1. YAZARLAR

  2. Murat Tüzel

  3. Turizmin Çevresel Etkileri
Murat Tüzel

Murat Tüzel

Yazarın Tüm Yazıları >

Turizmin Çevresel Etkileri

A+A-

TURİZMİN ÜÇ ANA ETKİ ALANI:

Değişim, kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu sürece çevre bu durumla başa çıkabilir. Ancak, ziyaretçi kullanımı bu sınırları zorlayıp çevrenin başa çıkma kapasitesini aştığında, turizmin olumsuz etkileri ortaya çıkar. Kontrolsüz geleneksel turizm dünya genelinde pek çok doğal alan için potansiyel tehdit oluşturmaktadır. Toprak erozyonu, artan kirlilik, denize boşaltılan atıklar, doğal yaşam alanlarının kaybı, nesli tehlike altındaki türler üzerindeki baskılar, orman yangınları ve içme suyu kaynaklarının giderek azalması gibi etmenler, bir bölge üzerinde ciddi bir baskı yaratır ve yerel halk hayati kaynakların kullanımında sıkıntıya düşer.

1- Doğal Kaynakların Tükenmesi

Artan turizm faaliyetleri, kaynakların zaten kıt olduğu bölgelerde tüketimi artırarak doğal kaynaklar üzerinde tehdit oluşturur.  

Su Kaynakları:

Su, özellikle de tatlı su en kritik doğal kaynaklardan biridir. Turizm sektörü ise oteller, yüzme havuzları, golf sahaları ve turistlerin kişisel su kullanımı için yerel su kaynaklarını gereğinden fazla tüketmektedir. Bu durum bölgede su kıtlığına ve su kaynaklarının bozulmasına yol açabilmektedir.

Akdeniz gibi daha kurak bölgelerdeki su kıtlığı özellikle endişe vericidir. Sıcak iklim koşulları ve turistlerin tatildeyken evlerine kıyasla daha fazla su tüketme eğiliminde olmaları, günlük su tüketimini 440 litreye kadar çıkarabilmektedir. Bu miktar, ortalama bir metropolde yaşayan tek bir kişinin su tüketiminin neredeyse iki katına eşdeğerdir.

Golf sahaları da tatlı su kaynaklarını ciddi biçimde tüketebilmektedirler. Son yıllarda golf turizmi giderek daha fazla ilgi görmekte ve golf sahalarının sayısı hızla artmaktadır. Golf sahalarının her gün muazzam miktarda su kullanmaları, aşırı su çekmeleri su kıtlığına yol açabilmekte, suyun kuyulardan aşırı pompalama yoluyla elde edilmesi, yeraltı sularına tuzlu suyun karışmasına neden olabilmektedir. Golf tatil köylerinin giderek daha korunaklı alanların yakınında veya kaynakların sınırlı olduğu bölgelerde konuşlandırılması, olumsuz etkilerini daha da artırmaktadır.

(Tayland gibi tropikal bir ülkedeki ortalama bir golf sahası yılda 1.500 kg kimyasal gübre, pestisit ve herbisit kullanmakta ve 60 bin kırsal bölge köylüsünün tükettiği kadar su harcamaktadır.

Kaynak: Tourism Concern)

Yerel Kaynaklar:

Turizm, zaten kıt olan su, enerji ve gıda gibi hammaddeleri daha yoğun biçimde kullanarak yerel kaynakların sömürülmesine neden olmakta, bu da çevre üzerinde büyük baskı oluşturmaktadır. Sektörün mevsimsel yapısı nedeniyle pek çok destinasyonda yüksek sezondaki nüfus, düşük sezona kıyasla on kat fazla olabilmektedir. Turistlerin, düzgün ısıtma, sıcak su gibi yüksek beklentileri, yerel kaynaklar üzerinde ciddi bir baskı yaratmaktadır.

 

Arazi Bozulması:

Önemli arazi kaynakları arasında mineraller, fosil yakıtlar, verimli topraklar, ormanlar, sulak alanlar ve yaban hayat sayılabilir. Turistik tesislerinin çoğalmasıyla birlikte bu doğal kaynaklara yakın, manzaralı araziler üzerindeki talep de artmıştır. Turistik tesislerinin yapımı sürecinde kullanılan yapı malzemeleri hem yenilenebilir hem de yenilenemez doğal kaynaklar üzerinde doğrudan olumsuz etki yaratmaktadır.

