
“Geçmişe Saygımızla, Bugünü Doğru Okuyup Yarına Gelişerek İlerlemek İstiyoruz”
Odanın Dünü, Bugünü ve Yarını hareketi olarak GEMİMO Yönetimine talip olan gurup içinde yer alanlardan biri de Alev Aktuğ Akpınar. Kendisi ile hedeflerini, planlarını, yol haritasını konuştuk.
GEMİMO’nun yönetimine “Odanın Dünü, Bugünü ve Yarını” hareketi olarak aday oldunuz. Önce sizi biraz tanıyalım. Bizimle yol hikayenizi paylaşır mısınız?
Denizciliği her zaman bir meslekten daha fazlası olarak gördüm. Disiplin, sorumluluk, dayanıklılık ve karakter inşasıyla iç içe bir yolculuk oldu. Meslek hayatım boyunca hem denizde hem karada, ticari gemi işletmeciliğinden tersane süreçlerine, yeni inşa komisyonlarından yolcu taşımacılığına, şimdi ise mega yat işletmeciliğinde, sektörün farklı alanlarında çalışma fırsatım oldu. Sahada görev aldım, operasyonu yakından gördüm, ekip ve süreç yönetimini deneyimledim, krizlerle karşılaştım ve çözüm üretmenin ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Bu yolculuk bana şunu gösterdi: Denizcilik yalnızca gemi yürütmek değil; aynı zamanda sistemi doğru kurmak, ekip ruhunu korumak, sorumluluk almak ve her koşulda sağduyuyla hareket edebilmek demek. Denizde edindiğim saha tecrübesiyle karada üstlendiğim görevler birbirini tamamladı; bu da bana sektöre daha geniş bir perspektiften bakma imkânı verdi.
Zaman içinde gördüm ki sektörde birikim kadar temsil de çok önemli. Mesleğini seven, çalışan, üreten insanların sesi yönetime yeterince taşınmadığında; kurumla arada mesafe oluşabiliyor. Geçmişin emeğine saygı duyan, bugünü gerçekçi biçimde gören ve yarına dair daha güçlü bir mesleki vizyon kurmak isteyen bir anlayışla yola çıktık. Biz adaylığımızı meslektaşlarımızla daha aktif, daha üretken bir bağ kurma sorumluluğu olarak görüyoruz.
Uzun zaman denizde görev yaptınız, bize o günlerden mesleğinizin zor/zevkli yanlarından bahseder misiniz?
Denizde çalışmak insana çok şey öğretir. Her şeyden önce sabrı, disiplini, dikkatli olmayı ve ekip olmanın gerçek anlamını öğretir. Çünkü denizde hayat teoriden çok pratiktir; verdiğiniz kararın doğrudan sonucu vardır. Gecikmenin bedeli olabilir, ihmalin affı olmayabilir. Bu yönüyle mesleğin zorluğu çok gerçek, çok somut ve aynı zamanda çok öğreticidir.
Zor taraflarından biri elbette aileden, sosyal hayattan ve karadaki alışılmış düzenden uzak kalmaktır. Uzun kontratlar, yoğun tempo, vardiyalı yaşam, değişken hava ve deniz şartları, sınırlı kişisel alan ve yüksek sorumluluk altında karar vermek ciddi bir dayanıklılık gerektirir. Üstelik denizde insan aynı anda hem iş yerinde hem yaşam alanındadır; bu da mesleği birçok kara mesleğine göre daha ağır bir psikolojik disiplin alanına dönüştürür.
