Tarih: 13 Kasım 1918 Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da
Tarih 8 - 13 Kasım 1918 Günleri; İtilaf Devletleri Harp Gemilerinden oluşan bir Donanma İstanbul’u işgal ediyor. Mustafa Kemal Paşa’nın Adana’dan İstanbul’a gelişinden 116 yıl sonra, Milli Mücadele’nin ilk adımlarının atılacağı o tarihi günü anlatan bu çalışmam, yeni bilgileri içermektedir. Bahriye Nazırı Rauf Bey, Amiral Somers Arthur Gough-Calthorpe’e İtilaf Devletleri harp gemilerinin İstanbul’a ne zaman intikal edeceklerini bildirmesi konusunda bir mesaj göndermişti. Amacı İstanbul’da alınacak tedbirleri ve uygulamaları planlamaktı. Verilen cevap doğrultusunda Bahriye Nezareti’nden bir tamim yayınlandı. Bu tamime göre; İtilaf Devletleri harp gemileri için planda gösterildiği üzere Dolmabahçe ve daha ilerilere şamandıralar atılacaktı. 13 Kasım 1918 Çarşamba günü sabah saatlerinden itibaren Karaköy Rıhtımı’ndan, Tophane-i Amire Rıhtımı dahil olmak üzere tüm rıhtımlar boşaltılacak ve bu rıhtımlara yanaşmış hiçbir gemi olmayacaktı.
Sabah 07.00’den öğleden sonra saat 12.00’e kadar tüm deniz trafiği yasaklanmıştı. Bu saatler boyunca sandallar dahil Karaköy - Sarayburnu, Kızkulesi ve İstanbul Boğazı’na kadar denizde hiçbir deniz aracı sefer yapmayacaktı.
Bahriye Nezareti’nden yapılan tebligat şöyleydi; “Bugün limanımıza Düveli İtilafiye Donanması muvasalat ve avdet edeceğinden donanmanın azimet ve avdetinde manevrasına halel gelmemek ve müsademe ve saire gibi kazalara mahal kalmamak üzere, sabahleyin sekizden badezzeval saat ikiye kadar İstanbul Limanı’nda her nevi sefain ve merakib-i bahriyenin mürur-u uburu (Gelip geçmesi) men edildiği ilan olunur.” Mondros Mütarekesi’nin ardından İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan harp gemilerinin İstanbul seferleri için hazır olmaları emri verildi. Kömür gemileri harp gemilerine aborda olarak tüm bunkerlere ikmal yapıldı. Diğer ikmaller tamamlandı. 9 Kasım günü akşamı artık hareket emrini beklemeye başladılar.
Limni Adası (Tin-i Mahtum Adası-Mühürlü toprak Adası) Mondros Koyu’ndan hareket etmiş olan İtilaf Devletleri harp gemileri İstanbul’un işgali için Çanakkale Boğazı’ndan geçmekteler. En baştaki sancak gemisi HMS Superb kruvazörüdür. Kaynak: Imperial War Museum Arşivi.
