Ülkesel Balıkçılığımızı Hatalardan Arındırmanın Çıkış Yolu Bölüm 1
Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü ülkesel balıkçılığın yönetiminden sorumlu olan ve merkezi otoriteyi temsil eden bir kuruluştur. Bu kuruluşun iki temel amacı vardır. Birincisi ülkenin balıkçılık kaynaklarının korunarak sürdürülebilirliği ve bu çerçevede gerek avcılıkların gerekse kontrollü balık yetiştiriciliğinin akılcı uygulamalarla verimli/dengeli oluşumunu sağlamaktır. İkincisi ise bilimsel, akılcı ve tutarlı uygulamalarla bir bütün olarak balıkçılık sektörünün de kalkınmasına olanak yaratmaktır.
Tarım ve Orman Bakanlığı balıkçılık yönetimini 1971 yılında kabul edilen 1381 sayılı Su Ürünleri Kanunu çerçevesinde kurulan Su Ürünleri Genel Müdürlüğü yapılanmasını gerçekleştirerek bünyesine katmıştır. Aradan geçen 55 yıllık süreçte bu yapılanmanın kazanılan bilgi ve deneyimlerle olumluluğu gittikçe artan düzeyde kökleşmesi, beklenilen gelişmeydi. Ne var ki balıkçılıktan sorumlu merkezi otoritenin büyük ölçekli kritik ve mutlak çözüm bekleyen sorunlardan, nedeni ne olursa olsun şeffaf ve akılcı yaklaşımdan kendini arındırdığıdır. Oysa Gordion Düğümüne dönüşen sorunların çözümü kaçınılmazdır ve bu gerçekleştirilemediği takdirde merkezi otoritenin de varlık anlamını yitireceğidir.
Balıkçılık merkezi otoritesinin zafiyet göstergeleri
21. yüzyılda yerküre küresel ölçekte yüksek düzeyde bilgi ve buna paralel teknoloji çağını yaşamaktadır. Böylesine bir süreçte merkezi otoritenin iki farklı alan uygulamalarındaki zıddiyeti, biyolojik bilimcilerin haliyle dikkatinden kaçmamaktadır. Sucul canlı kaynakların avcılık açısından rasyonel işletilmesine yaklaşımının ağırlıklı olarak kısırlığına karşın balık yetiştiriciliğine bakışı ve uygulamalarının ise son derece destekleyiciliğidir.
Belirtilen büyük ölçekli iki konudaki gelişmeler aslında bilimsel açıdan tutarsızlığın da bir göstergesidir. Avcılık açısından sucul canlı kaynakların yönetimi ve buna bağlı olarak işletilmesi çağdışılığın tipik örnekleriyle doludur. Özellikle Çanakkale ve İstanbul boğazlarının ayrıcalıklı konumlarından dolayı endüstriyel avcılığa kapalı olması gerekirken tam tersine özellikle İstanbul Boğazının kuzey kısmında bilim dışı avcılığın kesintisiz sürdürüldüğüdür (Kapsamlı bilgi için Hakan Akarcalı tarafından hazırlanan “Boğazların Yardım Çığlığı: Endüstriyel Balık Avcılığı” ile ilgili 23 dakikalık görsel programı izleyebilirsiniz. https://www.youtube.com/watch?v=5jFJu-1IKNU). Bu etik dışı tabloda endüstriyel balıkçı kesiminin yasal olarak doğru fakat etik olarak yanlışlığını bir kenara not edip büyük fotoğrafın analizinin dikkat çekici bölümlerini ortaya koymak işin doğrusu olsa gerektir.
Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünce her dört yılda bir Ticari Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Sirküler/Tebliğ yayınlanır. Son yayınlanan ise 11 Ağustos 2024 tarih ve 32629 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan 6/1 numaralı Tebliğdir. Tebliğin III. Bölüm, madde 17 ise “Aşağıda avlanabilir asgari boyları ve ağırlıkları belirtilen su ürünlerinin daha küçüklerinin avlanması, gemilerde bulundurulması, karaya çıkarılması, nakledilmesi ve satılması yasaktır” hükmüne amirdir. Söz konusu listede Türkçe adı ile lüfer, Latince adı ile “Pomatomus saltatrix” için avlanabilir boy 18 cm olarak verilmiş, asgari ağırlık kısmı ise boş bırakılmıştır.