Ama bir o kadar da çok özel ve güçlü bir tarafı vardır. Denizde çalışmak insana güçlü bir aidiyet duygusu verir. Bir operasyonun başarıyla tamamlanması, zor, ani ya da rutin dahi olsa tüm şartların ekipçe aşılması, seyirde üstlenilen görevler ve emniyetli liman operasyonları sonunda görevinizi hakkıyla yapmış olmanın verdiği tatmin gerçekten çok kıymetlidir. Ayrıca deniz insana yetinmeyi, alçakgönüllülüğü ve idareyi öğretir ve ne kadar tecrübeli olursanız olun, doğaya karşı her zaman saygılı olmanız gerektiğini hatırlatır. Ben bu mesleğin en güzel yanının da burada olduğunu düşünüyorum: denizcilik insanı aynı anda hem güçlendiriyor hem de olgunlaştırıyor. Belki de bu yüzden denizciler arasında çok güçlü, sessiz ama derin bir bağ oluşuyor.

Sonrasında karaya dönüş, bu kararı neden aldınız, hedefleriniz nelerdi?
Karaya dönüş benim için denizden kopmak değil, denizde edindiğim bilgi ve tecrübeyi daha geniş bir alanda değerlendirme ve geliştirme kararıydı. Bir noktadan sonra sadece görev yapmak değil, sistemi geliştirmek, süreçleri iyileştirmek, insanlara dokunmak, kurumsal yapılar içinde daha kalıcı katkılar sunmak istediğimi fark ettim. Denizde yaşadığınız her deneyim size çok güçlü bir saha bilgisi kazandırıyor. Ancak o bilgi karaya taşındığında; eğitim, temsil, mentorluk, meslek politikaları, iş güvenliği, kurumsal yapı ve sektörel gelişim başlıklarında çok daha büyük bir etki alanı oluşturabiliyor. Benim hedefim de tam olarak buydu: yalnızca kendi kariyer yolumu değil, sektörün genel faydasını da önceleyen bir üretim alanı kurmak.
Karaya geçtikten sonra da aslında aynı çizgide ilerledim. Sorumluluk aldım, çözüm üretmeye devam ettim, standartların yükselmesi için çalıştım. Bugün de aynı motivasyonla, mesleğe katkıyı daha kurumsal ve daha kapsayıcı bir zemine taşımak istiyorum.

“Odanın Dünü, Bugünü ve Yarını” hareketi olarak genç bir ekip GEMİMO’nun yönetimine talipsiniz. Önemli bir STK’nın yönetimi için neden aday oldunuz?
Çünkü inanıyoruz ki meslek odaları yalnızca temsil makamı değil; aynı zamanda yön gösteren, birleştiren, koruyan ve geliştiren yapılardır. Böyle kurumlar, üyeleriyle birlikte düşündüğünde ve birlikte ürettiğinde gerçek anlamda güçlenir. Bugün sektör çok hızlı değişiyor. Dünya değişiyor, deniz ticaretinin dinamikleri değişiyor, teknoloji değişiyor, riskler değişiyor, gençlerin beklentileri değişiyor. Böyle bir dönemde meslek örgütlerinin de daha çevik, daha erişilebilir, daha güncel ve daha katılımcı olması gerektiğini düşünüyorum.
Sektörümüzün farklı alanlarını, gemide çalışma kültürü temeliyle taçlandırıp geliştirme yolunda ilerleyen; sahayı bilen, mesleğin mevcut sorunlarını yakından yaşayan, iletişim gücü yüksek, çözüm odaklı ve enerjisini kurumsal faydaya dönüştürmek isteyen güçlü ve çalışmayı ilke edinmiş bir ekibiz. Geçmişe saygımızla, bugünü doğru okuyup yarına gelişerek ilerlemek istiyoruz.

Bu noktada neler yapmayı planladığınızdan, yeni ne yapmak istediğinizden hedeflerinizden bahseder misiniz?
Benim bu noktada en çok istediğim şey, odanın üyeler için daha canlı, daha ulaşılabilir ve fayda üreten bir yapıyla ilerlemek. Meslektaşının hayatına dokunan, yol gösteren, danışılan ve danışan, destek olan ve gelişim alanı açan bir yapı olması. Özellikle geliştirmek istediğim ilk alan, denizcilik öğrencilerine ve genç meslektaşlarımıza sektörümüzün çeşitliliğini aktarabilmeyi hedefliyorum. Ekip olarak da bu bakış açısını destekleyen bir zenginliğimiz var. Genç denizcilerle oda arasındaki bağı güçlendirerek vizyonumuzu genişletebileceğimizi düşünüyorum.
Mezuniyetle mesleğe hazırlık her zaman aynı şey olmuyor. Genç zabitlerin, yeni mezunların ya da kariyerinde yön arayan meslektaşlarımızın daha fazla rehberliğe, daha fazla temas noktasına ve daha gerçekçi destek mekanizmalarına ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle mentorluk, kariyer yönlendirmesi, mülakat hazırlığı, güncel sektör buluşmaları ve tecrübe paylaşımı gibi başlıkların daha görünür hale gelmesini isterim.
Bir diğer önem verdiğim alan eğitim ve güncellik. Denizcilik artık sadece klasik bilgiyle yürüyen bir alan değil; mevzuat sürekli değişiyor, teknoloji dönüşüyor, risk alanları çeşitleniyor. Odanın bu değişimi takip eden değil, üyelerine sadeleştirerek aktaran, onları hazırlayan ve güçlendiren bir rol üstlenmesini çok değerli buluyorum. Güncel mevzuat, deniz emniyeti, yeni teknolojiler, yabancı dil, profesyonel temsil ve kişisel gelişim gibi alanlarda daha dinamik içerikler üretilmesini hedefliyorum.
Benim için önemli bir başka başlık da mesleki dayanışma. Denizcilik zaman zaman çok yalnız hissettirebilen bir alan. Özellikle gençler için, kadınlar için ya da farklı çalışma alanlarında ilerleyen meslektaşlarımız için daha kapsayıcı bir temsil anlayışına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. İnsanların kendini görülmüş, duyulmuş ve temsil ediliyor hissetmesi çok önemli. Oda bu duyguyu güçlendirecek en üst mercidir, böylece kurumsal aidiyet de çok daha doğal şekilde büyür. Bir diğer kişisel hedefim de GEMİMO’nun daha enternasyonal bir vizyonla düşünmeye başlaması. Dünyadaki denizcilik dönüşümünü takip eden, uluslararası gelişmeleri üyelerine taşıyan, gerektiğinde dış dünyayla daha görünür temas kuran bir yapı olmak gerektiğine inanıyorum.
Özetle benim katkı sunmak istediğim yer; daha çok temas eden, daha çok dinleyen, girişimci, geliştirici, daha çok üreten ve üyelerine somut fayda sağlayan bir oda yapısı. Yalnızca yönetimsel rol üstlenmek değil; iz bırakan, çalışan, güncel ve sahici bir katkı sunmak istiyorum.
Sektörde gördüğünüz ve değişmesini istediğiniz konu başlıkları neler? Sizin ne gibi önerileriniz olacak?
Sektörde değişmesi gerektiğini düşündüğüm birkaç temel konu var. Birincisi, iletişim eksikliği. Çok fazla bilgi sahada kalıyor, genele ve kuruma taşınabilir olması gerektiğini düşünüyorum. Açık, kesintisiz ve sürekli bir bilgi akışı olmalı.
İkincisi, gençlerin meslekte yön bulma konusunda yaşadığı yalnızlık. Mezun olmakla mesleğe hazırlanmış olmak aynı şey değil. Genç meslektaşlarımızın mentorluk, yol haritası, doğru bilgi ve güvenilir yönlendirmeye ihtiyacı var. Bu alanda daha sistemli destek mekanizmaları kurulmalı.
Üçüncüsü, mesleki itibarın korunması ve güçlendirilmesi. Denizcilik çok ciddi sorumluluk gerektiren bir alan, ama zaman zaman emeğin görünürlüğü azalabiliyor. Oda, meslek insanının hak ettiği saygınlığı ve görünürlüğü daha güçlü savunmalı.
