"Türkiye elinden geleni yapıyor"

IOM Uluslararası Göç Örgütü Ortadoğu Direktörü Vladimir Gvilava, Deniz Ticareti Dergisi’ne verdiği röportajda Türkiye’de yaklaşık 2,5 milyon civarında göçmenin olduğunu ve bunun çok büyük bir sayı olduğunu belirtti.

Göçmen sorunu ile ilgili Türkiye’nin elinden geleni yaptığını kaydeden Gvilava, Avrupa devletlerinin sorumluluk alması gerektiğini ifade etti. 5 Eylül’de Ataköy Sheraton Hotel’de gerçekleştirilen “Akdeniz’de Göçmen Sorunu” konferansının ardından Deniz Ticareti Dergisi’nin sorularını yanıtlayan Gvilava, “En azından bu insanların hayatlarını kurtarabiliriz, çünkü bu şekilde ölmemeliler. İnsanların boğulmasına engel olacak acil kurtarma operasyonları olmalı. Söz etmeyi unuttuğum bir başka önemli nokta, kaçakçıların ve yardımcılarının kovuşturması tatbik edilmeli. Bu son derece önemli bir nokta, çünkü insanların canını alıyorlar ve bu kabul edilemez bir şey” dedi.

Bugün mevcut mülteci krizinin karşılaştığımız bir gerçek olduğunu ilk dile getiren sizdiniz. Bunu daha detaylıca açıklar mısınız?

Bu bir göç krizi, buna göç diyoruz ve bir yandan mülteciler de var. Bu, insan hayatının bir parçası; çözülmesi gereken bir sorun olmaktan çok, başa çıkılması gereken bir durum. Bunlar, bu cümleyi ilk kez telaffuz etmiş olan genel müdürümüz William Lacy Swing’in sözleri, ve bu yoruma katılmamanın çok zor olduğunu düşünüyorum. Göç genel olarak son derece olumlu bir olaydır, çünkü ekonomiyi hareketlendirir ve kültür alışverişine zemin hazırlar, tıpkı birçoğumuzun okumak veya başka bir ülkeden tecrübe edinmek için yurtdışına seyahat etmemiz gibi. Göçün olmadığını bir hayal edin, Türkiye bugün Somali gibi bir ülke olurdu. Göçmenler ülkelerin gelişimine katkıda bulunuyor, ekonomilerini güçlendiriyor. Tüketimde bulunuyorlar ve iş gücüne katkı sağlıyorlar, bundan da önemlisi, ülkelerinde onları bekleyen ailelerine destek sağlıyorlar.

Benim kuruluşumun desteklediği şey yasal göç.Yasadışı göçü desteklemiyoruz. Bu da göç veren ve göç alan ülkelerin mutabık olmasını gerektiriyor. Mevcut olayda Türkiye bir geçiş ülkesi, ancak günümüzde Türkiye’nin sadece bir geçiş ülkesi olmayı bırakıp bir varış ülkesi haline geldiğini gözlemliyoruz. Şu an Türkiye’de ikamet eden 2,5 milyon göçmen bulunuyor. Bu çok büyük bir sayı ve her gün artmayı sürdürüyor. Neredeyse üç milyona ulaştığı hakkında tartışmalar var, ancak bildiğiniz gibi devam etmekte olan dinamik bir meseleden bahsediyoruz. Şu an Türk hükümetinin altyapıyı, sosyal güvenliği desteklemek için son derece büyük meblağlar harcayarak büyük çaba sarf ediyor olduğunu görüyoruz. Yardımın yaklaşık %90’ı Türk hükümetinden geliyor ve uluslararası toplumun payı sadece %10. Bu bakımdan uluslararası toplumun bu oranı yükselterek bu zor zamanlarda Türkiye’ye destek olması gerektiğini düşünüyorum. Bu insanlara daha fazla yardımda bulunmalılar, en azından denizlerde hayatını kaybedenlere, çünkü bu kabul edilemez bir durum.

Birçok mültecinin Türkiye’nin mülteci krizini idare ediş biçimini eleştirmesinin sebebi nedir?