Bu arada konunun geçmişini de dikkate almanın sağlıklı yorum yapabilmeye olanak yaratacağı kuşkusuzdur. Ülkemizde en yoğun kıyıma uğrayan balıkların başında lüfer gelmektedir. Hatta 15-20 yıllık geçmişe dönüp bakıldığında lüferin kaderinin dramatikliği çok belirgindir. 21 Ağustos 2008 tarih ve 26974 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan 2/1 numaralı Tebliğde lüfer balığı için avlanabilir asgari boy 14 cm olarak belirtilmiştir. Nasıl olduysa en son ki 6/1 numaralı Tebliğde lütfedilmiş, asgari avlanabilir lüfer boyu 18 cm olarak verilmiştir.
Oysa her iki rakam da bilimsellikten nasibini alamamış ciddiyetten yoksun rakamlardır. Tebliğlerde belirtilen ana tema “Zaman, bölge ve türler itibariyle av yasakları uygulamasının temel amacı, türlerin ticari av vermelerinin devamlılığını sağlamak ve balık stoklarının konumunun sürdürülebilir olmasına olanak yaratmaktır”. Kâğıt üzerinde belirtilen bu hususlar gerçekle kesinlikle bağdaşmamaktadır. Lüfer örneğinde olduğu gibi. Çünkü gerek 2008 yılına ait 2/1 ve gerekse 2024 yılına ait 6/1 numaralı tebliğde lüferin asgari avlanma boyu olarak belirtilen rakamlar bilimsel değildir ve bununla ilgili herhangi akademik kayıt da bulunmamaktadır.
Gerçekle yüzleşmek
Lüfer hakkında verilebilecek genel bilgi onun Atlas Okyanusu ve Akdeniz kökenli bir tür olduğudur(1-7). Genellikle 20-60 cm arasında olup, kayıtlı azami boyunun 130 cm, azami ağırlığının ise 14,4 kg olduğudur. 9 yaşına kadar yaşayabilen ve en erken ikinci yaşından sonra eşeysel olgunluğa ulaşan lüfer balığı, boyuna göre çeşitli isimler alır. Boyları 9 cm’ye kadar olanlara defne yaprağı, 10-17 cm kadar olanlara çinakop, 18-25 cm’ye kadar olanlara sarıkanat, 26-35 cm’ye kadar olanlara lüfer, 35 cm’den fazla olanlara kofana denilmektedir. En küçüğü yani defne yaprağının 20 adedi 1 kg, çinakopta 13-19 adedi 1 kg, sarıkanatta 9-12 adedi 1 kg, lüferde 3-4 adedi 1 kg, kofanada 2 adedi 1 kg’dan fazla gelmektedir. Yumurta verimliliği balığın boyuna göre 400 bin ile 2 milyon adettir. Örneğin; 31 cm boyundaki balığın yumurta verimliliği 370,000; 54 cm boyundaki balığın ise 1,240,000 adettir. Yumurtasının çapı ise 0,75-1,25 mm’dir.
Lüfer hakkında özel bilgiye gelince o da sularımızdaki lüferlerin eşeysel olgunluğa ulaşmasındaki kritik eşik boyunun ne olduğudur. Günümüzde Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesinin Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümünün öğretim üyelerinden biri de Prof. Dr. Tevfik Ceyhan’dır. Söz konusu akademisyen 2001-2005 yıllarında Ege Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Su Ürünleri Avlama-İşleme Teknolojisinde “Kuzey Ege ve Marmara Bölgesinde Lüfer (Pomatomus saltatrix L. 1766) Balığı Avcılığı ve Bazı Popülasyon Özellikleri Üzerine Araştırmalar” başlıklı doktora tezi çalışmalarını başarılı bir şekilde yürütmüş ve 2005 yılında da Dr. unvanını almıştır. Ceyhan, T. bu tezinde, sularımızdaki lüfer balığının cinsi olgunluğa ulaşmasındaki kritik eşik boyunu yani en küçük uzunluğun çatal boy olarak 25,4 cm olduğunu ortaya koymuştur(7). Bu rakam total boy olarak yani burun ucundan kuyruk sonuna kadar ölçülmesi dikkate alındığında ise 29 cm’e denk gelir.