10 Kasım 1918 Pazar günü Çanakkale Boğazı’na doğru pruva nizamında harekete geçtiler. Sancak gemisi HMS Superb idi. Diğerleri; HMS Temeraire, HMS Lord Nelson (Sancak gemisi), HMS Agamemnon; Kruvazörler: HMS Canterbury, HMS Skirmisher, HMS Liverpool, HMS Sentinel, HMS Forward, HMS Foresight ve on muhrip idi. Fransız skadronu muharebe gemisi Condorcet’in sancak gemisi olarak yeraldığı muhabere gemilerinden ve kruvazörlerden oluşuyordu. Üçüncü pruva hattı İtalyan harp gemilerinden ve en son Georgios Averof muharebe gemisinin sancak gemisi olarak yer aldığı Yunan Harp gemilerinden meydana gelmişti. Bu harp gemileri; Georgios Averof, Kılkıs, Aeotos, Ierax ve Panthir idi. İtilaf Donanması harp gemileri 12 Kasım 1918 Salı günü öğleden sonra 12.30’da Çanakkale Boğazı’ndan girmeye başladılar. Saat 17.00 civarında ise Marmara Denizi’ne ulaşmışlardı. Ertesi sabah saat 07.00’den itibaren İstanbul’un işgal edecek olan İtilaf Devletleri harp gemileri Boğaz’a giriyorlardı. Saat 08.00’den itibaren gemiler demirlemeye başladılar.. 13 Kasım 1918 Çarşama tarihinde yerel saat sabah sekizde öncü 4 İngiliz torpidosunun ardından Donanma Komutanı Amiral Somerset Arthur Gough- Calthorpe’un içinde bulunduğu “Superb Dretnotu” ve onları takiben 61 parçadan oluşan büyük bir İtilaf Devletleri Donanması Dolmabahçe Sarayı’nın önünden geçerek İstanbul’a demir atmıştı. Kabataş, Beşiktaş, Ortaköy, Büyükdere, Haydarpaşa, Kadıköy, Moda Koyu (Penelope Kömür ikmal gemisi), Fenerbahçe açıkları bir anda düşman gemileri ile dolup taşmıştı. İstanbul’a gelen bu donanmayı İtilaf Devletleri’ne ait iki uçak havadan desteklemişti.
İtilaf Devletleri’ne ait İngiliz HMS Superb muharebe gemisi Karaköy Rıhtımlarına aborda olmuş halde. Kıç tarafında HMS Nelson ve Fransız Diderot rıhtıma aborda olmuş haldedir. Kaynak: IWM- Imparial War Museum. Fotoğraf: W.J.Brunell.
İşgal Kuvvetlerine ait harp gemileri İstanbul önlerinde..
İşgalcilerin harp gemileri İstanbul Boğazında demirlerken, askerî birlikler de Galata rıhtımlarına yanaşan gemilerden karaya çıkmaktadırlar. Donanmanın İstanbul’a intikali Çanakkale Boğazı’ndan başlayarak Marmara’daki mayınların temizlenmesi amacıyla, güvenlik sağlanıncaya kadar on beş gün gecikmiştir. Mayın temizleme görevini tamamlayan mayın tarama gemileri de İstanbul’a intikal etmiştir. Filonun bir kısmı Haydarpaşa’dan Adalar’a doğru Adaların önlerinde ve bazı yardımcı gemiler Yeşilköy önlerinde demir atmışlardır. 13 Kasım 1918’den itibaren tüm semtlerin işgali başlamıştır.
Askeri posta haberleşme Mustafa Kemal Paşa’nin Adana’dan İstanbul’a trenle gelmesi sürecinde askeri posta merkezleri vasıtasıyla Menzil Müfettiş-i Umumiliği’nden, 1. ve 2. Ordu Kumandanlıkları’na ve bu kumandanlıklara bağlı Menzil müfettişliği, Kolordu komutanlığı, fırka, alay ve taburlara hitaben yazılan yazıyla, mıntıka komutanlıklarına bilgi iletilmiştir. Şu husus önemle hatırlanmalıdır; Seferberlik ilanı ile 1 Ekim 1914 günü kapatılan yabancı postahaneleri, Mondros Mütarekesi’nden sonra yeniden faaliyet göstermeye başlamışlar ve İstanbul’daki İngiliz ve Fransız postahaneleri yeniden açılmıştır. İtalyan postahanesi de 1919’da yeniden faaliyete geçecektir. Yunanlılar da bir süre sonra postahane açmaya yönelecek ve işgal ettikleri bölgelerde de kendi posta örgütlerini devreye alacaklardır.
