1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Denizciliğimizin çınarı: Altay Altuğ
Denizciliğimizin çınarı: Altay Altuğ

Denizciliğimizin çınarı: Altay Altuğ

Ürettikleri römorkörlerle dünya çapında üne kavuşan UZMAR’ın kurucusu, efsane Ankara Gemisi’nin kaptanlarından denizciliğimizin dev çınarı Altay Altuğ ile Vira Haber olarak keyifli bir sohbet gerçekleştirdik…

A+A-

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Önce anneden başlamak lazım… Çünkü anne bizi dünyaya getiriyor, sonra bakıyor ve yetiştiriyor. Benim iyi bir annem vardı. Notre Dame De Sion mezunuydu. Çüruksulu Mahmud Paşa’nın da torunu Nedime Hanım… Konaklarda yetişmiş, iyi eğitim almış bir kadındı. Üç kardeştik, bizi o yetiştirdi. Annemi hiç unutamıyorum. Toprağı bol olsun. Bizi bu hale getiren odur. Balıkesir’in Balya İlçesi’nde ilkokulu bitirdim. Fransızların kurduğu bir ilçedir Balya. Orada onların işlettiği bir gümüş madeni vardı. Çok modern bir ilçeydi. Küçük Paris denirdi oraya. Yüz sene Fransızlar orada kaldılar. Mermer’den sokaklar vardı. Sonra onlar gidince köylülere kaldı o ilçe, ama köylüler iyi davranmadılar o güzel yere.

Denizciliğe nasıl ilgi duymaya başladınız?

Balya’da Kemal diye bir arkadaşım vardı, benden birkaç yaş büyüktü. Kemal, Harp Okulu’na girmişti. Bahriye üniformasıyla yanımıza geliyordu. Kemal’i ve arkadaşlarını gören herkes ağzını açıyor, imreniyordu. Tabii Kemal öyle olmuş, ben de olmayacak mıyım? İlk ilgim o zaman başladı. Sonra İzmir Karşıyaka’ya taşındık, o dönem Karşıyaka küçük bir köy gibiydi. Herkes kendi yalısının önünde denize girerdi. Hayat basit, ama manalıydı. İnsanlar birbirine yardım ederdi. Ortaokul ve lise yıllarımızı İkinci Dünya Savaşı döneminde yaşadık. O zaman ekmek yoktu. İnsanlar karne ile ekmek alır, yarı tok gezerdi. Babam Menemen ve ilçe köylere dava için gittiğinde, köylerden bize un getirirdi. Annem de onunla ekmek yapardı. O dönemde şeker yoktu. Çayı üzümle içerdik. Çay da yoktu, adaçayı içerdik. Savaş bittikten sonra ben İstanbul’a gittim. Denizi çok seviyordum. İstanbul’a geldiğimizde vapurlara bindiğim zaman makine dairesini merak ediyordum. Makine dairesinin etrafında geminin koridorlarında dolaşırdım. Beni yakaladıklarında çalıştırırlardı. En sonunda İstanbul’da Yüksek Denizcilik Okulu’na yazıldım.

Denizciliğe yönelmenize aileniz karşı çıkmadı mı?

Hayır, denizi sevdiğimi biliyorlardı. Bu tercihime saygı duydular ve engellemediler. Namık Kemal Lisesi’nden mezun olduktan sonra okul müdürü Enver Bey, Yüksek Denizcilik Okulu’na “Bu öğrencimiz başarılıdır. Dikkate alınmasını rica ederiz” diye bir mektup yazmış. Sınav için İstanbul’a gittim. 760 kişi sınava girdi. Okul; 21 güverte, 21 makine olmak üzere toplam 42 öğrenci alacaktı. Güverte bölümünü beşincilik ile kazandım. 1952 yılında da mezun oldum. Şimdiki adı İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi olan okul dört yıllıktı. Mezun olduktan sonra da hemen gemilerde çalışmaya başladım.

İlk olarak hangi gemide çalışmaya başladınız?

Mezun olur olmaz yolcu gemisi olan Marakas Gemisi’nde çalışmaya başladım. Atatürk’ün ismini koyduğu gemilerden biridir Marakas. Yıllar sonra “Sus” ve “Özel” isimli iki gemiyi satın aldık. Bu gemileri kruvaziyer gemisi yapacak ve sektörde kullanıma sunacaktık. Kuşadası, Rodos, Delos, Tinos, ve Mikanos olmak üzere programını bile hazırlamıştık. Ancak 1974 yılında Kıbrıs Harbi oldu. Bütün adalar Türk gemilerine kapatıldı. Biz de, bu gemileri hurda olarak değerlendirdik.