Ormanlar, arazi açma ya da yakacak odun sağlama nedeniyle rahatça yok edilebilmektedir. Örneğin, halihazırda ormansızlaşma tahribatıyla boğuşan Nepal'de trekking yapan bir turist günde dört ila beş kilogram odun kullanabilmektedir.

 

2- Kirlilik

Turizm de herhangi bir sanayi sektörünün yarattığı aynı kirlilik biçimlerine yol açabilmektedir. Hava emisyonları, gürültü, katı atık ve çöp yaratma, kanalizasyon, kimyasal deşarjlar ile mimari ve görsel kirlilik bunların başında yer almaktadır.

Hava Kirliliği ve Gürültü:

Hava, kara ve demir yolu taşımacılığı artan talebe paralel olarak sürekli büyümektedir. 1972'de 88 milyon olan uluslararası hava yolcusu sayısının, 1994'te 344 milyona çıktığı raporlanmıştır. Hava yolculuklarının yüzde altmışından fazlasını oluşturan turizmin artık toplamı bu artışın doğal sonucu olarak hava emisyonlarında önemli bir paya sahip olmaktadır.

Bir araştırma, tek bir transatlantik gidiş-dönüş uçuşunun, bir kişinin yıl boyunca diğer tüm kaynaklardan (aydınlatma, ısıtma, araç kullanımı vb.) ürettiği CO2 emisyonlarının neredeyse yarısına eşit emisyon ürettiğini ortaya koymaktadır. (Mayer Hillman, Town & Country Planning dergisi, Eylül 1996. Kaynak: MFOE)

Ulaşım kaynaklı emisyonlar ile enerji üretimi ve kullanımından kaynaklanan emisyonlar asit yağmuru, küresel ısınma ve fotokimyasal kirliliğe zemin hazırlamaktadır. Turizm taşımacılığından kaynaklanan hava kirliliği, enerji kullanımına bağlı karbondioksit (CO2) emisyonları aracılığıyla küresel düzeyde ciddi etkilere yol açmakta, yanı sıra yerel ölçekte de ağır hava kirliliğine katkıda bulunmaktadır. Bu etkilerin bir kısmı turizm faaliyetlerine özgü niteliktedir. Örneğin, özellikle çok sıcak ya da soğuk ülkelerde tur otobüsleri, turistler geziye çıktığında klimayı saatlerce çalışır durumda bırakmaktadır, çünkü turistler otobüslerinde konforlu iklimlendirme istemektedir.

Uçaklardan, otomobillerden ve otobüslerden kaynaklanan gürültü kirliliğinin yanı sıra, kar motosikleti ve jet ski gibi eğlence araçlarının yarattığı gürültü, modern yaşamın giderek büyüyen sorunlarından biri hâlini almıştır. İnsanlarda rahatsızlık, stres, hatta işitme kaybına neden olmasının ötesinde, özellikle hassas bölgelerdeki yaban hayatı için de büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Örneğin, kar motosikletlerinin yarattığı gürültü hayvanları doğal davranışlarını değiştirmeye zorlamaktadır.

(2000 yılı kışında Yellowstone Ulusal Parkı'na kar motosikletiyle giren 76.271 ziyaretçi; 40.727 araçlı, 10.779 kar koçlu ve 512 kayaklı ziyaretçiyi geride bıraktı. Yellowstone'da kar motosikletlerinin doğal seslere etkisine ilişkin yapılan bir araştırmada, 13 örnek noktadan 11'inde sürenin %70'inde, 8 noktada ise %90'ında kar motosikleti gürültüsünün duyulabildiği saptandı. Old Faithful gayzerinde, gün içindeki inceleme süresi boyunca kar motosikleti gürültüsü %100 oranında hissedildi; motorların yarattığı gürültü, gayzer patlamalarının sesini bile bastırdı. Kaynak: Idahonews)

Katı Atık ve Çöp Bırakma:

Yoğun turistik aktivitelerin ve doğal güzelliklerin bulunduğu bölgelerde atıkları dönüştürmek ciddi bir sorundur. Yetersiz atık dönüşümü akarsular, denizler, ormanlar ve manzara alanları gibi doğal ortamların ve yol kenarlarının tahribatına yol açmaktadır. Örneğin, Karayipler'deki kruvaziyer gemilerinin yılda 70 bin tonun üzerinde atık ürettiği tahmin edilmektedir. Bugün bazı kruvaziyer şirketleri atığın olumsuz etkilerini azaltmak için aktif biçimde çalışmaktadır. Katı atık ve çöp bırakma kıyı şeridinin görünümünü bozarken, suyu zehirleyerek deniz canlılarının ölümüne yol açmaktadır.

