
Denizcilik Duayenleri Sektöre Işık Tuttu
5. Türkiye Denizcilik Zirvesi’nin ikinci gününde düzenlenen “Denizcilik Duayenlerine Saygı” oturumunda denizcilik sektörünün saygın isimleri onurlandırıldı.
5. Türkiye Denizcilik Zirvesi uzun yıllar Türk denizciliğine uzun yıllar emek vermiş ve hala sektöre yön vermeyi sürdüren isimlerin onurlandırıldığı “Denizcilik Duayenlerine Saygı” oturumuyla sona erdi. Oturumda Saim Oğuz Ülgen, Cengiz Kaptanoğlu, Halim Mete, Eşref Cerrahoğlu, Mesut Cesur, Erol Yücel, Yılmaz Onur ve Metin Kalkavan yaptıkları konuşmalarla denizciliğin hem geçmişine hem geleceğine ışık tuttu.
Saim Oğuz Ülgen: “Bu Yıl Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin De 90’ıncı Yılı”
Konuşmasına Kabotaj Kanunu’nun 100. yılını kutlayarak başlayan Saim Oğuz Ülgen, bu yıl aynı zamanda Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 90’ıncı yılının da kutlandığını hatırlattı. Türk denizciliğinin gelişiminde Kabotaj Kanunu kadar Montrö’nün de stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Ülgen, geçmişten bugüne uzanan önemli belge ve anıları katılımcılarla paylaştı.
Cengiz Kaptanoğlu: “Denizci Millet, Denizci Ülke Olmanın Zamanı Geldi”
Cengiz Kaptanoğlu konuşmasında Türkiye’deki tersanelerin artık kabına sığmadığını; askeri gemi inşasında ulaşılan seviye ve yeşil gemi projelerinin hepimiz için gurur kaynağı olduğunu söyleyerek “Coğrafi konumumuzun sağladığı avantajla bakım ve onarımda da dünya çapında söz sahibiyiz. Bugün rekabet koşulları zor olsa da, denizcilik Türkiye’nin en temiz döviz kazanma yoludur” dedi. Kaptanoğlu denizciliğin tüm branşlarını tek elden yönetecek bir yapının şart olduğunun da altını çizdi.
Kaptanoğlu, Türk bayrağının dünya denizlerinde gururla dalgalanmasının önemine de dikkat çekti: “Kabotaj Bayramı’nın anlamı da burada: Türk bayraklı gemilerimizin filoda artması, milli denizcilik ülküsünün gerçekleşmesi demektir. Atatürk’ün ‘Türk’ün milli ülküsünü denizcilikte başarmalıdır’ sözü hâlâ yolumuzu aydınlatıyor.”
Denizci millet olma çağrısını yineleyen Kaptanoğlu, yolcu gemilerinin eksikliğini milletin denizle yeterince bütünleşmemesine bağladı. İstanbul trafiğini hafifletecek deniz taşımacılığı projelerinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayarak “Denizci millet, denizci ülke olmanın zamanı geldi” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Halim Mete: “Denizcilik Camiası Dayanışmacı Bir Aile”
Halim Mete, denizcilik geleneğinin köklerini kendi ailesinden örneklerle anlatarak “Bizim soyumuz kaptanlardan, armatörlerden, tüccarlardan geliyor; o günün ahşap gemileriyle hem ticaret hem kaptanlık yapılırdı” dedi. Kabotaj Kanunu sayesinde Türk sularında deniz ticaretinin Türkler tarafından yapılmasının önemini vurguladı ve “Bugün güçlü armatörlük şirketlerimiz, tersanelerimiz ve limanlarımız var; bu kazanımları sürdürmek zorundayız” sözleriyle devam etti.
Konuşmasında denizcilik camiasının küçük ama dayanışmacı bir aile olduğunu belirten Mete, seçimlerin gelip geçici olduğunu, dostlukların ise kalıcı olması gerektiğini hatırlattı. “Seçimler geçer ama dostluklar unutulmamalıdır” diyerek birlik ve beraberlik çağrısı yaptı; denizcilik sektöründe ortak akıl ve dayanışmanın önemini bir kez daha altını çizdi.
Eşref Cerrahoğlu: “Deniz Varsa Hayat Var”
Eşref Cerrahoğlu, Cumhuriyet’in denizlerdeki ekonomik bağımsızlığının temel taşlarından biri olan Kabotaj Kanunu’na atıf yaparak “1982’de kurulan deniz ticaret yolumuz büyük bir dönüm noktasıydı; bugün güçlü armatörlerimiz, limanlarımız ve tersanelerimiz var” dedi. Türk denizciliğinin büyümesinin yalnızca sektör için değil, ülke ekonomisi için de büyük bir vizyon kazandırdığını ifade etti. Konuşmasında geleceğe dair sorumluluklara da değinen Cerrahoğlu, Türk armatörlerinin değişen ticaret rotalarına hızla uyum sağlaması gerektiğini belirtti. Deniz çevresinin korunmasının önemini hatırlatarak “Denizlerden aldığımız her iki nefesten biri bize denizlerimizden gelir. Denizlerimizi korumak, geleceğimizi korumaktır” dedi ve sözlerini yıllardır benimsediği ifadeyle tamamladı: “Deniz varsa hayat var.”