Görmezden gelme alışkanlığının kronikleşmesi
Tarım ve Orman Bakanlığı balıkçılıktan sorumlu merkezi otoritesinin 2005 yılından beri bir akademik ortamda sonuçlandırılan lüfer ile ilgili bilimsel çalışmayı ve sonucunu 20 yıldır görmezden gelmesini izah edebilmek mümkün müdür?
Bu gelişmeden daha vahimi ise Tarım ve Orman Bakanlığının kendi bünyesinde eşgüdümün olmadığını gösteren dramatik bir gelişmenin varlığıdır. 9 Ağustos 2020 tarih ve 31208 sayılı Resmî Gazetede Tarım ve Orman Bakanlığının Su Ürünleri Tescil Komitesinin 18.12.2019 karar tarihi ile 4 numaralı bir tescil kararı yayınlanmıştır. Konunun başvuru sahibi ise Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüdür. Başvuruya konu olan balık tür sayısı 11 tür olup bunlardan biri de lüferdir. Yapılan işlem tüm bu balıkların tanımları, morfolojik, biyolojik ve genetik özelliklerinin tescil edilmesidir. Lüferle ile ilgili tescil kararı ise Ek 8’de yer almıştır. Bu kısımda lüferle ilgili tüm özellikler Su Ürünleri Tescil Komitesinin 2019 yılı olağan toplantısında karara bağlanmıştır. Buna göre lüferin üreme dönemi mayıs-ağustos aylarını kapsadığı ve üreme sıklığının ise yılda bir kez gerçekleştiği ve optimum üreme sıcaklığının ise 15o-25oC olduğudur. En önemli saptama ise dişilerde ilk üreme yaşının 2 yaş ve 26,5cm; erkeklerde ise ilk üreme yaşının ve ilk üreme total boyu ortalamasının 2 yaş ve 31,5 cm olduğudur. Bu konunun hukuki dayanağı ise 18 Ağustos 2012 tarihli ve 28388 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan Su Ürünleri Genetik Kaynaklarının Tesciline İlişkin Yönetmeliktir. Sözü edilen yönetmeliğin amaç ve kapsamı için yapılan tanımlama şu şekildedir. “Bu yönetmeliğin amacı, Türkiye iç su ve denizlerinde yaşayan su ürünleri genetik kaynaklarının tanımlanması, korunması, sürdürülebilir kullanımı, politika ve alt yapı oluşturulması ile ilgili usul ve esasları düzenlemektir”.
Belirtilen ve tescil edilen durumun Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdiği tarih 9 Ağustos 2020’dir. En son ki Ticari Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğin ise yürürlüğe girdiği tarih 11 Ağustos 2024’tür. Bu da Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün araştırmalardan sorumlu olan Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünün üstelik Resmî Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren tescil olayını dikkate almadığıdır. Oysa tescil ettirmek, bir ürün, marka, icat veya herhangi bir oluşumun yasal olarak kaydedilmesi anlamına gelir. Bakanlık bünyesinde gelinen nokta iki genel müdürlüğün uygulama ve düşüncelerinin birbiri ile örtüşmediğidir. Bunun en somut örneği 6/1 numaralı tebliğde lüfer ile ilgili tescilin kesinlikle dikkate alınmadığıdır. Bakanlık bünyesindeki bu uyumsuzluğun altında yatan nedenlerin gün ışığına çıkarılması bir gerekliliktir. Çünkü Tarım ve Orman Bakanlığı ülke balıkçılığı ile ilgili tüm sorunları çözme yeridir, sorunları daha da açmazlara sürükleme ortamı değildir. Bu nedenle Bakanlığın bünyesindeki tüm yapılanmalar arasında ahenk ve uyumluluk esastır. Bu ve benzer konular askıda bırakıldığı takdirde ilgili sektörler verimli yönlendirilemez ve yasal açıdan disiplin altına almada sıkıntıların yaşanması da kaçınılmaz olur.