Dağlık bölgelerde trekking yapan turistler büyük miktarda atık üretmektedir. Dağcılık faaliyetleri sırasında turistler çöplerini, oksijen tüplerini ve hatta kamp ekipmanlarını geride bırakmaktadır. Bu uygulamalar, çöp toplama ve bertaraf tesisi bulunmayan bölgelerdeki çevreyi gelişmiş ülkelere özgü çöplerle kirletmektedir. Peru Andları'ndaki ve Nepal'deki bazı turistik güzergâhlar turistler arasında sıklıkla ''Kola yolu'' ve ''Tuvalet kağıdı yolu'' olarak anılmaktadır.

(Florida'dan Fransız Guyanası'na uzanan Büyük Karayip Bölgesi'ne her yıl gemilerden 63 bin liman çağrısı yapılmakta ve bu gemiler 82 bin ton çöp üretmektedir. Tüm gemi atıklarının yaklaşık %77'si kruvaziyer gemilerden kaynaklanmaktadır. Ortalama bir kruvaziyer gemisi 600 mürettebat ve 1.400 yolcu taşımaktadır. Bir kruvaziyer gemisindeki yolcuların her biri günde ortalama 3,5 kilogram çöp üretmektedir; bu miktar, karada yaşayan ve daha mütevazı imkânlara sahip bireylerin kişi başına ürettiği 0,8 kilogramın yaklaşık dört katıdır. Kaynak: Our Planet, UNEP Çevresel Sürdürülebilir Kalkınma Dergisi, Cilt 10, No. 3, 1999)

Kanalizasyon / Atık Su:

Otel, eğlence tesisi ve benzeri yapıların inşası giderek artan kanalizasyon kirliliğine zemin hazırlamaktadır. Atık sular turizm merkezlerini çevreleyen deniz ve gölleri kirletmekte, flora ve faunaya zarar vermektedir. Kanalizasyon akıntısı, alg büyümesini tetikleyerek filtre görevi gören mercanları örttüğü için mercan resiflerine ciddi hasar vermekte ve bu organizmaların hayatta kalma kapasitesini zayıflatmaktadır. Tuzluluk değişimi ve alüvyon birikimi kıyı ekosistemlerini geniş ölçekte etkilemektedir. Üstelik kanalizasyon kirliliği hem insanların hem de hayvanların sağlığını tehdit etmektedir.

Estetik Kirlilik:

Turizm endüstrisi çoğu zaman yapılarını, destinasyonun doğal dokusu ve yerel mimari gelenekleriyle bütünleştirmeyi başaramamaktadır. Birbirinden kopuk tasarımlara sahip büyük ve göze çarpan tatil köyleri herhangi bir doğal ortamda uyumsuz bir görüntü oluşturabilmekte ve yerli yapı geleneğiyle çatışabilmektedir.

Pek çok destinasyonda plansız yapılaşma ve arazinin yanlış kullanımı, kıyılardaki, vadilerdeki ve manzara güzergâhlarındaki düzensiz yapılaşmanın önünü açmıştır. Bu düzensiz büyüme turizm tesisleri kadar, yolları, personel konutlarını, otoparkları, servis alanlarını ve atık dönüştürme bölgeleri gibi destekleyici altyapıyı da kapsamaktadır.

 

3-Fiziksel Etkiler

 

Kumsallar, göller, nehir kıyılarıyla dağ zirveleri ve yamaçları gibi çekici manzara alanları, tür çeşitliliğinin yoğun olduğu ekosistemlerin bulunduğu geçiş bölgeleridir. Bu tür ekosistemlerin bozulması, turizmin en tipik olumsuz fiziksel etkilerindendir.

 

Bir ekosistem; tüm canlı organizmaları (insanlar, bitkiler, hayvanlar ve mikroorganizmalar) ve bunların fiziksel çevrelerini (toprak, su ve hava gibi) barındıran ve onları ayakta tutan doğal döngüleri kapsayan coğrafi bir alandır. Alpin bölgeler, yağmur ormanları, sulak alanlar, mangrov ekosistemleri, mercan resifleri ve deniz çayırı yatakları gibi ekolojik açıdan hassas alanlar, bozulmaya karşı en kırılgan ekosistemler arasındadır. Bu yerlerin turistler ve yatırımcılar açısından son derece cazip olmaları, bu ekosistemler üzerindeki tehdit ve baskıları çoğu zaman ileri boyutlara taşımaktadır. 