Dördüncü konu da değişen dünya şartlarına uyum. Dijitalleşme, çevre mevzuatı, güvenlik riskleri, otomasyon, eğitim standartları ve insan kaynağı dönüşümü artık ertelenebilecek konular değil. Odanın bu başlıklarda sadece izleyen değil, ön alan ve rehberlik eden bir rol üstlenmesi gerekiyor.
Bizim önerilerimizden biri; daha aktif komisyonlar, düzenli sektör buluşmaları, uzman katılımlı seminerler, gençlere yönelik mentorluk programları, çalışma ortamlarını iyileştirme, kadın denizciler ve farklı uzmanlık alanları için özel platformlar ile üyelerin ihtiyaçlarını gerçek verilerle takip eden çağdaş kurumsal bir yapı kurulmasıdır.
Meslek zaten zor, bir de kadın olarak meslekte yaşanan sorunlara çözüm önerileriniz neler? (Aslında kadın-erkek ayrımı yapmak da ne kadar doğru emin değilim)
Ben de bu konuya tam sizin söylediğiniz yerden bakıyorum. Esas olan cinsiyet değil; liyakat, yetkinlik, disiplin ve mesleki duruştur. Kadın ya da erkek fark etmeksizin denizcilik, işi hakkıyla yapabilen insanlara ihtiyaç duyar. Bu nedenle meseleyi ayrıcalık üzerinden değil, eşit fırsat, sağlıklı çalışma ortamı, mesleki saygı ve insan onuru üzerinden konuşmanın daha doğru olduğuna inanıyorum. Ama şu da bir gerçek: Denizcilik hâlâ çok erkek egemen bir alan. Dünyada kadınlar denizci iş gücünün yalnızca yaklaşık %1,2’sini oluşturuyor; yani sayı yaklaşık 24 bin civarında. Bu kadar düşük temsil, kadınların çoğu zaman gemide tek başına ya da çok sınırlı sayıda bulunduğu çalışma ortamları anlamına geliyor. Böyle bir yapıda mesele her zaman açık bir ayrımcılık şeklinde ortaya çıkmıyor; bazen çok daha örtük, ama çok daha yıpratıcı biçimlerde yaşanabiliyor.
Kadın denizciler açısından zorluk bazen tam da burada başlıyor. Gemide insan içine karıştığınızda ayrı, kendi alanınıza çekildiğinizde ayrı yorumlanabiliyorsunuz. Dikkat çekmemek için son derece nötr ve bol giyinseniz başka, son derece normal bir tercih yapsanız başka türlü değerlendirilebiliyorsunuz. Bir sorun yaşandığında ise bunun açıkça ve adil biçimde ele alınması yerine, kimi zaman koruyuculuk kisvesi altında ima, itham, değersizleştirme ya da kişinin karakterini ve yetkinliğini gölgelemeye çalışan tavırlarla karşılaşılabiliyor. Daha ağır örneklerde yıldırma, görmezden gelme ve kişinin mesleki itibarını zedelemeye dönük davranışlar da devreye girebiliyor. Bunlar dışarıdan küçük gibi görünebilir; ama aslında çok yıpratıcı, sessiz bir mücadelenin parçalarıdır.
Bununla birlikte benzeri durumları yaşayanlar elbette sadece kadınlar değil; bazen mağdur kadın olur, bazen erkek, bazen de aynı cinsiyet içinde farklı güç ilişkileri devreye girer. O yüzden meseleyi yalnızca kadın-erkek ayrımı üzerinden değil, iş ortamında kurulan baskı, güç dengesizliği, saygı eksikliği ve mesleki etik sorunu olarak görmek gerekir. Yani konu aslında daha geniştir; doğrudan doğruya çalışma kültürü meselesidir.