Türkiye’de balık yetiştiriciliğinin olağanüstü yükselişi
1958-1961 yılları arasında Türkiye’de ilk defa İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümü bünyesindeki Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsü İç Sular Bölüm Şefi Dr. Fethi Akşıray tarafından yapay dölleme yöntemi uygulanarak Abant Gölünde Abant alası (Salmo trutta abandicus) yetiştiriciliği gerçekleştirilmiştir(8-10).
Deneysel olarak denizlerimizde yapılan ilk denizel canlı yetiştiriciliği sünger üzerine olmuştur. Sünger yetiştiriciliği ile ilgili yetiştirme denemeleri 1972-1973 yıllarında yine İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümü bünyesindeki Hidrobiyoloji Araştırma Enstitüsünün Gökçeada Balıkçılık ve Süngercilik Araştırma İstasyonu Yöneticisi Hidrobiyolog Nurettin Gökalp tarafından başarıyla gerçekleştirilmiştir(11).
Türkiye’de ilk kez endüstriyel anlamda denizel canlı üretimi ise 1980-1981 yıllarında Marsan A.Ş. tarafından Çanakkale Boğazı Akbaş mevkiinde İtalyan “Parakete Sal” tipi uygulaması ile midye üretimi hayata geçirilmiştir(12).
Deniz balıkları ile ilgili ilk modern kültür balıkçılığı tesisi ise Urla Ilıca’da 1985 yılında Yaşar Holding bünyesindeki Pınar Deniz tarafından kurulmuştur. Bu tesisin en önemli özelliği onun özel sektörün akuakültür yatırımlarına yönelmelerinde özendirici yönünün olmasıdır(13).
Devlet kuruluşu bünyesinde akuakültür ile ilgili ilk modern deniz balıkları kuluçkahanesi Tarım ve Orman Bakanlığı Bodrum Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü bünyesinde, Türkiye-İtalya hükümetleri arasında yapılan teknik yardım anlaşması çerçevesinde Nisan 1973’te faaliyete geçirilen Güvercinlik Üretim ve Eğitim Merkezidir. Bunu aynı yılın sonlarında Antalya Demre’deki Beymelek Su Ürünleri Üretim ve Geliştirme Merkezi tesisleri izlemiştir.
Söz konusu tesislerin kurulmasından önce özellikle 1980’li yılların başında Türkiye akuakültür konusundaki deneyimsizliği ve deniz balıkları kuluçkahanelerine sahip olmamasının verdiği dezavantajla işin kolayına kaçmış ve doğadan tül ağlarla yavru balık toplanarak besicilik uygulamasına yönelmiştir. Daha sonra ülkesel çapta yapılan bir dizi hatalı uygulamalar ve deneyimler sonrası 1990’lı yıllarla beraber balık yetiştiriciliğinde olumlu uygulamalara yönelinmiştir. Özellikle özel sektörün gerek deniz ve gerekse iç sularla ilgili tesislere ciddi yatırımlar yapması yetiştiricilik yoluyla yapılan balık üretiminin de hızlı artışına neden olmuştur. Yetiştiricilikte 1990’lı yıllarla günümüzdeki üretim seviyeleri karşılaştırıldığında Türkiye’nin sucul ortamda kontrollü balık yetiştiriciliği olarak tarif edilen akuakültürde olağanüstü düzeyde üretimi gerçekleştirdiğidir.
Türkiye’de balıkçılık sektörünün avcılık yapan kesiminin yıllık toplam av miktarında yıllar itibariyle dikkati çeken bir düşüsün önünün alınamadığıdır. Buna karşılık balıkçılığın yetiştiricilik kesiminde ise tam tersine üretimin devamlı artış gösterdiği ve son 4 yılda da avcılıkla elde edilen miktarları geçtiğidir (Şekil. 1)(14). Buna paralel olarak avcılık yoluyla elde edilen balığın TL üzerinden değeri ile yetiştiricilik yoluyla elde edilen balığın TL üzerinden değeri arasındaki makasın aşırı düzeyde artması dikkat çekicidir. Örneğin; 2000 yılında avcılık yoluyla 503,345 ton balık avlanmış ve ederi de 367,840,650 TL’ye, buna karşın yetiştiricilik yoluyla 79,031 ton balık üretimi gerçekleştirilmiş olup bunun ederi de 139,552,050 TL’ye tekabül etmiştir. Avcılık yoluyla yapılan üretimin değeri yetiştiricilik yoluyla yapılan üretime 228,287,700 TL’lik fark atmıştır(14).