Daha sonra hangi gemiler ile devam ettiniz?

Denizyolları İşletmesi’ne bağlı olan Ordu, Trabzon, Giresun, Samsun, Tarsus ve Ankara gemilerinde çalıştım. En uzun süre Şefik Kaptan’ın başında olduğu Ankara Gemisi’nde görev yaptım. O dönemde 12 tane Türk yolcu gemisi vardı. Bu gemiler Amerika, Almanya ve İtalya’dan alınmıştı. 1950’li yıllarda Türkiye, Akdeniz Çanağı’nda yolcu taşımacılığında bir numaralı ülke durumundaydı. İkinci sırada ise İtalyanlar geliyordu. Ben emekli oluncaya kadar hep Denizyolları İşletmeleri’ne bağlı gemilerde çalıştım. Beni yetiştiren, uluslararası denizcilik sektöründe de takdir gören ve sayılan biri olan Şefik Kaptan’dır. Şefik Kaptan bana “Sen hiçbir zaman benim gibi olma. Ben 35 yıl çalıştım ancak bir ev sahibi olabildim. Sen girişimci ol” derdi. 25 yıllık görev süremi doldurur doldurmaz emekli oldum. Kendi şirketimi kurdum. Özel sektöre onun tavsiyesi üzerine atıldım. 1979 yılında da UZMAR’ı kurdum

Kılavuz kaptanlık yaptığınız dönemler sizin için nasıl geçti?

Genel müdürlük beni, 1961 yılında İzmir’e baş kılavuz kaptan olarak atadı. Burada 15 yıl görev yaptım ve bu süreçte bazı yenilikler yapmaya çalıştım. O dönemde liman Pasaport’taydı. Kılavuz kaptanlar Pasaport’taki kahvelerde oturuyordu. 24 saat açık olan kahveler vardı. Denizcilik işletmesi bu arkadaşlarımıza bir yer bulamamıştı. Kılavuz kaptanlar da bu sandallarla gemiye gider ve yanaştırırlardı. O zamanlar Pasaport’a 18 gemi yanaşabiliyordu. “Asker kaşığı” diye tabir edilen şekilde yanaşırlardı. Bu da büyük bir beceri istiyordu. 10 kılavuz kaptan vardı. 20 metre uzunluğundaki bir şatta kılavuz kaptanlarımız için bir salon yaptık. 1968 yılında da Türkiye’de ilk defa pilot radyo istasyonunu Pasaport’taki yüzer şat iskele üstüne kurduk. O dönemde bu cihazları almak o kadar kolay değildi. General Electric firmasına bir yazı yazdık. Konuyu anlattık. General Electric’den tanıtım amaçlı olarak bize cihaz göndermelerini istedik. Bir ay sonra bize dört tane cihaz geldi. Kitap büyüklüğündeki bu cihazları sırtımıza alıp, onlarla gemilere gidip konuşabiliyorduk. O dönemde İzmir’de ilk defa römorkör yatırımı yaptık. 1965 yılında Alaybey Tersanesi’nde palamar motoru yaptırdık. Daha sonra Karşıyaka ve Kadifekale geldi. Bir süre sonra özel sektör olarak dünya piyasasına da satabileceğimiz römorkörler yapabilir hale geldik. İtalyanlara bile römorkör sattık.

3-110.jpg

Şirketinizin adı neden UZMAR?

UZMAR, denizcilikte bilen demek. Şirketim, konusunun uzmanı olsun istedim. Oğullarım da bu işte çalışıyor ve kendi alanlarında işlerinin uzmanı kişiler. Bu nedenle akıllı denizci anlamına gelen UZMAR ismini koyduk. Denizciler akıllı olmak zorundadır. Şeytan bile denizcinin aklına saygı duymuştur. Denizciler çaresizlik içinde çare bulmak mecburiyetindedir. Bir kılavuz kaptan olabilmek için 10 yıl çalışmanız gerekiyor. Zor bir meslektir. Dünyanın en büyük gemilerini İzmir Limanı’na yanaştırdım. 1970 ve 1971 yılında dünyanın en büyük yolcu gemisi olan France Transatlantik’i İzmir Limanı’na aldık ve arkadan diğerleri geldi. Böylelikle İzmir ve Kuşadası büyük gemilere açılmış oldu.

