COP31 Antalya'da, MEPC 85 Londra'da: Türk Denizciliği İçin İki Kritik Sınav
Kasım ayında Antalya'da toplanacak COP31, Türkiye'ye ev sahipliği prestijinin ötesinde somut bir inisiyatif alanı açıyor. Denizcilik sektörünün karbonsuzlaşma yol haritası ise aynı günlerde Londra'da tarihî bir eşiğe yaklaşıyor. Biri siyasi niyetlerin, diğeri teknik bağlayıcılığın sahnesi olan bu iki zirve, Akdeniz çanağındaki dengeleri ve Türk deniz ticaret filosunun geleceğini doğrudan etkileyecek.
Dünyanın gözü Akdeniz kıyısında
9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya EXPO Center'da düzenlenecek COP31'in müzakere süreçlerine Avustralya başkanlık ederken ev sahipliğini Türkiye üstleniyor. Zirveye 196 ülkeden 100'ü aşkın devlet ve hükümet başkanı ile yaklaşık 100 bin delegasyon üyesi ve sektör temsilcisinin katılması bekleniyor. Bu ölçek, Antalya'yı iki hafta boyunca küresel iklim diplomasisinin merkez üssü yapacak.
Denizcilik sektörü açısından asıl belirleyici unsur ise ev sahibinin benimsediği stratejik söylem. Türkiye, COP31'e yalnızca bir müzakere platformu değil, somut projelerin hayata geçirildiği bir "uygulama COP'u" vizyonuyla yaklaşıyor. Akdeniz İçin Birlik iş birliğiyle yürütülen "Antalya Akdeniz İklim Diyaloğu" toplantıları da bu yaklaşımın bir parçası. Yarı kapalı ve ekolojik açıdan kırılgan bir havza olan Akdeniz'de iklim hedefleri ile deniz taşımacılığı birbirine göbekten bağlı.
Kıyıdan açık denize: Mavi Akdeniz inisiyatifi
Zirve ajandasında, kıyı şeritlerini, su kaynaklarını ve deniz biyoçeşitliliğini kirlilik baskısından korumayı amaçlayan "Mavi Akdeniz İnisiyatifi" öne çıkıyor. Antalya Valisi Hulusi Şahin, Mavi Akdeniz'i temiz tutmanın temel bir bölgesel ilke haline getirileceğini vurguluyor.
Sivil toplum ve çevre örgütleri ise COP31'i deniz koruma alanlarını genişletmek, sürdürülebilir balıkçılığı kurumsallaştırmak ve kıyı ekosistemlerini iklime uyum politikalarına entegre etmek için önemli bir fırsat penceresi olarak değerlendiriyor. Bununla birlikte, yerel ölçekteki fosil yakıt ve kömür yatırımlarının zirvenin temel amacıyla yaratacağı çelişkiler de uluslararası kulislerde dile getirilen riskler arasında. Ev sahipliği, Türkiye için yalnızca diplomasiyi yönetmek değil; aynı zamanda kendi yeşil dönüşüm kararlılığını da uluslararası kamuoyu önünde test etmek anlamına geliyor.
Sektörün asıl teknik eşiği: IMO Net-Zero Çerçevesi
Diplomasi Akdeniz'de akarken, denizcilik operasyonlarının geleceği Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) Londra'daki merkezinde netleşecek. Masadaki IMO Net-Zero Çerçevesi, sektörün 2050 yılı civarında net sıfır emisyona ulaşma hedefini yasal ve zorunlu kurallara bağlamayı hedefliyor.
Sistem, 5.000 gros tonun üzerindeki tüm gemiler için kademeli olarak sertleşen sera gazı yoğunluğu kısıtlamaları öngörüyor. Mekanizmanın iki temel sacayağı bulunuyor:
- Küresel Yakıt Standardı: Giderek düşen karbon yoğunluğu limitleriyle gemileri temiz yakıtlara zorlayan teknik eşik.
- Küresel Emisyon Fiyatlandırması: Fosil yakıt kullanımını vergilendirerek kirleteni cezalandıran; toplanan fonla sıfır ve sıfıra yakın emisyonlu teknolojileri sübvanse eden küresel denkleştirme mekanizması.