Zaten son yıllarda IMO ve ILO’nun gemilerde şiddet, taciz, zorbalık ve cinsel saldırı gibi başlıklara özel olarak eğilmesi de bunun münferit değil, yapısal bir sorun olarak görüldüğünü gösteriyor. Bu da bize çözümün yalnızca bireysel iyi niyetle değil; kurumsal kültür, eğitim, farkındalık ve gerçekten işleyen bildirim mekanizmalarıyla mümkün olacağını anlatıyor. Benim yaklaşımım; fırsat eşitliği, güvenli çalışma ortamı, saygı kültürü, görünürlük ve mentorluk başlıklarını güçlendirmek olur. Kadın denizcilerin başarı hikâyelerinin daha görünür olması, genç kadınların rol modellerle buluşması, karşılaşılan sorunların konuşulabildiği güvenli alanların oluşması ve bildirim mekanizmalarının gerçekten işlemesi çok kıymetli. Ama bunu yaparken kadın olmayı bir etiket ya da istisna gibi sunmadan, mesleğin doğal ve güçlü bir parçası olarak ele almak gerekir.
Ben şahsen kadın olmanın başlı başına bir yetkinlik olmadığını; esas değerin üretilen işte, gösterilen performansta ve alınan sorumlulukta olduğunu düşünüyorum. Ama aynı şekilde yapısal zorlukları da görmezden gelmemek gerekir. Bakış açımız; kimsenin kendini ispat etmek zorunda bırakılmadığı, liyakatin esas olduğu, daha güvenli, daha saygılı ve daha adil bir meslek ortamını güçlendirmek olmalı.

Dünyada yaşanan gelişmeler, savaşlar ortada. Deniz ticareti bu noktada ciddi etkileniyor, sizin bu konudaki görüşleriniz neler? Mesleki zorlukların aşılması anlamında önerileriniz neler? (Hürmüz Boğazı, riskler, tankerlere saldırı vs.)
Bugün deniz ticareti yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir denklem içinde ilerliyor. Hürmüz Boğazı gibi stratejik geçiş noktaları, bölgesel savaşlar, tanker saldırıları, korsanlık riski, sigorta maliyetleri, rota değişiklikleri ve güvenlik tehditleri; denizciliği doğrudan etkiliyor. Bu durum sadece armatörü ya da şirketi değil, gemide çalışan insanı da etkiliyor. Çünkü artan risk, çoğu zaman daha fazla stres, daha fazla dikkat yükü ve daha ağır operasyonel baskı anlamına geliyor. Bu nedenle artık denizcilikte mesleki yeterlilik yalnızca teknik bilgiyle sınırlı değil. Kriz yönetimi, güvenlik farkındalığı, psikolojik dayanıklılık, güncel risk analizi, şirket-gemi iletişimi ve hukuki/operasyonel hazırlık da çok önemli hale geldi.
Bugün savaşların olduğu alanlar kıymetli kaynakların merkez noktaları. Bu kıymetli aset de ticaretin böylesi büyük tonajlarla yapılabileceği taşımacılık yani denizciliği etkiliyor. Siyasi bir yorum yapmak yerine, güncel durumu değerlendirerek gemide görev alan denizcilerin bu denklemin merkezinde olduğunu söylemek isterim. Bahis alanlarda ticaret yapan gemilerde, uluslararası dinamikler gemi insanlarının gerçek ve kapsamlı bir P&I Sigortası ile korunmasına olanak veremeyebiliyor. Bir gemi insanının tek ve asıl görevi; çalıştığı geminin emniyetli operasyonunun yürütmektir, her ne kadar hizmet bölgesinin ve risklerin farkında da olsa, gerçekleşen ticaretin doğrudan bir tarafı değildir ancak bel kemiğidir. Denizcilerin, her ne alanda her ne yük için operasyonel görev aldığına bakılmaksınız; her koşulda her koşul için, anlık ve ilerisini de güvence altına alan gerçek ve aktif koruyucular geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. Gemiler; sadece büyük tonajlı taşıma kaynakları değil, doğrudan dalgalandırdığı devletten kaynaklı, taşıdığı yükün tipi ve sahibinden kaynaklı ve geminin yetkili işletmecisinden kaynaklı olmak üzere birçok stratejik temasın tam da odağıdır. Ancak tüm bu temaslar cereyan ederken, gemi insanı sadece yetkin olduğu ve sözleşmesiyle atanan görevini yerine getirmekle görevlidir. Dolayısıyla; tüm bu koşulların mevcut ve muhtemel sonuçlarına karşı daima tam olarak korunmalıdır.