13 Kasım 1918 sonrası günlerde Karaköy Kemankeş Caddesi’ndeki Çinili Gümrük Han,(Günümüzde Çinili Rıhtım Han Otel) işgal güçleri adına Fransız Deniz Kuvvetleri Karargahı yapılmıştı. Bir tarafta Fransız bayrağı dalgalanırken, denize bakan tarafta “Base Navale Française” yazısı okunuyordu. Kaynak: IWM- Imperial War Museum,Fotoğraf: W.J. Brunell.
Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a Gelişi
Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra Adana’ya gelen Yıldırım Orduları Grup Kumandanı Mustafa Kemal Paşa, Adana’nın ileri gelenlerini ve gençlerini düşman işgaline karşı direnmeye ve savunmaya teşvik ederek, aralarında bir teşkilat kurup hazırlanmalarını telkin etmiştir. Aynı şekilde teşkilat kurarak milli kuvvetleri toplama yolundaki telkinlerini Antepli Ali Cenani Bey’e de yapmıştır. Aynı günlerde Adana’da Ali Fuat Paşa ile yaptığı görüşmede, “Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve müdafaa etmesi, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün bir ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır” diye açıklamada bulunmuştur.(Kaynak:Atese) Adana ile İstanbul- Haydarpaşa arasındaki mesafe 710 km. olarak verilmiştir. Buharlı trenler yol boyunca muhtelif duraklarda kömür ve su ikmali yapmaktaydılar. Adana İstanbul arasında ortalama sürat saatte 25-40 km olarak belirtilmiştir. (Kaynak:Demiryolu Ansiklopedisi). Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’a ulaştıracak tren 10 Kasım sabahı Adana’dan hareket etmiştir. Bu tren 13 Kasım 1918 Çarşamba günü sabahı İtilaf Devletleri harp gemileri tarafından İstanbul işgal edilirken Haydarpaşa’da olacaktır.
Avni Paşa’nın Türkçe’ye kazandırdığım “Hatıratı”nda Mustafa Kemal Paşa’nın Adana’da İstanbul’a hareket etmesine dair çok önemli bir bilgi vardır ve ilk defa ben yayınlıyorum. Ahmet Avni Paşa Hatırartı’nda belirttiği üzere, demektir ki Mustafa Kemal Paşa’nın özel bir trenle Adana’dan hareket gününü esas alarak, daha evvelden Konya’ya ve oradan da Konya’nın 43-45 km. gibi güney doğusunda kurulu olan o yıllarda bir büyücek köy görünümündeki Demiryolu “Çumra” ya gitmiş ve Çumra Demiyolu İstasyonu’nda Mustafa Kemal Paşa’ya katılarak İstanbul’a gelmiştir.
Avni Paşa bu konuda şöyle yazmıştır; “Mustafa Kemal Paşa başlıca iki mühim noktada ısrar ediyordu; Birincisi; Fethi Bey’in Dahiliye Nezaretine, kendisinin Harbiye Nezaretine tayinini.
İkincisi; artık o havalide tutunamayacağından dolayı her ne bahaya mâl olursa olsun, mütareke yapılmasını talep ve teklif ediyor idi. İzzet Paşa’dan gelen cevaplarda Fethi Bey’in Dahiliye Nezareti’ne alındığını ve Harbiye Nezaretinin kendisine tahsis ve tayin olunarak, geçici şekilde ve vekaleten idare olunmakta olduğunu ve Mütareke koşullarının hafifletilmesi için bir az zaman kazandırılmasını rica ediyor idi. Ancak bu gibi teminat ve güvencelere rağmen yine Paşa, İstanbul’a bir saat evvel gitmekte sabırsızlanıyor idi. Nihayet Adana’dan bir sürat, özel bir tren ile İstanbul’a hareket etmişti. Bu tren Konya’dan geçerken Konya civarında Çumra istasyonunda aynı trene ben de katıldım ve birlikte İstanbul’a geldim.” Ahmet Avni Paşa Hatırartı’nda belirttiği üzere, demektir ki Mustafa Kemal Paşa’nın özel bir trenle Adana’dan hareket gününü esas alarak, daha evvelden Konya’ya ve oradan da Konya’nın 43-45 km. gibi güney doğusunda kurulu olan o yıllarda bir büyücek köy görnümündeki “Çumra” ya gitmiş ve Çumra Demiyolu İstasyonu’nda Mustafa Kemal Paşa’ya katılarak İstanbul’a gelmiştir. Bu Hatırat’a göre Haydarpaşa Garı’na ulaşan Mustafa Kemal Paşa ve Yaveri Cevat Abbas’dan başka Bahriye Nazırı Ahmet Avni Paşa da vardı. Sirkeci’ye resmi deniz aracı olan Muş ile beraber geçmiş ve oradan da yine resmi otomobil ile Pera Palas’a ulaşmışlardır.