UZMAR’ı hangi alanlarda hizmet vermesi amacıyla kurdunuz?

Özel limanlarda kılavuzluk ve römorkör hizmeti vermesi için kurduk. 1974 yılına kadar Aliağa Rafinerisi’nin kılavuzluk ve römorkör hizmetlerini verdik. 1983 yılında Çukurova Holding’e ait Çanakkale Çimento Fabrikası’nda iskeleler vardı. UZMAR’ın ilk işi buranın kılavuzluk ve römorkör hizmetleriydi. Şimdilerde orası dokuz ayrı gemiyi alabilecek bir altyapıya sahip. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’ndan müsaade alarak orada hizmet verdik. Halen de hizmet vermeye devam ediyoruz. Burası şimdi Sabancı Holding’in bünyesinde. Aramızda 20 yıldır süren ticari ilişkilerde en ufak bir sürtüşme olmamıştır.

Eşinizle nasıl tanıştınız?

Eşimi erken yaşta kaybettim. Karşıyakalıydı. Müzeyyen Hanım eczacılıkta okuyordu, tahsili bitinceye kadar bekledim. Sonra nişanlandık. Evlenmemiz gemici usulü, çok hızlı oldu. Ankara Gemisi’ni Fransızlar kiralamıştı. 1959 yılı Mart ayında kiralık olarak bir sefer yapacaklardı. Mösyö Otman, şirketin müdürü ve sahibiydi. Gemi 24 günlük bir yurtdışı seferine çıkacaktı. Şefik Kaptan, “Bana kaptan olarak üç kontenjan tanındı. Eşim dışında bir kişi daha alabilirdik. Evli olsaydın hanımını alırdık” dedi. Ben de “Evlenirim” dedim. Uçağa atladım ve İzmir’e geldim. Pazar günü İzmir’deydim ve pazartesi günü gemi kalkacaktı. Amcam Karşıyaka nüfus müdürüydü. Hemen pazar günü evlendik ve evlilik cüzdanımızı çıkarttık.  Olaylı bir yolculuktan sonra eşimle İstanbul’a vardık. Normal şartlarda 15 günde alabileceğimiz pasaportu, emniyet müdürü tanıdığımız olduğu için hemen çıkartabildik. Sonunda da gemiye yetiştik. Eşimi kaybettikten sonra hiç evlenmedim.

2-117.jpg

Efsane kaptanlarımızdan Şefik Gogen’in hayatınızda büyük bir yeri var? Ondan biraz bahseder misiniz?

Evet, beni ticari hayata teşvik etmiş ve bana babalık yapmıştır. Ondan çok şey öğrendim. İşletme müdürümüzdü, sonra kaptan oldu. Beni evladı gibi severdi. Çok kibar ama çok sert, disiplinli bir denizciydi. Bana “Sende kabiliyet var dedi. Ben Zeynep’i İngiltere’de okutmak için Denizcilik İşletmeleri’nden ayrıldım özel sektörde kaptanlık yapıyorum. Sen hemen tüccar kaptan ol. Bırak bu işleri” dedi. Eşi Samime Yenge’yi bırakıp limanda gitmişliği vardır. Hatta beni de bir seferinde bırakıp limanda, hareket etti. Ankara Gemisi’nde büyük fırtınalara da yakalandık Adriyatik’te. 18 tane gemi alınmıştı o dönem Ankara gibi. O gemilerin hepsi uzaklarda kayboldu, tıpkı Şefik Kaptan gibi.

Boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz?

Emekliyiz, ama sağlığımız yerinde çok şükür. Halen part-time çalışıyorum. Okul yaptırıyoruz, hizmet veriyoruz. Denizcilik ile ilgili toplantılar oluyor. Beni denizcilerin babası ilan ettiler. İsmimizi o okullarda görmek bana yetiyor. Ağız mızıkası çalıyorum. 1000 kişiye konser verdim. Günay Restoran’da Nükhet Duru ile birlikte sahne aldık. Biz denizciyiz, mesleğimizden başka bir şey yapmayız. Şeytan denizcilerin yaptıkların için, “Yeryüzünde yapamayacağım şey yoktur. Fakat şu denizci milleti heyula gibi yelken dedikleri şeyi teknelerine takarak, rüzgara karşı gitmelerine aklım ermedi” demiştir. Temennim, aklımızı ve hedeflerimizi memleketimizin faydası için kullanmamız. Çünkü her şey Türkiye için…

 

 

 

 

 

Vira Haber

Bu haber toplam 4851 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.