 

Turizm ve rekreasyon sanayileşmiş ülkelerde dağ toplulukları ve çevrelerine yönelik bir tehdit olarak çıkarıma dayalı sektörlerin neredeyse başında gelmektedir. 1945'ten bu yana ABD'deki en popüler on dağlık ulusal parkın ziyaretçi sayısı on iki kat artmıştır. Avrupa Alpleri'nde turizm ziyaretleri artık 100 milyonu aşmaktadır. Her yıl Hint Himalayaları'nda 250 bini aşkın Hindu hacı, 25 bin trekkingçi ve 75 bin dağcı Ganj Nehri'nin kutsal kaynağı olan Gangotri Buzulu'na tırmanmaktadır. Bu ziyaretçiler yakacak odun için yerel ormanları tüketmekte, nehir kenarı bitki örtüsünü tahrip etmekte ve arkalarında çöp bırakmaktadır. Daha da vahimi, bu turizm çoğunlukla arazilerin plansız ve yoğun kullanımlarını da beraberinde getirmektedir.

Turizmin olumsuz fiziksel etkileri turistik tesisler için alan açmak ve inşaat faaliyetleriyle sınırlı kalmamaktadır. Ekolojik bozulmalar, süregelen turizm aktivitelerinin ve yerel ekonomilerin uzun vadede çevre üzerindeki etkisinden de kaynaklanmaktadır.

İnşaat Faaliyetleri ve Altyapı Geliştirme:

Konaklama, su temini, restoran ve eğlence tesisleri gibi turizm yapılarının geliştirilmesi; denizden kum çıkarımını, plaj ve kum tepesi erozyonunu, toprak erozyonunu ve kapsamlı asfaltlamayı da beraberinde getirmektedir. Bunlara ek olarak yol ve havalimanı yapımı arazi bozulmasına, yaban hayatın yaşam alanlarının kaybına ve doğal peyzajın tahribine yol açmaktadır.

Örneğin ABD’deki Yosemite Ulusal Parkı'nda, turistlere altyapı ve otopark alanları gibi kolaylıklar sunmak amacıyla, artan ziyaretçi sayısına paralel olarak yol ve tesis sayısı sürekli artırılmıştır. Bu uygulamalar, araç emisyonlarından kaynaklanan hava kirliliği başta olmak üzere çeşitli kirlilik biçimleriyle eşzamanlı olarak parkta doğal yaşam alanı kaybına yol açmıştır. Sierra Club, "Yosemite Vadisi'in, uçaklardan görülemeyecek kadar yoğun sis içinde" bulunduğunu raporlamıştır. Zaman zaman yaşanan bu sis, parkın içindeki tüm canlı türlerini ve bitki örtüsünü tehdit etmektedir. (Kaynak: Trade and Environment Database)

Ormansızlaştırma ve Yoğun Arazi Kullanımı:

Kayak merkezi konaklama ve tesislerinin yapımı çoğu zaman ormanlık alanların açılmasını gerektirmektedir. Kıyıdaki sulak alanlar, turizm tesisleri ve altyapısı için daha uygun hale getirilmek için sıklıkla kurutulmakta ve doldurulmaktadır. Bu faaliyetler yerel ekosistemi ciddi biçimde bozarak uzun vadede kalıcı yıkıma neden olmaktadır.

Ormansızlaştırma ve Yoğun Arazi Kullanımı:

Kayak merkezi konaklama ve tesislerinin yapımı çoğu zaman ormanlık alanların açılmasını gerektirmektedir. Kıyıdaki sulak alanlar, turizm tesisleri ve altyapısı için daha uygun hale getirilmek için sıklıkla kurutulmakta ve doldurulmaktadır. Bu faaliyetler yerel ekosistemi ciddi biçimde bozarak uzun vadede kalıcı yıkıma neden olmaktadır.

Marina Yapımı:

Marina ve dalgakıranların yapımı, akıntılara müdahale ederek kıyı şeridinde değişikliklere yol açabilmektedir. Bunun yanı sıra denizden kum gibi yapı malzemelerinin çıkartılması mercan resiflerini, mangrovları ve iç kesim ormanlarını olumsuz etkileyerek erozyona ve habitatların yok olmasına zemin hazırlamaktadır. Filipinler ve Maldivler'de tatil köyü yapımında malzeme temin etmek için mercanların dinamitlenerek çıkartılması hassas mercan resiflerine ciddi zarar vermiş, aynı zamanda yerel halkı besleyen ve turistleri çeken balıkçılık stoklarını da tüketmiştir.