Bu yazdıklarım Ahmet Avni Paşa’nın Hatıratı kaynaklıdır ve ilk defa kayda geçmektedir.
Mustafa Kemal Paşa’nın ayni gün İstanbul’a ulaşmış olması, “İşgal sabahı İstanbul’da olacağım” diye önceden planlanmış bir olay değildir. Fakat tarih bakımından çok derin anlam ifade eder. Mustafa Kemal Paşa’nın trenle seyahatine ait safhalar izlenerek 12 Kasım 1918 ikindi üzeri Harbiye Nezareti Nakliyat ve Sevkiyat Şubesi tarafından bir deniz aracı (Muş) Haydarpaşa Tren İstasyonu rıhtımına intikal etmiş, bir resmi otomobil de 13 Kasım 1918 günü sabah gündoğarken Sirkeci Rıhtımı Sepetçiler Kasrı- Askeri Sevkiyat İskelesi Rıhtımı’nda muhafız subay ile beklemeye alınmıştır. Mustafa Kemal Paşa ve Yaveri Cevat Abbas’ı Adana Tren İstasyonu’nda hazır bekleyen tren Chemins du Fer Impérial Ottomans de Bagdad / Osmanlı İmparatorluk Bağdat Demiryolları (CIOB) Şirketi’ne ait iken, I.Dünya Harbi seferberlik koşiullarında tüm demiryolları Osmanlı Devleti adına elkonulmuştu ve askeri amaçlarla kullanılmaktaydı. Türkiye ile BANP Şirketi arasında 27 Ekim 1932'de imzalanan anlaşma ile bu şirketin işlettiği demiryolu hatlarının Türkiye sınırlarında kalan kısımları 27 Nisan 1933'te TCDD tarafından satın alınmıştır. Bir sene öncesinde..
Tarih 6 Eylül 1917, Saat 16.30 idi.. Müthiş bir infilak oldu.. 6 Eylül 1917 günü bir sabotaj sonucu Haydarpaşa Garı ve çevresi bir İngiliz kaynağındaki bilgilere göre İrlanda’ya yerleşmiş bir Ermeni doktor tarafından sabotaja maruz kalarak harabeye çevrilmiştir. Sabotaj sırasındaki infilaklarden en az zarar gören binalar bile birkaç duvardan ibaret harabeydiler. Daha kenarlardaki hatlarda olan bazı vagonlar sağlam kalmış, benzin yüklü variller patlamadan etrafa saçılmıştı. Kaynak: Alman Devlet Arşivi./IWM-Imperial War Museum arşivi. Bu makalemde Haydarpaşa Tren İstasyonu ve çevresinde 6 Eylül 1917 tarihinde gerçekleştirilen sabotajı Alman Devlet Fotoğraf Arşivi ve bu arşivin kopyalarını kendi arşivlerinde de muhafaza eden İngiliz Imperial War Museum’daki fotoğraflarla belgeledim. Amacım yanılgıları tarihin penceresi olan o anlara ait fotoğraflarla anlatmak. Mustafa Kemal Paşa’nın zaman zaman yeniden istasyonda kendi getiren trenin vagonun beklediği düşünülmelidir. Zira Haydarpaşa yıkıntı haldedir…