Şekil 1. Türkiye’de 2015-2024 yılları içerisinde balıkçılıkta avcılık ve yetiştiricilik yoluyla yapılan toplam üretim miktarı (Ton olarak).
2024 yılında ise 355,995 tonluk avcılıktan elde edilen balığın parasal değeri 22,309,727,710 TL, buna karşın yetiştiricilikten elde edilen miktar ise 577,124 ton olup, bunun da parasal ederi 106,026,648,000 TL olmuştur. Bu kere avcılık ve yetiştiricilikten elde edilen miktarların parasal ederlerinin arasındaki makasın mukayese kabul edilemez şekilde 83,716,920,290 TL farkla yetiştiricilik lehine olduğudur (Şekil 2 a-b)).
Şekil 2 a. Türkiye’de 2015-2024 yılları içerisinde yapılan balık ihracat ve ithalatı
(Ton olarak).
Şekil 2 b. Türkiye tarafından 2015-2024 yılları içerisinde yapılan balık ihracatının getirisi ile yapılan ithalatın götürüşü ABD Doları olarak karşılaştırılması.
Akuakültür ile ilgili flaş oluşumları minyatür ifade ile toparlamaya çalışıldığında karşımıza çıkan tablo şu şekildedir. 2024 yılı itibariyle Türkiye’de değişik kapasitede deniz balıkları üretiminde 557 adet, iç su balıkları üretiminde 1914 adet, toplamda ise 2471 adet kuluçkahanenin aktif olarak faaliyet gösterdiğidir.
2024 yılı itibariyle Ege Denizi 310,705 ton ile yetiştiricilikte başı çekmiştir. Onu sırasıyla 88,905 ton ile Karadeniz, 72,662 ton ile Akdeniz ve 11,078 ton ile Marmara Denizi izlemiştir. 2023 yılında denizlerde yetiştiricilik yapılan en yüksek üretimin yapıldığı il Muğla olup üretimdeki payı %39’dur. Onu %30,2 pay ile İzmir takip etmiştir(15)(Şekil 3 a).
İç sularda 2024 yılı itibariyle yetiştiricilik yoluyla yapılan toplam alabalık üretimi 170,905 tondur. İç sularda 2023 yılında yetiştiricilikte başı %21,3 ile Elâzığ çekmiştir. Onu %18,2 ile Muğla takip etmiştir(15)(Şekil 3 b).
Türkiye’nin 2024 yılında avcılık ve akuakültür yoluyla gerçekleştirdiği toplam balık üretimi 933,119 tondur. Aynı yıl içerisinde 312,630 ton ihracat, buna karşın 120,237 ton olarak ithalat gerçekleştirmiştir. Bu çerçevede ülkemizde tüketilen balık miktarı ise 740,726 ton olmuştur.
Şekil 3 a. Denizlerde yetiştiricilik yapılan önemli iller, 2023 (TEPGE, 2023).
Şekil 3 b. İç sularda yetiştiricilik yapılan önemli iller, 2023 (TEPGE, 2023).
2024 yılında Türkiye 312,397 ton ile 2,015,924,620 Amerikan Dolarına tekabül eden ihracatı gerçekleştirmiştir. Buna karşın 120,237 ton ile 289,264,292 Amerikan Dolarına denk gelen balık ithalatı yapmıştır. Balık ihracatı ile ithalatı arasındaki fark 1,726,660,324 Amerikan Doları olarak ihracat lehine olmuştur.
Not: İkinci Bölüm “Balık yetiştiriciliğinde uzun vadedeki gizli tehlike dikkate alınmalıdır” alt başlığı ile devam edecektir.