Ancak uzlaşıya giden rota fırtınalı. Ekim 2025'teki olağanüstü MEPC oturumunda Suudi Arabistan'ın önerisiyle onay süreci ertelenmişti. ABD, Suudi Arabistan ve kimi enerji ihracatçısı ülkelerin başını çektiği blok, bu düzenlemelerin küresel ticarete ve gelişmekte olan ekonomilere orantısız yük getireceğini savunuyor. Çerçeveyi savunan ülkeler ise küresel bir kural setinin, limandan limana değişen yerel ceza mekanizmalarından çok daha adil ve öngörülebilir bir serbest piyasa yaratacağının altını çiziyor.
Nisan-Mayıs 2026'daki MEPC 84 oturumu da nihai bir mutabakat üretmedi. IMO Genel Sekreteri Arsenio Dominguez, sürecin rayında olduğunu belirtmekle birlikte delegasyonlar arasında teknik güvenin yeniden inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekti.
İki takvimin kesiştiği nokta
Takvim önümüzdeki haftalarda şu sırayla işleyecek:
- 23–27 Kasım 2026: IMO Ara Dönem Çalışma Grubu Toplantısı
- 30 Kasım – 3 Aralık 2026: MEPC 85 Oturumu
- 4 Aralık 2026: Ertelenen Olağanüstü MEPC Oturumu
Antalya'da liderler emisyon hedeflerini kürsüden ilan ederken, hemen ardından Londra'da gemi makinelerinin nasıl denetleneceği kurala bağlanacak.
Bu iki süreç birbirini tetikleme potansiyeline sahip. Antalya'da denizcilik üzerine verilecek güçlü siyasi mesajlar, Londra'da çekimser kalan delegasyonlar üzerinde doğrudan bir kamuoyu baskısı yaratabilir. Aksi bir senaryoda ise sektör; AB Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) ve FuelEU Maritime gibi bölgesel düzenlemelerin yarattığı parçalı, karmaşık ve çift standartlı bir mevzuat haritasına mahkûm kalacak. Küresel kuralın olmadığı bir düzende, liman bazlı yaptırımlar özellikle koster segmentindeki küçük ve orta ölçekli armatörleri operasyonel olarak ezebilir.
Türk denizciliği için ne anlama geliyor?
Denizcilik sektöründe belirsizlik, hesabı en zor operasyonel maliyettir. Alternatif yakıtlı yeni inşa siparişleri, enerji verimliliği retrofitleri ve filo gençleştirme stratejileri, Londra'dan çıkacak takvime kilitlenmiş durumda.
Özellikle Akdeniz ve Karadeniz çanağında yaş ortalaması yüksek tonajla çalışan ve koster ağırlıklı operasyon yürüten Türk filosu için bu çifte regülasyon baskısı doğrudan kârlılık meselesi. Avrupa limanlarına çalışan gemilerimiz bugün zaten AB mevzuatının maliyetini üstleniyor. Kapsamlı ve adil bir IMO çerçevesinin kabulü, bölgesel haksız rekabeti frenleyerek eşit şartlar sağlayabilir. Dahası; enerji verimliliği dönüşümleri, sörvey hizmetleri ve yeşil gemi inşası, Türk tersaneleri ve yerli yan sanayi için yüksek katma değerli bir pazar alanı açabilir.
Antalya EXPO, Türkiye'nin yalnızca lojistik bir köprü değil; Akdeniz havzasında denizcilik ve çevre politikalarını yönlendiren stratejik bir aktör olduğunu kanıtlaması için güçlü bir sahne. Ancak bu vitrinin inandırıcılığı, söylemlerin teknik yatırımlarla ve filo dönüşüm teşvikleriyle desteklenmesine bağlı.
Belirsizliğin faturası
COP31 tek başına dünya deniz ticaretinin geleceğini değiştirmeyecek; fakat Antalya'da estirilecek rüzgâr, Londra'daki teknik masanın yönünü tayin edebilir.
Sektörün beklentisi net: Siyasi belirsizliklerden arındırılmış, adil, şeffaf ve küresel ölçekte uygulanabilir tek bir regülasyon çerçevesi. Yılın son iki ayı, deniz ticaretinde rotanın çizilip çizilemeyeceğini gösterecek. O güne kadar armatör ve işletmeciler için en akılcı rota; karar metinlerini pasif şekilde beklemek yerine, veri odaklı izleme sistemlerine, operasyonel verimliliğe ve alternatif yakıt fizibilitelerine bugünden yatırım yapmak.
27.10.2026
Okan Bayrak



















YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.