İnfilaklar devam ediyor.. Yakın planda Avusturya Ordusu birliklerine ait çadırlar görülmekte. Falih Rıfkı Atay’ın “Batış Yılları” başlıklı eserinden bir alıntı yapmak isterim;“Atatürk devrimlerinin temeli layisizmdir. İçtimai hürriyetler.. İkisine de hıyanet ettik. Biz bugün hikâyelerini anlattığım 1908 Meşrutiyet havası içindeyiz. Hâlâ davamızın bir uygarlık davası olduğunu kavrayamayanların kurbanlarıyız. “Bir defa vatanın yarısını kaybettik. Bir defa bütününü kaybettik. Battık! Gökten Atatürk indi ve öyle bir kaos içinden çıktık. Onun vefatından yirmi beş sene sonra,….Türk çocuklarını koca imparatorluğu batıran zihniyetle yetiştiriyoruz. “Bir milletin aklını başına toplaması için Tanrı onu daha nasıl imtihandan geçirebilir? “Gençlere Atatürk’ü vatan kurtarıcısı asker olarak göstermek yetmez. O, asıl devrimleri ile kurtarıcı olmuştur.”
İşgal Güçleri denilen İtilaf Devletleri harp gemileri Marmara’dan gelerek Büyükdere’ye kadar, hatta Moda Koyu’na kadar yayılarak demirleyecekler, bazı harp gemileri Karaköy / Galata Rıhtımı’ndan Tophane’ye kadar rıhtımlara aborda olacaklardır. Bu olay İstanbul’un işgalidir ve onlarca harp gemisinin ve yardımcı gemilerin demirlemesi veya rıhtımlara aborda olması muazzam bir olaydır. Haliyle saatlerce sürecektir. Özünde Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul, 1453’den buyana ilk defa işgal edilmektedir. Böylesine muazzam bir işgal filosunun deniz trafiği bakımından güvence alınması adına, Sarayburnu - Kız Kulesi arasından Boğaz’a girişleri sırasında tüm diğer deniz araçlarının hareketi durdurulmuştur. Mustafa Kemal Paşa, yaveri Cevat Abbas ve kendisini karşılamaya gelmiş olan eski dostu Dr. Rasim Ferid (Talay) ile Saat 12.00’ye kadar Adana’dan buyana seyahat ettiği trende ve sonra rıhtımda beklemişlerdir. Eylül 1917'de İngilizler yıkıcı bir sabotaj eyleminde başarılı olmuştu. Haydarpaşa terminaline komşu doğu cephesine gönderilmeyi bekleyen, ancak dar bir yol tarafından durdurulan devasa bir silah deposuydu.
İnfilaklar sonrası Haydarpaşa Garı ve çevresindeki ağır yıkım korkunçtu. İngiliz yayını Blackwood’s Magazine sabotajı ismi George Roupin olan İrlandalı bir Ermeni doktorun yaptığını yazdı.
infilaklar sonunda yüzlerce Osmanlı, Alman ve Avusturya askeri can verdi. Patlamalar çevredeki sivilleri de yakaladı, savurdu, yaraladı, parçaladı, Yüzlerce ölü görülüyordu. Haydarpaşa İstasyon binası ve çevredeki tüm binalar, yüklü veya boş vagonlar, askerî araçlar parça parça olmuş, demirler eğrilmiş, binaların çoğu sadece duvarlar halinde kalmıştı. Öylesine bir zarar meydana gelmişti ki, Ortadoğu'da İngiliz birlikleri ve İngilizlerle birlikte Türk askerlerine saldıran, arkadan vuran Arap kabilelerine karşı savaşan zor durumdaki Osmanlı birliklerinin ikmali üzerinde ciddi bir etkisi oldu.
