1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Akdeniz’de yaşayıp Akdeniz’de ölmek istiyorum
Akdeniz’de yaşayıp Akdeniz’de ölmek istiyorum

Akdeniz’de yaşayıp Akdeniz’de ölmek istiyorum

Denizin medeniyet ile eşanlamlı olduğunu vurgulayan Korhan Abay ile Türk televizyonlarının ve Türkçenin son durumunu konuştuk.

A+A-

Kuşkusuz ülkemizin en iyi sunucularından biridir Korhan Abay. “Akdeniz’de yaşayıp Akdeniz’de ölmek istiyorum” diyecek kadar Akdeniz tutkunu olan Korhan Abay, denizsiz yapamayacak kadar da “Akdeniz çocuğu”. Denizin medeniyet ile eşanlamlı olduğunu vurgulayan Abay, doğayı koruyup ona saygı duyulması gerektiğini belirtiyor. Korhan Abay ile yaptığımız söyleşide hem bütün bunları, hem de Türk televizyonlarının ve Türkçenin son durumunu konuştuk.

Televizyon programcılığında bugün geldiğimiz konumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son yıllarda yapılan televizyonculuk bana göre değil. Böyle bir yayıncılık anlayışını hiçbir şekilde beğenmiyorum ve tasvip etmiyorum. Televizyonların aslında kötü yöneltildiğini ve Türkiye’yi kötü bir yola soktuğunu düşünüyorum. Türkiye’nin bugünkü haline bakarsanız her şey ortada zaten. Tabiî ki bir zamanlar TRT’nin yaptığı oldukça tutucu yayıncılık sürekli yapılmalı gibi bir iddiam yok, ama belirli ilkeleri olan bir yayıncılık olması lazım. Sadece reytinge bağlı yayıncılık son derece yanlış ve toplumu olumsuz yönde etkiler.

Beğendiğiniz programlar yok mu?
Aslına bakarsanız uzun süredir ulusal kanalları seyretmeyi bıraktım. Sadece haber kanallarını seyrediyorum. Seyredilecek bir program yok artık. Buna karşılık Can Dündar’ın “Can’lı Haberini”, Emre Kongar ile Mehmet Barlas’ın programını çok beğeniyorum. Hiçbir diziyi seyretmiyorum. Yarışma programı görüntüsü altında yutturulan, insanların ne bilgilerini, ne becerilerini, ne kişiliklerini ölçmeyen, sadece duygu sömürüsü yapan, saçma sapan programlara da ayıracak zamanım yok, kusura bakmasınlar.

Sunuculukta sizce en önemli noktalar neler?
Elinde yazılı bir metinle kartonlardan okumak sunuculuk falan değil. Tabiî ki benim yaptığımla, diğerlerinin, meslektaş olmaya çalışan arkadaşların yaptığı arasında çok büyük bir fark olduğu kesin. Bunun nedeni de, bu işin çok zor bir iş olması. Mesela aktörlük de kolay bir iş değildir, fakat sunuculukta daha farklı şeyler var. Sunuculukta hiç umulmadık şeyler olabilir. Onları telafi edebilir, program akışının içerisinde uygun şekilde yedirebilir ve mümkünse seyirciye hissettirmeyerek programı sürdürebilirseniz, bu en büyük başarıdır.

Sizin geliştirdiğiniz yöntemler var mı?
Ben bu işte çok özel teknikler geliştirdim aslında. 30 yılda geliştirilmiş şeyleri kısa bir sürede anlatmak kolay değil. Öncelikle mesajların iyi verilmesi lazım. Sunduğunuz toplantı neyi gerektiriyor, hangi mesajları oradaki hedef kitleye vermeniz lazım bunu bilmelisiniz. Birkaç dil konuşan hedef kitleye hitap ediyorsanız, insanları sıkmamak için her dili kısa geçmeniz lazım. Fransızca başladığım bir cümleyi İspanyolca devam ederek, İtalyanca veya İsveççe ile bağlayarak, Rusça bir mesajı da onlara ileterek çok kısa ve tempolu bir şekilde sunarım. Bu benim kendi kendime geliştirdiğim bir yöntem. Ayrıca iyi bir sunuculuk bence ön çalışmaya dayanır. Ben sunduğum olayın geçmişini çok iyi öğrenirim. İnsanları sıkmadan, törenin doğal akışı içinde sunucu yokmuş gibi insanlara sunmak başarıdır. Seyircinin nabzını canlı tutmanız, sıkılmamasını sağlamanız, onu anlamanız, arada enerjilerini alkışla boşaltmanız lazım. Kısaca çok zor bir iş ve sadece size de bağlı değil.