Bir çıkmaz söz konusu. Bu soruya cevap vermek çok zor. Sebebi çaresizlik olabilir. Bu insanlar vaat edilmiş bir hayata kavuşmanın umudu içindelerdi. Bu gibi düşünceler, çoğunlukla Batı ülkelerinde her şeyin güllük gülistanlık olduğu hayaliyle beslenen ve asıl gerçeğin işsizlik, temel yaşam olanaklarına erişimsizlik olduğunun farkına varan kişilerden geliyor. Bu gibi düşünceler, giderek bizi de konunun içine sokuyor.

Türkiye hükümetinin gerçekten de uzun vadeli yardım sağladığını düşünüyor musunuz?

Ellerinden geleni yapıyorlar. Bu sorunu çözmeyi başarabilmiş tek bir hükümet bile yok. Önceden de bahsettiğim gibi, kaynak ülkeler, geçiş ülkeleri (bu olayda Türkiye) ve varış ülkeleri arasında tutarlı politikalar izlenmeli, çünkü bu insanların hedefi Avrupa devletlerine ulaşmak. Bunun nasıl başarılacağı konusu ise bir çıkmaz, çünkü insanların çoğunda sınırı geçtikleri anda birilerinin onlara göz kulak olacağı sanısı var.

Sizce birçoğunun Almanya ve İsveç’e gitmek istemesinin sebebi bu mu? Bu ülkeler hayallerdeki varış noktaları mı?

Evet, bu ülkelere varmak, birçok sebepten mültecilerin hayallerini süslüyor. Almanya’nın hukuki dayanakla daha fazla mülteci kabul etme kararının da takdir edilmesi gerekiyor. Diğer ülkelerin de öğrenci vizesi, çalışma vizesi gibi yasal kaynaklar tahsis etmelerini destekliyoruz. Bunların hepsi temel araçlar, ancak neticede şu anda dünyanın beş veya altı adet büyük ölçekli krizle karşı karşıya olduğunu anlamamız gerekiyor. Bunlar Irak, Suriye, Yemen, Sudan, Afganistan ve Pakistan. Bağışçıların kaynakları azalıyor ve hızlı ve etkin bir şekilde harekete geçilmesine ihtiyaç var. Etkin olunması her zaman önemli, çünkü mükelleflerin her bağışı bir ihtiyaç sahibine ulaşıyor. Şu anda Akdeniz’de meydana gelmekte olan olay, yönetilebilir bir olay. Tek bir göçmenin bile ölmesine gerek kalmayabilir, özellikle çocukların. Sahil güvenlik görevlilerin, bu insanları kurtarabilmesi için bir havuz sermaye yaratılması üzerinde düşünmeliyiz, çünkü bu insanları kurtarabilmek için gereken sermaye, donanım ve temel gereksinimlerin halen eksik olduğunu gözlemliyoruz. En çok üzerinde durmamız gereken nokta bu, çünkü son derece büyük önem taşıyor.

Bodrum’da boğulan küçük çocuğun fotoğrafından sonra İngiltere’de insanlar mültecilere doğrudan yardım yapmak için kolektifler oluşturdular. Yardımda bulunulabilecek en etkin yol sizce hangisi? Para veya kıyafet mi bağışlamalıyız, yoksa hükümetlerimiz üzerinde baskı oluşturarak daha fazlasını yapmalarını mı talep etmeliyiz?

Çok güzel bir soru. Yardımsever kesim gün geçtikçe profesyonelleşiyor. Yaptıkça öğrenme dönemi geride kaldı. Bölgede uzmanlaşmış örgüt ve kuruluşları belirledik. Örneğin, Haiti’de 1,500 hükümetlerarası kuruluş ve sivil toplum kuruluşu bulunuyordu ve bunun oluşturduğu kaos, işleri çok zorlaştırıyordu. Her örgütün ayrı ek yükleri ve genel masrafları vardı, oysa sermayenin yönetimi profesyonellere bırakılmalı.  Hayırsever örgütler, performanslarına ve yaptıkları işlerin sonuçlarına göre değerlendirilmeli, imajlarına göre değil. Bu açıdan, Uluslararası Göç Örgütü’nün ve bazı diğer BM üyelerinin son derece sağlam geçmiş performansları bulunuyor, çünkü tecrübemize ve uzmanlığımıza dayanarak çok daha fazla şey başarabiliyoruz. Tek eksiğimiz kaynaklar. Kaynak ülkede bir dolar harcamak çoğu zaman varış ülkesinde bunun on mislini harcamaktan çok daha etkili ve verimli oluyor. Ancak, her şey zamanında yapılmalı. Suriye’deki savaşın dün değil bundan tam dört yıl önce başladığını hepimiz biliyoruz. Ve tüm bu yıllardan sonra bile, geçen yıla kadar böyle bir mülteci akınıyla karşılaşmamıştık. Günün sonunda bu sorun Avrupa’nın kapısına kadar gelecek. Gelecekte ne olacağını öngörmek ve anlamak için kahin olmaya gerek yok. Doğru zamanda doğru yatırımları yapmamız gerekiyor.