Başından beri sabotajdan şüphelenildi, ancak kimse sorumluluğu üstlenmedi. Ancak İngiltere’de Haziran 1934’te Blackwood’s Magazine’de “A bow with two strings -İki telli bir yay” başlıklı bir makale yayınladı. Bu makalede yazar olayı, George Roupin adlı İrlandalı bir Ermeni doktor olarak tanımlanan Gizli İstihbarat Servisi (SIS) gönüllü ajanı tarafından yürütülen gizli bir operasyona bağladı. Edinburg’da yayınlanan Blackwood’s Magazine sabotajı İrlanda’da yaşan Ermeni asıllı Dr. George Roupin’in yaptığını yazmıştı.
“A bow with two strings” bir İngiliz Atasözü/ Idiom’dur. “Bir kişinin amacına ulaşmasının birden fazla yolu” anlamında kullanılır.. Bu terim, yedek tel taşıyan okçuların geleneğinden gelmektedir.
İlk olarak on beşinci yüzyılın ortalarında İngilizce olarak ortaya çıktı ve 1546’da John Heywood'un atasözü koleksiyonunda görüldü. On dokuzuncu yüzyılda Jane Austen ve Anthony Trollope de dahil olmak üzere bir dizi romancı, bu terimi aşıklar için “O olmazsa başkası olur, her zaman başka bir sevgili bulur” kavramında kullandılar. Haydarpaşa’yı cehenneme çeviren bu sabotajın bu atasözüyle alakası çok belirgindi; Orta Doğu’ya askeri mühimmat, asker sevk etmek için tek yol demiryolu idi. Demiryolu, en önemli olan Haydarpaşa İstasyonu ile berhava edilmişti. Ortadoğu’ya sevk edilecek birlikler, cephane ve ne varsa yok olmuş, heryer bir harabe yığını haline gelmişti. Çok ağır kayıplar vardı ve Ortadoğu'da İngiliz ve Arap çetelerine karşı savaşan zor durumdaki Osmanlı birliklerinin ikmali üzerinde ciddi bir etkisi oldu. Yazılanlar kurgusal terimlerle yapılandırılmış olsa da, ayrıntılarının çoğu tamamen gerçekti. Buna isimsiz bir deniz subayının, “Gözlük takan ve topallayarak yürüyen kalın yapılı bir adam”ın çok doğru bir tasviri de dahildi. Sahadaki İngiliz İstihbarat Servisi Şefi, Mansfield Smith-Cumming (SIS), aynı zamanda MI6 olarak da bilinen Gizli İstihbarat Servisi kurucusu ve ilk başkanı idi. Roupin’e görevi hakkında bilgi veren deniz subayı Mansfield Smith-Cumming, Meaux Chaussée’de bir kazaya karışmış, oğlunu savaşta kaybetmişti. Blackwood’s Magazine yazarı açıklanmamıştır.
Dehşet verici patlamalar Haydarpaşa’da her şeyi berhava etti. Beş uçak da dahil olmak üzere depolanan silahları imha oldu. Ne yazık ki, muhteşem istasyon binası yakında tarafından kötü bir şekilde yanmış ve 1930 yılına kadar tamamen restore edilememiştir. Bu müthiş sabotajdan sonra İngiliz uçakları Haydarpaşa üzerine bombalarını bırakarak tahribatı daha da artırmışlardır. İnfilakların etkisi ile Haydarpaşa Garı’nın demiryoluna bakan tarafı tamamıyla berhava olmuş, binanın çatısı dahil, kuleleri çökmüş, Haydarapaşa Garı binası deniz tarafındaki iskele binasının korunmasını sağlamış ve bu bina daha az hasar görmüştür. Bazı anlatımlarda “Haydarpaşa Garı’nın köşesindeki çayhaneden çaresizlik içinde 3-4 saat seyretmek zorunda kaldığı” dahi masal halinde tasvir edilmektedir.