Kıyılardaki aşırı yapılaşma ve kıyı şeridinin asfaltla kaplanması, kıyı habitatının yanı sıra deniz kaplumbağası gibi kara-deniz bağlantılı canlıların yuvalama alanları olan habitatları da yok etmektedir. Özellikle mercan resifleri gibi kırılgan deniz ekosistemleri resif temelli turizmin gelişmesi nedeniyle dünya genelinde giderek artan bir tehditle karşı karşıyadır.

Kıyılardaki yapılaşma, suda giderek artan sediman yükü, kanalizasyon kirliliği, aşırı avlanmanın yanı sıra zehir ve patlayıcı kullanılarak gerçekleştirilen balıkçılık, turistlerin, dalgıçların ve gemilerin üzerlerinden geçmeleri gibi çeşitli etkenlerden kaynaklanan mercan hasarına ilişkin kanıtlar giderek artmaktadır.

 

Çiğneme:

Turistlerin aynı patikayı tekrar tekrar kullanması, bitki örtüsünü ve toprağı çiğneyerek biyoçeşitlilik kaybına ve hasara neden olmaktadır. Ziyaretçilerin işaretlenmiş patikalardan sık sık ayrılması bu hasarı daha da büyütebilmektedir.

 

Bitki Örtüsüne Çiğneme Etkileri

Toprağa Çiğneme Etkileri

Gövdelerde kırılma ve ezilme

Organik madde kaybı

Bitki canlılığının azalması

Toprak makro gözenekliliğinin azalması

Yeniden üreme kapasitesinin düşmesi

Hava ve su geçirgenliğinin azalması

Yer örtüsünün yok olması

Yüzey akışının artması

Tür bileşimindeki değişim

Erozyonun hızlanması

Kaynak: Idaho Üniversitesi

 

Demirleme ve Diğer Deniz Faaliyetleri:

Kıyı suları, resifler, plajlar, açık deniz suları ve lagünler dâhil olmak üzere kıyı bölgelerdeki pek çok turizm aktivitesi hassas ekosistemler içinde veya yakınında gerçekleşmektedir. Demirleme, şnorkelle yüzme, balıkçılık sporu ve tüplü dalış, yatçılık ve kruvaziyer gezileri, mercan resifleri gibi deniz ekosistemlerinde doğrudan bozulmaya yol açan ve balıkçılık üzerinde de olumsuz etkileri olan faaliyetler arasında yer almaktadır.

(Mercan resifi bulunan 109 ülke mevcuttur. Bu ülkelerin 90'ında resifler; kruvaziyer gemi demirleri ve kanalizasyon, mercan kıran turistler ve turistlere satış amacıyla yapılan ticari hasat nedeniyle zarar görmektedir. Bir araştırma, bir kruvaziyer gemisinin mercan resifine bir günlüğüne atılan demirinin yaklaşık yarım futbol sahası büyüklüğündeki bir alanı tamamen yok ettiğini, bir o kadar alanı ise daha sonra ölen molozlarla kapladığını ortaya koymuştur. Mercanların yeniden oluşmasının elli yıl alacağı tahmin edilmektedir. Kaynak: Ocean Planet)

 

Turizm Faaliyetleri Kaynaklı Ekosistem Değişimi:

Habitatlar turizm aktiviteleri tarafından bozulabilmektedir. Örneğin, turistlerin yaban hayatı çok yakından izlemesi hayvanlar üzerinde stres yaratabilmekte ve doğal davranışlarını değiştirebilmektedir. Safari ve yaban hayat gözlemi; turistlerin kamyon ve uçaklarla yabani hayvanların peşinden koşarken yarattığı gürültü ve kargaşa nedeniyle habitatı bozucu bir etkiye sahiptir. Bu durum, hayvan alışkanlıkları ve davranışları üzerinde yoğun baskı oluşturmakta ve davranışsal değişikliklere zemin hazırlamaktadır. Kenya'da olduğu gibi bazı durumlarda hayvanlar o denli rahatsız bir hâle gelmiştir ki zaman zaman yavrularını ihmal etmekte ya da çiftleşmeyi reddetmektedirler.

 

Murat TÜZEL

CHP İstanbul İl Başkanlığı Turizmden Sorumlu Komisyon Başkanı

Şişli Kent Konseyi Turizm Komisyon Başkanı

Dünya Seyahat Gazetecileri ve Yazarları Federasyonu Üyesi 

Bu yazı toplam 103 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar