1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Çakır, DTO meclisinin bir yılını değerlendirdi
Çakır, DTO meclisinin bir yılını değerlendirdi

Çakır, DTO meclisinin bir yılını değerlendirdi

Yaklaşık bir yıldır Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanlığı koltuğunda oturan Salih Zeki Çakır, geçen süreçle ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu.

A+A-

 Salih Zeki Çakır ile meclis çalışmalarından, hedeflere, denizcilik sektöründeki envanter çalışmalarından koster filosunun yenilenmesi projesine kadar birçok önemli konuyu konuştuk.

-Yaklaşık bir yıldır Meclis Başkanı olarak görev yapıyorsunuz. Siz uzun zamandır sektörde birçok kurum ve kuruluşun başında çalışmalar yaptınız. Bize meclis başkanlığı sürecinizi değerlendirir misiniz?

Deniz Ticaret Odası seçimlerine yani bu sürece 2012 yılında müdahil olma kararı almıştık. Sonrasında da 24 Kasım 2012’de çalışmalarımızın son halini paylaşmak amacıyla bir manifesto hazırlamış, bunu da yemekli bir toplantı ile kamuoyuna açıklamıştık. Orada özet olarak; “Bu işler böyle geldi, ama böyle gitmesin” dedik. Denizcilik sektörünün geçmişten bugüne her kademesinde, her faaliyet alanında, çok faal ve aktif olarak öğrencilik yıllarım da dahil içinde bulundum. Bir alanla ilgili bilgili olmak için bilgilenmek gerekir. Yani ilgili olursunuz o ayrıdır, ama bilgili olmazsanız hüsnü kabul görmezsiniz. Bu anlamda sektörün, denizciliğin, ilgilendiğim alanlarıyla bilgilenmek şeklinde çalışmalar yaptım. Burada yani DTO gibi kamu kaynağı kullanılan bir yerde; üyelere yönelik faaliyetlerin, odaların kuruluş ve işleyiş gayesine uygun olarak daha etkin ve yetkin çalışması gereğine vurgu yaptım. Neticede bu kurum ve kuruluşlar üyeleri için vardır. Kanun koyucu düzenlemeler yaparak, her sektörde üyelerin hak ve menfaatlerinin en iyi şekilde korunup, gözetilip, öne çıkartılması, hüsnü kabul görmesi için organizasyon kurdu ve de bunlara finans kaynağı verdi. Ben birçok derneğin yöneticisi oldum. Vakıflarda ve derneklerde en büyük sorun kaynak bulmaktır. Yönetim kurulu toplantılarında; “Çalışanların SGK’sını nasıl ödeyeceksin? Kirayı nasıl vereceksin? Şu faaliyetimize sponsor bulsak da, şu organizasyonu yapabilsek” gibi konular konuşulur. İyi durumda olan dernekler de var, ama bizim toplantılarımızın yarısı bu şekilde geçmiştir. Bu ülkemizin gerçeğidir. Odalara geldiğimizde ise, devlet bunlara kaynak ayırmıştır. Bu kaynağı akılcı ve şuurlu bir şekilde üyelerin hak ve menfaatleri gözetilerek ve adil bir şekilde üyelere paylaştırılması, kullandırılması gerekir. Bundan kasıt hepsine para dağıtmak değildir, hizmet götürülmesi anlamındadır konu. Orada adaletin sağlanması esası ile buradaki eksikliğe vurgu yaparak yola çıktık, ana fikrimiz buydu. Burada bir eksiklik gördük ve bir çalışma başlattık.

-Aslında ilginç bir seçim yarışı yaşandı, uzun zamandır görmediğimiz bir yarıştı bu. Sonuçta ipi göğüsleyen sizin birlikte çalıştığınız ekip oldu. Özellikle meclise katılım konusunda kararlı bir tutum sergiliyorsunuz…

İlk dönemde basında, her yerde bunlar konuşuldu. Aldığımız tepkiler, destekler her şey aslında incelenmelidir. İleride tarafsız birisi bunları araştırıp, buradan bir şey çıkartabilir. Bu sürecin nasıl işlediği, faydalı olduğu veya olmadığı, zararlı olduğu taraflar var mı; bunları tartışmakta fayda var. Çünkü bu, ileride böyle çalışmalar yapacaklara da rehber olur. Tabii çok detay var, buralara girmek saatler sürer. Neticede bir seçim oldu. Bir ekip çalışmasıyla özellikle vurguluyorum; ekip ruhuyla 2018 senesinde yapılan seçimlerle önce meclis oluştu. Meclis aritmetiğinden meclis başkanlığı, başkan ve divan; sonra yönetim kurulu seçildi. Komisyonlar oluşturuldu, çalışmalara başladık. Ben birinci yılımda o çalışmaları da, seçim çalışmalarını da üyelerimize anlatırken şuna vurgu yapıyorum: Hesap; ne yaptığımızın hesabını verebilmektir. Ben yetkim ve sorumluluk alanım meclisin çalışması, işleyişi olduğu için o anlamda bir yılda meclis olarak yaptığımız faaliyetlerin ekranda sunumunu da yaptırdım. Geçmişte dikkatimi çekiyordu, bu dönemde bunun olmaması için bir gayret sarf ettim. Meclis toplantılarına katılım konusu… Katılımın belli oranın üzerinde olması önemliydi. Katılım anlamında bir yılın genel ortalaması oldukça yüksek bir oran. Yüzde 85 gibi bir katılımla meclis toplantılarını yapıyoruz. Onun dışında her mecliste özel konular veya odanın bütçe vs. gibi özel gündemleri hariç; her mecliste üyelerin, denizciliğin genel menfaatlerine uygun olan konularda bir konuşmacı davet ediyoruz. Fiilen işin içinde olan yetkililerle denizciliğimizi buluşturuyoruz. Bu da yine geçmişte az yapılan bir çalışmaydı. Bundan sonra da bunu sürdürmeye devam edeceğiz. Katılımı sağlayıp; sektördeki ihtiyaçların, önceliklerin belirlenip, sınıflandırılıp belli bir takvim içinde sorunların çözülmesi yönünde meclisi faal bir şekilde çalıştırmaya gayret ediyoruz. Tabii, “Geldiğimiz nokta ideal mi diye sorarsanız?” değil, derim. Daha yapacak çok iş var. Neticede bu işler tek taraflı olmaz, yani ben meclis başkanı olarak bunları istiyorum ama sekretarya, yönetim kurulu ne kadar istekli ve hevesli olursa bu işi öyle başarırız. Meclis üyelerinin, meslek komite başkanlarının, şubelerin de benzer talepte ve düzeyde olması lazım. Tek taraflı olursak, bu sınırlı kalır. Yani talep olacak, talebin yerine getirilmesinde bir zafiyet oluşuyorsa onun düzeltilmesi için çalışacağız. Talep olmazsa, tek başlı, yukarıdan emrivakiyle bir mesafe almak mümkün değil.

-Meclis çalışmalarından memnun musunuz? Yeterince katılım ve katkı oluyor mu?

İnsanlar halen kendilerini yanlış ifade edebileceklerinden çekiniyor olabilir. Bu nedenle öneri, görüş, tavsiye şeklinde fazla katılım olmuyor. Orada bir eksikliğimiz var. Meclis üyelerine, meclis komite başkanlarına daha çok öne çıkmaları yönünde tavsiyelerde bulunuyorum. Her mecliste de özendirmeye çalışıyorum, burada bir eksiklik yaşıyoruz. Bir seçimle gelip birtakım vaatlerde bulunuyorsunuz. Onlar hüsnü kabul görüyor, insanlar teveccüh ediyor oy veriyor, bu kurullar oluşuyor, görevlere geliyorsunuz. Sonrasında oy veren oyunun peşinde olmazsa, yani söylenenleri, konuşulanları takip etmezse ve sorgulamazsa bir kısır döngü başlar. Çok şey değişmemiş olur. Biz ne dedik en başında? Böyle gelmiş, ama böyle gitmesin... Devletin sağladığı bir imkan var. Ben bunun önemi anlaşılsın diye 2012’den beri şöyle anlatırım; devlet isteseydi eskiden beri bu kaynağı Kızılay’a, fakir fukara kurumuna, Sosyal Güvenlik Kurumu’na verebilirdi. Ama Deniz Ticaret Odası üyelerine bunu verdi ki, bu oluşan kurumsal işleyişle üyelerden gelen sorunların çözümlerini, büyüme potansiyellerini ortaya çıkaracak çalışmalar yapıp; bunlar için faydalı, sonuca yönelikçalışmalar yapılsın ve sonuç alınsın, bunlar da paylaşılsın. Bunlar tam olmuyorsa, bir eksiklik var demektir. Bu tam olarak istediğim seviyede değil. Seçim olalı 1,5 sene oldu. Önümüzdeki dönem daha iyi sonuçlar alacağımızı düşünüyorum.

-Yani rutin bir meclisten çok çözüm üreten, ufuk açan bir meclis olmasını istiyorsunuz…

Takip edenler söylüyor, ama ben meclisi biraz daha üst seviyede görüyorum. Yani rutinin dışına çıkarak, olması gereken şeylerin dışında daha makro konuların konuşulduğu, görüşlerin ortaya konulduğu, önerilerin yapıldığı bir platform şeklinde olmasını istiyorum. O anlamda eksikliğimiz var. Bu noktada benim ve birkaç kişinin zorlaması yeterli değil. Meclis üyelerinin ve komitelerin de daha etkin olması gerektiği taraftarıyım. Orada tabii odaların seçim ve komitelerin yapısından kaynaklı sorunlar da var. Yani her komitede potansiyeli, kapasitesi, yetkinliği olan arkadaşları sektörden seçtiremiyorsunuz. O noktada, “o orada olursa, o komite seçilir” yapısı var. Bu yapı da sağlıklı değil, bu yapının da değişmesi lazım.