Sunuculuk ve diksiyon konusundaki bilgi birikiminizi yeni nesillerle aktarabileceğiniz bir organizasyonda yer almayı hiç düşündünüz mü?
Bu konuda bazı talepler geldi. Bir sene özel bir kuruluşta ders de verdim. Ama sonra açıkçası benim hevesim biraz kırıldı. Birincisi müfredat programının uygulanması gerekiyordu. Bu bana çok saçma geldi. Çünkü benim, bilgi birikimimi uygulamalı olarak birtakım insanlara anlatırken, belli müfredat programlarına bağlı olmam hiçbir şekilde söz konusu olmaz. İkincisi düşündüm ki, ben işin doğrusunu öğretiyorum, ömrüm boyunca da mesleğimde doğrusunu yapmaya çalıştım. Oysa bugünün piyasa koşulları çok farklı. Ben bu çocuklara işin doğrusunu öğreteceğim. Doğrusunu öğrettiğim zaman da, benim çektiğim zorlukları çekecekler. Ama tabiî ki işin doğrusunu yapmak isteyen ilkeli, kendine ve mesleğine saygılı insanlar olursa ve karşılaşırsak bir şekilde, elbette memnuniyetle onlara yardımcı olmak isterim. Ciddi bir müesseseden ciddi bir teklif gelirse elbette hocalık da yapabilirim, neden olmasın.

Sunuculukta güzel Türkçe kullanımı da önemli. Türkçenin bugün geldiği durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkçe katlediliyor. Hatta ulusal, büyük TV kanallarında, en önemli haber spikerleri bile çok vahim hatalar yapıyorlar. Mesela “aklıselim bir cevap” diyor. Öyle bir şey olabilir mi, aklıselim sahibi bir insan olur, aklıselim dolu bir cevap olur. Öte yandan gazetelerde daha hangi -de veya -da’nın ayrı yazılacağını, hangisinin apostrof ile ayrılacağını bilmeyen insanlar var. Hatta Cumhuriyet gibi bir gazetede bile, maalesef bu tür hatalara rastlıyorum. Dolayısıyla hem konuşulan, hem de yazılı Türkçede çok vahim hatalar yapılıyor. Üzücü bir durum.

Hem tiyatro hem de sinema oyunculuğu konusundaki eğitiminizi biliyoruz. Fakat bu alanda ilerlemediniz…
2006’da çok keyifli bir sinema filminde oynadım. 2007 yılında gösterime girdi. Bir İsveç filmi. Buradaki dizi oyunculuğu gibi haftada 7 gün 24 saat değil. Çok medeni koşullarda, rolünüzü oynamaya koşullanıyorsunuz. Çok tatmin edici ve çok modern bir çalışmaydı. Doğrusu Türkiye’de son birkaç yıla kadar çok heyecan verici bir sinema serüveni yoktu. Şimdi çok güzel filmler oluyor, ama bu arada ben uzak kaldım sinemadan. Yeni yönetmenlerle çalışma imkânımız pek olmadı. Birde insanlar galiba beni sunucu kimliğimle kabul ettiler ve aktör olduğumu unuttular. Türkiye’de yapımcılar ve yönetmenler “eserime değer katabilecek oyuncu gerekli” diye düşünmeliler. Yıllar boyunca kızdığımız, en acımasız eleştirileri yönelttiğimiz TRT’nin ne kadar kaliteli yayınlar yaptığını bugün anlıyoruz.

