumu göz ardı edilemez. Bazı türlerle ilgili olarak alınan radikal kararlarda ise merkezi otoritenin hiçbir dahli yoktur. Bu konuda bağlayıcı olan uluslararası sözleşmeler ülkemiz sularında yaşanan olumsuzlukları gidermektedir. Nitekim bu çerçevede Türkiye’nin imzaladığı uluslararası sözleşmelerden biri Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarını Koruma Sözleşmesidir. Böylelikle hükümranlığımız altındaki deniz ve iç sularda nesli tehlikeye düşmüş veya düşebilecek bitki ve hayvan türleri de kağıt üzerinde bile olsa dolaylı yoldan güvenceye alınmış oluyordu.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                       Su Ürünleri Genel Müdürlüğü kuruluşunun 55 yılını devirdiği günümüzde merkezi otoriteyi temsil eden bürokratların konumu başlangıç yıllarındaki merkezi otorite temsilcilerinin sahip olduğu bilgi, deneyim açısından aralarında büyük ölçekli bir fark vardır ki bu oluşum günümüz bürokratlarını açık ara ön plana çıkarmaktadır. O halde merkezi otorite bünyesinde güçlü balıkçılık yönetimi için gerekli insan kaynağı var demektir. Geçmişten gelip günümüzde değişmeyen tek husus endüstriyel balıkçı kesiminin siyaseti kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeyi kesintisiz sürdürmesidir.

Günümüz merkezi otorite bürokratlarını zaman zaman katı şekilde eleştiren makaleler yazmayı sürdürsem de güncel düşüncemi yeri gelmişken paylaşmak isterim. Günümüz bilgi ve teknoloji çağıdır. Bu gelişmelere paralel olarak merkezi yönetimde karar vericilerin balıkçılıkla ilgili teknik ve uygulama alanlarında donanımlı olduklarıdır. Günümüzde ülkesel balıkçılığımızım yönetiminde geldiğimiz nokta bürokrasinin “bile bile lades” stratejisini uyguladığıdır. Daha açık tanımlamayla sorunları bildiği halde bildiğini kamufle etme, aldanmadığı halde aldanmış görünmeyi yeğlemek, olumlu olmayan bir gelişmeyi ise bilerek kabul etme olduğudur. Onları bu atmosfere iteleyen ise ülkenin içinde bulunduğu siyasi atmosferdir. Bu atmosferi yozlaştıranlar da bilgiden yoksun ve oy kaygısıyla muhataplarına şirin görünmeyi yeğleyen bazı sıradan politikacıların çıkarcı endüstriyel avcılığın ağaları ile olan birlikteliğidir. Bu nedenle balıkçılık tebliğlerine yansıtılması gereken çağdaş önlemler bürokrasinin maruz kaldığı baskıların kişisel gelecek kaygılarının da verdiği psikolojiyle ideal haline kavuşturulamadığı da bir gerçektir.

Siyasi otorite temsilcilerinin baskın olduğu ortamda merkezi otorite bürokratlarının bu olumsuzluğu büyük ölçekli giderebilmeleri için akılcı ve tutarlı bir uygulamaya gereksinimleri olduğudur. O da Türkiye’nin hükümranlığı altındaki tüm sucul ortamlar (deniz, göl, baraj, akarsu) devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu özellikle benimsemeleri ve benimsettirmeleridir. Egemenlik altındaki sucul ortamlardaki tüm canlıların yaşam güvenliğinin ve onların bilimsel verilerin ışığı altında sektöre ve topluma akılcı uygulamalarla kazandırmanın da merkezi otoritenin temel görevi olduğunu benimsemeleri ve siyasi baskı yapanlara da benimsettirmeleridir.