Eğer doğru anladıysam, Akdeniz bölgesinin bir şans olduğunu ve eğer daha fazla sermayeniz olsaydı daha verimli işbirliği yapabileceğinizi ve daha çok hayat kurtarabileceğinizi söylediniz?

En azından bu insanların hayatlarını kurtarabiliriz, çünkü bu şekilde ölmemeliler. İnsanların boğulmasına engel olacak acil kurtarma operasyonları olmalı. Söz etmeyi unuttuğum bir başka önemli nokta, kaçakçıların ve yardımcılarının kovuşturması tatbik edilmeli. Bu son derece önemli bir nokta, çünkü insanların canını alıyorlar ve bu kabul edilemez bir şey.

Sizin kuruluşunuz kaçakçıların yasal kovuşturmasını tatbik edebilir mi?

Bu tek başımıza yapamayacağımız derecede karmaşık bir iş. Suçlular, kendi şebekelerinden geliyor. Hepsinin uyrukları farklı, suçun uyruğu yoktur demek daha doğru olur. Ortak bir çaba olmadıkça tek başımıza bir şey yapmamız mümkün değil. Yine kaynak ülkelerini, geçiş ülkelerini ve varış ülkelerini bir arada çalışmaya çağırmamız gerekiyor. Uygulanabilecek birtakım yöntemler var.Ben bunları açıklayabilecek bir kriminal uzmanı değilim, ancak kazandıkları paranın insanları ölüme sürükleyen bu kirli iş için bir çekici faktör olduğunu biliyorum.

Göçmen bir aileden geldiğinizi söylemiştiniz, bu doğru mu?

Hayır, hayır, öyle bir aileden gelmedim, ama kendimi bir göçmen olarak görme eğilimindeyim, çünkü hayatımın 20 yılını yurtdışında geçirdim, ancak hiçbir yerde kalmanın hayalini kurmadım. Benim hayalim ülkeme, Gürcistan’a geri dönmek. Türkiye’nin bir komşusuyum ben.

Kısa bir süre önce, Birleşik Krallık kamuoyunun tepkisi ve baskısı, Başbakan Cameron’ı önümüzdeki beş yıl içinde kayda değer bir sayıda mülteci almaya sevk etti. Bu olay, bireylerin siyasal değişimleri etkileyebildiğini kanıtlar nitelikte. Bununla ilgili düşünceniz nedir?

Olay daha fazla mülteci almakla ilgili değil, ama tabi yine de bu da takdire değer. Düzensiz göçakınının karanlık bir yüzü de bulunuyor: yabancı düşmanlığını, göçmen karşıtı düşünceleri ve ırkçılığı tetikliyor olması. Merkantilist anlayış insanlara, “Bu göçmenler de kim? Neden benim ülkeme geldiler? İşlerimizi elimizden alıyorlar, sosyal güvenliğimizden yararlanıyorlar, okullarımızı dolduruyorlar, sabıkalılar” gibi sorular sorduruyor. Bunların çoğu doğru olmasa bile, göçmenlere karşı bir damgalamaya dönüşüyor. Aslında göçmenler, çalışarak ekonomiye katkı sağlıyorlar. Avrupa yaşlanıyor. Eğer Cenevre’ye gider de gölün etrafında dolaşırsanız, hiç çocuğa rastlamıyorsunuz.

RÖPORTAJ Haberleri

ESKO Marine Exposhipping’de Denizcilik Temasıyla Sanatı Buluşturdu