Vira, önce denizcilik sektörümüzü inceledi. Onun en güçlü yanlarını saptamadı. Buna gerek görmedi. Çünkü sektörün güçlü yanı kendisini her koşulda gösterir. Vira, sektörün zayıf yanlarını inceledi. Çünkü bir sektörün gelişmesinden yararlanmak başka şey, o sektörün gelişmesine hizmet etmek bir başka şeydir. Vira bir başka yol tuttu.
Denizcilik sektörümüzün zayıf yanlarının neler olduğunu sordu kendi kendine... Yanıt çok açıktı. Sektörde çelik kütleleri, inşa edilen gemiler vardı. “Estetiği yüzdüren” yatlar vardı. Dünya ölçeğinde marka olmaya doğru bir eğilim vardı. Sermaye vardı. Kalifiye personel vardı. Kar vardı. Her şey vardı… İki şey yoktu. Yayınlarda, cümlelerde, akıllarda “Deniz Kültürü” yoktu. Ve... 1959 Ankara Anlaşması’ndan beri başlattığımız ve artık en kritik aşamalarını yaşadığımız Avrupa Birliği sürecinde Denizcilik Sektörümüzün “sorunları” yoktu...
İşte Vira yayın hayatına girerken, bu iki zayıflığın aşılmasına katkıda bulunmak için yola çıktı ve denizcilik sektörümüzün gelişmesine kendi katkısını koyma iradesine sahip bir yayın organı olarak tasarlandı. Vira’yı bir canlı varlık gibi düşünürsek; onun omurgası AB müzakere sürecinin sorunlarıydı. Ruhu ise “Deniz Kültürü” oldu. Bu özellik Vira Dergisi’ni, deniz sektörüne hitap eden medya dünyasında kendine özgü bir yere oturttu. Öyle ki, Vira kısa zamanda düşünce, edebiyat, sanat dünyamızın önde gelen isimlerinin görüşlerini açıkladıkları bir yayın organı haline geldi. Onların imzalarını Vira sayfalarına vermelerinin sırrı, var olan misyon ve vizyonda aranmalıdır. “Civatanın faziletleri” hakkında yazılarla dolu bir sektör dergisinde, ülkenin yüz akı yazarların imzalarını görmek mümkün olmaz.
AB perspektifi ve deniz kültürü kavramları bu saygın yazarlara; düşünce, edebiyat ve sanat insanlarına Vira adındaki “tenezzüh teknesinde” dört yıldır süren ve umarız daha uzun yıllar sürecek olan bir yolculukta bizlere yoldaşlık etme fırsat verdi. Bana birçok okur, Vira’nın kapağındaki sadeliği neye borçlu olduğumuzu sık sık sormuştur. Yanıtım hep şöyle oldu: Nasıl ki insanın içindeki iyilik ya da kötülük onun yüzüne yansırsa, Vira’nın içeriği de onun kapağına öyle yansıdı. Kapaktaki sadelik, içerikteki “derinliğin” yansımasıdır.
Yapılan, edilen işlerimiz insanın ürünüdür. O insan nasılsa, onun “işi” de öyledir. Ziya Paşa’nın “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütme -i aklı eserinde” sözlerini hepimiz ezberlemişizdir. Bu dizelerin anlamı, “iş nasılsa, kişi de öyledir” diye yorumlanabileceği gibi; “insan nasılsa, işi de öyle olur” diye de açıklanabilir. Bir paranın “yazı ve turası” gibi… Vira geçmişte olduğu gibi Brüksel yolundaki denizcilerimizi nasıl yalnız bırakmadıysa, nasıl ki tersane kazalarında bütün mürettebatıyla sektörün yanında yer aldıysa, ünlü denizci Kristof Kolomb’un keşfettiği ülkede çıkıp, bizim de sektörümüzü çok ciddi şekilde etkileyen bu fırtınada da sektörün yanında olmaya devam edecektir. Vira bu fırtınayı bir yıl önce fark ederek, 15. sayımızda Sedat Altunay’ın, 18. sayımızda Haluk Ünaldı’nın makaleleri ile sektörü uyarmıştık.
Vira Dergisi, “Eh biz uyarmıştık, sektör düşünsün demeyecek; bu fırtınayı sektörle beraber karşılayacak, sektörün yanında olmaya devam edecek. Bunun içindir ki, okurlarımızın hoşuna gitmese de, ekonomi ile ilgili rakamların soğuk yüzünü Vira’da görecekler. Geçen sayımızla başlattığımız küresel ekonomi kriz ile ilgili dosyamızı düzenli hale getirdik. Marmara Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden Prof. Dr. Aysu İnsel ile Dr. Ercan Sarıdoğan birlikte hazırlayacakları dosyalarla ekonominin nabzını tutacak ve önemli değerlendirmelerde bulunacaklar.
Sevgili Vira okurları; rızkını denizden kazananlar iyi bilirler, denizde fırtına sonrası bolluk ve berekettir. Yeter ki el birliğiyle, yürek birliğiyle, akıl birliğiyle bu feneri söndürmeyelim. Bizim bu fenerin sönmeyeceğine inancımız tamdır. Yolumuz açık olsun…