Gelelim Animart bünyesinde yürüttüğünüz çalışmalara…
Animart anonim bir şirket ama küçük bir aile şirketi. Biz öyle olmasını istedik. Biz burada özellikle benim sunduğum tören vb. organizasyonların A’dan Z’ye sanatsal ve görsel prodüksiyonunu yapıyoruz. Sahnenin nasıl gelişeceği, danışman, yönetmen ve sunucu olarak arka planda gösterilecek görsellerin hazırlanması gibi. Tüm prezantasyonların tek elden çıkması için kurduğumuz bir şirkettir. Butik iş yapıyoruz ve keyifle çalışıyoruz.

Şuan için üzerinde çalıştığınız proje var mı?
Uzun zamandır üzerinde çalıştığımız bir proje var. İsmi değişebilir tabi ama şimdilik Yarışmaç koyduk. Bilgi yarışması. Bu yarışmayı bir futbol maçı gibi maç yaptırarak gerçekleştiriyoruz. Hangi takımın daha fazla doğru cevabı varsa gol atıyor, gol atamazsa da penaltı, frikik, korner kazanıyor. Fark hiç yok ya da çok az ise de auta gidiyor ve yeni bir soru ile devam ediyor. Demosunu çıkardık, bir iki kerede uygulamasını yaptık. Çok başarılı oldu. Özellikle televizyon için düşündük ayrıca yabancı ülkelere de pazarlamayı düşünüyoruz.

Pilotluğa olan ilginizi biliyoruz. Peki, amatör ya da profesyonel olarak yaptığınız su sporu var mı?
Hayatımda en çok sevdiğim şey mavi yolculuğa çıkmaktır. Geçmişte arkadaşlarımla her sene çıkardık. Ama o grup dağıldı. Benim için deniz çok önemli. Hele biz Akdeniz çocukları denizsiz yapamayız. Kaptanlık ehliyetim yok, fakat yat yarışlarına katıldım. Pek çok yat yarışının ödül törenlerini, birçok kez de gemi indirme törenlerini sundum. Yüzmeden su kayağına kadar pek çok su sporu ile ilgilendim. Sörfü de denedim fakat çok iyi olduğumu söyleyemem.

Gerek ülkemizde gerekse diğer dünya ülkelerinde sahilini en çok beğendiğiniz yer neresi?
Bizim kıyılarımız çok güzel. Ege, özellikle Akdeniz tabi ki. Akdeniz’de yaşayıp Akdeniz’de ölmek istiyorum. Yunan adalarını da severim. Yer olarak en sevdiğim Stockholm’dür. Bizim Boğaz’ımız gerçekten çok güzel ama yapılaşmaya baktığımızda inanılmaz bir Vandalizm Boğaz’ı mahvetmiş durumda. O güzelim tepeler iğrenç beton yığınları dolu. Stockholm’e gittiğiniz zaman her taraf boğaz ve her taraf yemyeşil. Doğaya bu kadar saygılı bir ulus olamaz. Mykonos son derece küçük olmasına, üzerinde ağaç bulunmamasına rağmen o adayı bile son derece güzel bir şekilde pazarlıyorlar. Çünkü sahip çıkmışlar, güzel korumuşlar. Santorini volkanik bir ada ama bu kadar güzel bir ada olur mu? Doğayı koruyup ona saygı duyduğunuz sürece olur. O güzelim vadileri, ormanları elektrik üreteceğiz diye mahvediyorlar. Bunu doğanın dengesini bozacak şekilde yapıyorlar çünkü oralardan birilerine belirli paralar kazandıracaklar. Denizci bir toplum olamamamızın sakıncaları ve tehlikeleri bunlar. Deniz ayrı bir şey, bir defa deniz medeniyet demektir. Tarihin her döneminde, her zaman bu böyledir. Deniz olduğu takdirde ilerleme ve gelişme olmuştur. Deniz medeniyetle eş anlamlıdır.

Vira Dergisi

Bu haber toplam 751 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.