Mesut Cesur: “Güçlü Denizcilik Sektörü Ancak Güçlü Denizcilerle Mümkün”
Mesut Cesur, Kabotaj Kanunu’nun 100. yılına denk gelen zirvenin sıradan bir buluşma olmadığını vurgulayarak “Bu günler, bir sektörün hafızasının güncellendiği ve genç kuşaklara aktarıldığı günlerdir. Kabotaj Kanunu yalnızca bir ulaştırma düzenlemesi değil, Cumhuriyet’in devlet inşa sürecinin denizlerdeki tamamlayıcı halkasıdır” dedi. Lozan’dan Montreux’ye uzanan tarihsel sürecin Türkiye’nin denizlerdeki egemenliğini pekiştirdiğini hatırlattı.
Konuşmasında denizciliğin değişmeyen değerlerine dikkat çeken Cesur, “Teknoloji değişecek, gemiler değişecek, yapay zekâ hayatımıza daha fazla girecek. Fakat denizin değişmeyen değerleri vardır: dürüstlük, disiplin, sorumluluk ve gerçeğe bağlılık” sözleriyle denizciliğin karakter kazandıran yönünü öne çıkardı. Güçlü bir denizcilik sektörünün ancak güçlü denizcilerle mümkün olduğunu belirterek mesleğin itibarının korunması ve denizcilerin haklarının geliştirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Erol Yücel: “Kabotajın İkinci Yüz Yılına Güçlü Yapıyla”
Erol Yücel, Kabotaj Kanunu’nun ilk yüz yılına dair değerlendirmesinde Türk deniz ticaret filosunun 1980’de 1,8 milyon ton iken bugün 51 milyon tona ulaşmasının büyük bir aşama olduğunu belirtti. Denizcilik Bankası’nın geçmişte sektörün sermaye yoğun yapısını düzenleyen bir kurum olarak önemini hatırlatarak “Bugün geldiğimiz noktada devlet büyüklerimizden en alt seviyedeki insana kadar hepsine teşekkür borcumuz vardır” dedi. Geleceğe dair önerilerini sıralayan Yücel, Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu’nun bürokratik engellerden arındırılarak yeniden işler hale getirilmesi gerektiğini belirtti. Türk koster filosunun yenilenmesinin ve denizciliğin tek çatı altında toplanacağı bir Denizcilik Bakanlığı’nın kurulmasının şart olduğunu vurguladı. Konuşmasını “Kabotajın ikinci yüz yılı için güçlü bir denizcilik ancak güçlü bir kurumsal yapı ile mümkündür” sözleriyle tamamladı.
Yılmaz Onur: “Denizcilik Bir Meslek Değil, Yaşam Biçimi”
Yılmaz Onur, elli yıllık denizcilik yolculuğunu anlatırken “Deniz bana disiplini, sabrı, ekip olmanın önemini ve insan hayatının her şeyden değerli olduğunu öğretti” dedi. Edindiği tecrübelerle daima Türk mühendisliğini dünyaya tanıtmayı ve gemilerde çalışan insanların can güvenliğine katkı sağlamayı amaçladığını vurguladı. “Her güvenlik sistemi belki bir gün bir denizcinin hayatını kurtaracaktır; işte gerçek başarı budur” sözleriyle mesleğe karşı sorumluluk anlayışını öne çıkardı. Konuşmasında gençlere seslenen Onur, denizciliğin yalnızca gemi işletmek değil; bilgi üretmek, eğitim, teknoloji, güvenlik ve çevreye saygı olduğunu belirtti. “Hiçbir başarının kısa yolu yoktur. Çok çalışın, kendinizi geliştirin, dünyayı takip edin ama denizcilik kültüründen ve insan sevgisinden vazgeçmeyin” diyerek bayrağı yeni kuşaklara devretti. Elli yıllık meslek hayatından çıkardığı en önemli dersin ise “İnsanlar makamlarıyla değil, geriye bıraktıkları eserlerle hatırlanır” olduğunu söyledi.
Metin Kalkavan: “Denizcilik Dijital Çağın Eşiğinde”
Oturumun son konuşmacısı Metin Kalkavan, denizciliğin artık yalnızca gemiler ve limanlardan ibaret olmadığını, dünyanın köklü bir dönüşüm sürecinden geçtiğini vurguladı. Covid-19 sonrasında uluslararası sistemin önemli ölçüde değiştiğini belirten Kalkavan, kuralların zayıfladığı ve jeopolitiğin yeniden öne çıktığı yeni bir döneme girildiğini söyledi. Dünyanın dijital çağın merkezinde bulunduğunu ifade eden Kalkavan, yapay zekâ, veri merkezleri, dijitalleşme ve siber güvenlik alanlarının önümüzdeki yıllarda denizcilik sektörünü doğrudan şekillendireceğini dile getirdi. “Geçmişte aylar süren analizler artık dakikalar içinde yapılabiliyor; bu nedenle veri güvenliği ve siber güvenlik, sektörün en kritik gündem başlıkları haline geldi” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Vira Haber

















HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.