Bu çerçeveden yorumlandığında merkezi otoritenin diğer bir asli görevi de ülkenin sahip olduğu sucul canlı kaynaklarla ilgili ve yıllara göre değişkenlik gösterebilecek bilgilere güdümlü araştırmalar aracılığıyla kesintisiz sahip olmayı somutlaştırmasıdır. Bunun verdiği avantajla merkezi otorite siyasi iktidara balıkçılık sektöründen yansıyabilen/yansıyabilecek olan olası suiistimal girişimlerini giderme atmosferini oluşturabilmelidir. Bilim dışılık içeren girişimleri engellemenin veya frenleyebilmenin tek seçeneği, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü tarafından hiç olmazsa iki yılda bir güdümlü araştırmalarla güncellenen bilgi akışını ve alınması gereken önlemler paketini siyasi otoriteye yansıtmak olmalıdır. Bu uygulama siyasi otoritenin de bir bütün olarak konuya hakimiyetini ve olası nihai kararları almada bilinçli kılacaktır.  Bu nedenle balıkçılıktan sorumlu merkezi otorite bürokratlarının siyasi otoriteyi kesintisiz bilgi akışıyla bilgilendirmeyi geleneksel hale getirmeye yönelmesi olası baskı unsurlarını da bertaraf etmenin nedenini oluşturacaktır. Sucul canlı kaynakların bilimsel olarak değerlendirilmesi ve işletilmesini sağlamak merkezi otoritenin görevi olduğu kadar siyasi otoriteyi de sucul canlı kaynakların korunmasında ve işletilmesindeki olası hatalarından arındırmak da merkezi balıkçılık yönetiminin görevidir. Bu görevi sağlıklı olarak yapabilmenin tek yolu da kaynak yönetiminin ilgi alanına giren tüm konularda olası endüstriyel balıkçı kesiminin yanlı girişimlerini bertaraf etmenin ana koşulu kesintisiz ve objektif olarak siyasi otoritenin bilgilendirilmesidir. 

Bu gerçekçi öneriye karşın aslında balıkçılıktan sorumlu merkezi yönetimin sucul canlı kaynakların yönetilmesinde ve bilimsel işletilmesinde ülkece düzlüğe çıkarabilmesinin tek seçeneği vardır. O da siyasi iktidarın/iktidarların ve endüstriyel balıkçı kesiminin Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü yönetimine gölge etmemeleridir. Çünkü balıkçılıktan sorumlu merkezi yönetimin gerek bilgi birikimleri ve gerekse insan kaynakları zenginliği nedeniyle başka ihsana gereksinimi yoktur.