Burada meslek örgütlerine de önemli görev düşüyor. Üyeleri sadece klasik mesleki gündemlerde değil, küresel gelişmelerin denizciler üzerindeki etkileri konusunda da bilgilendiren, bilinçlendiren ve destekleyen bir yapı kurulmalı. Özellikle güvenlik riskleri, denizde çalışma koşulları, personel refahı ve kriz bölgelerinde görev yapan denizcilerin psikososyal yükü daha çok konuşulmalı.
Benim görüşüm şu: Dünya zor bir dönemden geçiyor ve denizcilik bu zorlukların tam merkezinde yer alıyor. Böyle dönemlerde meslek örgütler daha etkin olmalı. Bilgi üreten, üyeyi hazırlayan, kurumsal dayanışmayı artıran bir rol daha faydalı olacaktır.
Nasıl bir yönetim anlayışı hedefliyorsunuz, öncesinden farklı neler yapacaksınız?
Bizim hedeflediğimiz yönetim anlayışı; ulaşılabilir, şeffaf, katılımcı ve çalışan bir yönetim modeli. Yani sadece karar alan değil, dinleyen; sadece temsil eden değil, temas kuran; sadece konuşan değil, sonuç üreten bir yönetim anlayışı. Öncesinden farklı olarak daha fazla sahada olmak istiyoruz. Üyelerle daha doğrudan iletişim kuran, onların sorunlarını duyan, geri bildirim toplayan ve bunu kurumsal aksiyona dönüştüren bir model hedefliyoruz. Yönetim kurulu ile üye arasındaki mesafenin azalması gerektiğine inanıyoruz. Ayrıca daha dinamik iletişim kanalları kurmak istiyoruz. Gençler artık daha hızlı, daha açık, daha güncel iletişim bekliyor. Oda da buna uyum sağlamalı. Düzenli bilgilendirmeler, dijital içerikler, açık toplantılar, geri bildirim mekanizmaları ve ölçülebilir çalışma başlıkları ile daha aktif bir yapı kurulabilir.
Şeffaflık da bizim için çok önemli. “Ne yapıldı, ne planlanıyor, hangi çalışma hangi aşamada”; üyeler bunu daha net görebilmeli. Kurum aidiyeti böyle güçlenir. Biz, makam merkezli değil, hizmet merkezli bir anlayışla hareket etmek istiyoruz.
Son olarak vermek istediğiniz mesajı, dilek ve temennilerinizi öğrenebilir miyiz?
Biz bu yola bir mesleki sorumluluk duygusuyla çıktık. Denizciliğin emeğine, ciddiyetine ve geleceğine inanıyoruz. GEMİMO’nun da bu inancı daha güçlü yansıtan, üyelerine daha çok dokunan, daha görünür ve daha etkili bir yapıya kavuşmasını istiyoruz.
Bugün ihtiyacımız olan şey ortak aklı büyütmek. Geçmişin birikimine saygı duyarak, bugünün ihtiyaçlarını doğru okuyarak ve yarının denizciliğine hazırlanarak ilerlememiz gerekiyor. “Odanın Dünü, Bugünü ve Yarını” tam da bu anlayışın ifadesidir.
Tüm meslektaşlarımıza şunu söylemek isterim: Bu oda hepimizin. Ne kadar sahip çıkarsak, ne kadar katılırsak ne kadar birlikte üretirsek o kadar güçlü oluruz. Biz dinlemeye, çalışmaya ve birlikte yol yürümeye talibiz.
















HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.