Sabotajı İngiliz İstihbarahat Servisi kurucusu Mansfield Cummins düzenlemişti Haydarpaşa’daki cehennemini planlayan İngiliz İstihbarat Servisi SIS veya M16’nın kurucusu Mansfield Cummins idi. Almanların Kreuznach’ta çıkan bir yangında ele geçirilen bir Alman gizli belgesi sayesinde, Türklerin Orta Doğu’da taarruz hazırlığında olduklarını öğrenmiş ve gerekli silah ve cephanelerin sevk edilmek üzere Haydarpaşa İstasyonu civarında stoklandığını da tespit etmişti. O kadar ki, asıl cephane depolarının yerlerini bile böylece öğrenmiş oluyordu. Şimdi sıra süratle bir casus bulmasına geliyordu..Haydarpaşa’yı hava uçurmak için aradığı casus İstanbul’da yaşayan ve Türklere kin güden birisi olmalıydı. Nitekim bir Ermeni doktor işine yaradı. Gizli İstihabarat Servisi - SIS’in ilk başkanı Mansfield Smith Cummins, bacağındaki arazdan dolayı topallayarak yürüyen, kalın yapılı bir deniz subayı olarak tanındı. Ayni zamanda MI6’nin başkanıydı. Seçtiği casus adayı, yine MI6 için Türkiye aleyhine casusluk yapmasını sağladığı İrlanda’lı Ermeni Doktor Roupin idi. Adını Fransıza benzetmek için George Roupin yaptılar. “Roupin” soyadı, bir Fransız görünümü vermek amacıyla Ermeni Doktor George (Gevorg)’a takılmış yakıştırma bir soyadıdır. “Hasta Türk” olarak kayda geçmiştir! Hasta kelimesi, kin duyan anlamında kullanılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa Osmanlı Devleti’nin kaybolan Arap Yarımadası’ndan geliyordu. Sadece İngilizlere karşı değil, Türk askerine karşı isyan etmiş Arap aşiretlerinin saldıralarına karşı da savaşmışlardı. 1916-1918 yıllarını kapsayan Filistin cephesi savaşları hakkında yüzlerce tartışma vardır. Birçoğunda şu soru sorulur; “Araplar, Osmanlı Devletine neden ihanet etti?” Cevap verenlerden biri şöyle yazmıştır; “They didn’t just betray the Turks they betrayed themselves and the entire Islamic World!”- “Sadece Türklere ihanet etmediler, kendilerine ve tüm İslam alemine isyan ettiler..” Şöyle bir yorum vardır; “Orta Doğu’daki tüm çatışmaların nedeni, Batı'nın pastadan pay alması ve herkesi birbirine düşman ederek bu toprakların kaynaklarını yağmalamaya devam edebilmeleridir.”
Felaket çok daha hızlı şekilde yaklaşıyordu İngiliz tarihçilerin deyimi ile “Yanlış ata oynadı” denilen Osmanlı Devleti’nde Talat Paşa Hükümeti direnmeye çalışıyordu. Sadrazam Talat Paşa Eylül 1918’de Almanya’nın Berlin kentini ve Bulgaristan'ın Sofya kentini ziyaret etti. Savaşın artık kazanılamayacağını anlayarak oradan ayrıldı. Nitekim Selanik Harekatı olarak da bilinen Makedon Cephesi’nde, General Louis Franchet d’Espèrey komutasındaki İtilaf Devletleri Ordusu Eylül 1918’de ani bir taarruz harekatı başlatmış ve Bulgar Ordusu yenik düşmüştü. Bu yenilgi Bulgaristan’ın sonu oldu ve 29 Eylül’de ağır şartlar içeren bir ateşkes antlaşması imzalayarak Bulgaristan savaştan çekildi. Bulgaristan’ın teslim olması sonucunda Osmanlı Devleti ile müttefikleri arasındaki kara bağlantısı kesildi. Almanya muhtemelen ayrı bir barış arayışındayken, Osmanlılar da bunu yapmak zorunda kalacaktı. Talat Paşa iktidar partisinin diğer üyelerini istifa etmeleri gerektiğine ikna etti; çünkü İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti’ni I.Dünya Harbi’ne sürükleyenlerin hâlâ iktidarda olduğunu düşünürlerse çok daha sert şartlar dayatacaklardı.