YAZINSAL KAYNAKLAR

  1. Türgan, G. 1957. Lüfer (Temnodon saltotor). Balık ve Balıkçılık. Cilt 5, Sayı 6, s. 9-14.
  2.  Türgan, G. 1958. Lüfer Balıklarının Yayılış Bölgeleri. Balık ve Balıkçılık. Cilt 7, Sayı 5, s. 10-12.
  3. Üner, S. 1958. Lüfer ve Avcılığı (Kısım I). Balık ve Balıkçılık. Sayı 12.  s. 11-14.
  4.  Üner, S. 1959. Lüfer ve Avcılığı (Kısım II). Balık ve Balıkçılık. Sayı 1.  s. 17-20.
  5. UNESCO, 1986. Pomatomidae. Pomatomus saltator (Linnaeus, 1766). Volume II, pp. 812-813.
  6.  FAO, 1987. Pomatomidae. Pomatomus saltatrix (Linnaeus, 1766). Fiches FAO D’idendification des especes pour les besoins de la peche. Mediterranee et Mer Noire. Zone de Peche 37. Volume II. Vertebres. P. 1247-1248.
  7. Ceyhan, T. 2005. Kuzey Ege ve Marmara Bölgesinde Lüfer (Pomatomus saltatrix L. 1766) Balığı Avcılığı ve Bazı Popülasyon Özellikleri Üzerine Araştırmalar. 127 s. Doktora tezi. Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi. Su Ürünleri Avlama ve İşleme Teknolojisi Ana Bilim Dalı. Bornova-İzmir.
  8. Akşıray, F. 1957. Abant Gölünde Sun’i İlkah Usulüyle İlk Alabalık Üretimi. Balık ve Balıkçılık. Cilt 5, Sayı 5, s. 9-14)
  9. Akşıray, F. 1959. Propagation of Trout in Lake Abant by mense of Artifical fertilization. GFCM. No 5.
  10. Akşıray, F. 1959. Abant Gölünde Sun’i İlkah Usulüyle İlk Alabalık Üretimi. Hidrobiyoloji Mecmuası. Seri A, Cilt 5, Sayı 1-4, s. 115-124.
  11. Gökalp, N. 1974. Türkiye’de İlk Sünger Yetiştirme Tecrübeleri. Balık ve Balıkçılık. Cilt XXII, Sayı 4, s. 1-10.
  12. Bilecik, N. 2022. Araştırmacılık Hayatımın İlk Göz Ağrısı Midyenin, Anımsattıkları ve Düşündürdükleri. Bölüm 3. (https://www.virahaber.com/arastirmacilik-hayatimin-ilk-goz-agrisi-midyenin-animsattiklari-ve-dusundurdukleri-bo-9024yy.htm).
  13. https://www.yasar.com.tr/tr/yasar-toplulugu/detay/Tarihce/8/3/0
  14. BSGM (2025). İstatistikler Yayını, Tarım ve Orman Bakanlığı, Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü.
  15.  (https://izka.org.tr/wp-content/uploads/2024/11/DUNYADA-VE-TURKIYEDE-SU-URUNLERI-SEKTORU.pdf
  16. Çöteli, F. T. 2025. Su ürünleri ürün raporu 2025. TRGM/TEPGE. TEPGE Yayın No 418, 31 s. Ankara
  17. http://Mehmetpolat148.blogspot.com.tr/201209/turkiye-ve-dunyada-balikciligin-durumu.html
  18. FAO. 2025. World Food and Agriculture – Statistical Yearbook 2025. Rome. https://doi.org/10.4060/cd4313en
  19. feedipedia.org/node/208
  20. (https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/zselcuk/72802/HAYVANSAL%20YEM%20MADDELERI%CC%87.pdf).
  21. https://acikders.ankara.edu.tr/pluginfile.php/37354/mod_resource/content/0/HAYVANSAL-KOKENLI-YEMLER-SEHER-KUCUKERSAN.pdf
  22. TAGEM 2024. Su Ürünleri Sektör Politika Belgesi 2025-2029. 88 sayfa.
  23. Bilecik, N. 2014. Geçmişin Yanlışı Ankara’da Düzeltilmelidir. Vira/Deniz Kültürü ve Haber-Yorum Dergisi/Yıl 9, Sayı 87, s. 58-62.
  24. (https://onedio.com/haber/yanlis-oldugunu-bile-bile-sorgulamadan-yapmaya-devam-ettigimiz-seylerin-psikolojisi-islevsel-aptallik-991531 ).
  25. Kara, F. 2021. Çöken Balık Stoklarımızın Yenilenmesi İçin Uygulanabilir Stratejiler. https://denizkartali.com/coken-balik-stoklarimizin-yenilenmesi-icin-uygulanabilir-stratejiler/)
  26. Bilecik, N. 2023. İstanbul ve Çanakkale boğazları ile ağızlarına yasaklama getirilmesi üzerine önlemler paketi. (https://www.virahaber.com/istanbul-ve-canakkale-bogazlari-ile-agizlarina-yasaklama-getirilmesi-uzerine-onlemler-9036yy.htm)
  27. Deniz ve Denizaltı Kaynaklarından Yararlanma Teknolojileri Çalışma Grubu 2001. Deniz Canlı Kaynaklar Alt Grubu, TÜBİTAK Bilim – Teknoloji Sanayi Tartışmaları Platformu. 69 s. Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı. Ankara