5 Ekim 1918’de Osmanlı hükümeti İspanya aracılığı ile İtilâf Devletleri’ne barış teklif etti. Aynı günlerde Almanya ve Avusturya da benzer girişimlerde bulundular. Ancak Osmanlı Devleti’nin hem birinci teklifi hem 12 Ekim’de yaptığı ikinci başvuru cevapsız kaldı. 13 Ekim 1918’de Talat Paşa ve hükümeti istifa etti. 14 Ekim 1918’de İttihat ve Terakkî politikalarına karşı olan Ahmed İzzet Paşa Sadrazam oldu. Bu hükümette Rauf Bey (Orbay) Bahriye Nâzırı olarak görevlendirildi. Sadrazam Ahmed İzzet Paşa’nın ilk icraatı İtilâf devletleriyle barışı tesis etmek için harekete geçmek oldu. Bu amaçla, Irak cephesinde Osmanlı Kuvvetleri’ne esir düşüp Büyükada’da ikamete tâbi tutulan İngiliz Generali Townshend’e İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında aracılık yapması teklif edildi. İngiliz General Charles Vere Ferrers Townshend bir ateşkes anlaşması yapması için Müttefiklerle görüşmek üzere görevlendirildi. İngiliz Kabinesi, Paris’te kararlaştırılmış mütareke taslağının İngiliz müzakerecilere iletileceği esnada savaş durumunu daha genel bir açıdan masaya yatırarak, Türkiye’nin savaş dışı kalmasıyla elde edilebilecek fırsatları ve bu doğrultuda ödenebilecek bedeli yeniden değerlendirme altına almıştı. Aslında İngiliz Kabinesi’ni böyle yeni bir değerlendirmeye iten gerekçe General Townsend’in Midilli’den gönderdiği telgraf oldu. Olaylar hızla gelişiyordu; Hariciye Nezareti Müsteşarı Reşat hikmet ile 8. Ordu Kurmay Başkanı Sadullah Bey, müzakerelerde Bahriye Nazırı ve Müzakerelerde Osmanlı Devleti’ni temsil edecek olan heyetin başkanı Mehmet Rauf Bey’in siyasî ve askerî danışmanı olarak görev aldılar. Heyete kâtip olarak Saray Başkâtibi Ali Fuat (Türkgeldi) Bey’in oğlu Ali Bey seçildi. Mütareke heyeti gönülsüzce de olsa Sultan Vahdeddin tarafından onaylandı. Heyete verilecek talimatname zaten daha önceden Harbiye ve Hariciye Nezaretleri tarafından hazırlanmış olduğundan, Sadullah Bey dışında tüm üyeler 24 Ekim’i 25’ine bağlayan gece yarısı Bandırma’ya gitmek üzere Peyk-i Şevket torpidosuyla İstanbul’dan ayrıldılar. Heyetin son üyesi de Bandırma’da hazır bekliyordu. Bandırma’dan trenle hareket ettiler ve 26 Ekim şafak sökerken Muzaffer römorkörüyle İzmir’den çıktılar. Foça açıklarında bir İngiliz açık deniz mayın arama tarama gemisine geçtiler. Bir açık deniz balık avlama gemisi iken (Trawler) mayın tarama gemisine dönüştürülmüş bu küçük gemide I.Dünya Harbi öncesinde İzmir’de İngiliz yardımcı konsolosu olarak görev yapmış olan C.E. Heatcote Smith kendilerini karşıladı. Bu kişi Midilli’den Batı Anadolu’daki İngiliz istihbarat faaliyetlerini yönetmekteydi. Kısa seyahat süresince Türk heyetini etkilemeye çalışan sözler söyledi.