-Sizce istediğiniz gibi artık daha demokratik ortamda işler yürüyor mu?

O kesin. Dediğim gibi tek taraflı olmamalı. Geriye dönüp taranırsa, ilk meclis açılışında yani seçim sonrası yaptığım teşekkür konuşmasında çok net olarak söyledim. Bunu ben titizlikle uyguluyorum. Meclisin bir organı olan yönetim kurulu da, buna büyük oranda uyuyor. O anlamda bir ayrımcılık yok. Bazen yanlış anlamaya sebebiyet veren bir iki uygulama olsa da, genel olarak komisyonların oluşmasında, oradaki görevlendirmelerde hep birlikte buna riayet ediyoruz. Meclise gelen bir sorunun üzerine gidilmesi noktasında hiç kimse tersini söyleyemez. Yanlış anlaşılmasın ama bazen de tam tersi daha fazla itimat gösteriyorum. Değerlendirme yapmıştık; bu kürsüde konuşulanlar boşlukta kalmayacak. Birisi bir şey söylediyse, eleştiri yaptıysa, bir öneride bulunduysa, değerlendirme yaptıysa, bir soru sorduysa bir iki istisna dışında özel durum hariç onu takip edip, dönüş yapıyorum. Kısmi olarak yönetim kurulu başkanı cevaplıyor, ama eksik kalan kısmını sorunun giderilmesine yönelik takip ediyoruz ve bilgilendirme yapıyoruz. Bu anlamda da biz yönetim olarak, sektörü tabiri caizse kucakladığımızı düşünüyoruz. Ama bu; her görüşü benimsediğimiz, her söyleneni tasvip ettiğimiz anlamına gelmez. Bu işin doğasına aykırıdır. Aykırı görüşler de olacak, demokrasinin gereğidir. Meclis kürsüsünde de bir kere söylemiştim; bu odada demokrasi vardır. Herkes her istediğini söyler, ama denileni yapar.

-Mecliste görev alanların büyük kısmı ilk defa Meclis’e girmiş kişiler. Komitelerde de öyle… Bu çalışmaları nasıl etkiliyor?

Bu konu biraz kendini yetiştirmekle de alakalı. Seçilen arkadaşlar kendilerini geçici görüyor. Geçmiş dönemlerde ben de onu yaşadım. Bir mahalle baskısı hissediyorsunuz. Bana da yapıldı geçmişte. Haddini bildirme, yani yönetimi eleştirmeye yönelik, yapılan işlere farklı açıdan bakmak gibi. Aykırı bir ses, biraz sivri, biraz eleştiri yapıp, dozunu arttırdığınızda orada karşılaşılan muameleler var. Meclisin yüzde 80’i bunları bilmiyor, yeni geldiler. Kıdemli meclis üyeleri için geçerli bu… Bir de, hazırlanıp gelmek gerekir. Meclis üyesi olmak, bütün o süreçlerden geçip böyle bir ortamda bulunmanın önemini bilmek, anlamak lazım ve ona göre de hazırlanmak, ders çalışmak gerekiyor. Çünkü bu görevler, yarın başka görevlerin de kapısını açar. Bugün meclis üyesisin, yarın yapacağın çalışmalarla meclis başkanı olursun. Artık seçim var, yani bundan sonra bu sistemin geriye döndürülmesi zor. Hakkaniyetli şekilde, adil bir seçim ortamı olmadı. Yani ilgi olmadı, talep gelmedi. Üyeyle oda yönetimi arasında bir kopukluk vardı. Şimdi o kalktı, iki seçimde o aşıldı artık. Bundan sonra çalışan, kendini beğendiren, yaptığı işlerle kendini gösterebilen; fikri, görüşü, önerisi, projesi olan kazanmalı. Yani önce proje sahibi olacaksın...

-İdare ile çalışırken de projenizin olması önemli değil mi?

Sosyal işlerle her zaman çok ilgilendim. Başkan olmadan önce de sivil ticaret odası gibi çalıştım. İdaremizde bir şekilde tanıdıklarımızın olması, sorunları hep bana taşıdı. Bu durum sorunları daha detaylı anlamama, sektörü geniş anlamda tanımama faydalı oldu. Yani birisi taleple, şikayetle veya bir öneriyle geliyorsa; biz de mahcup olmamak için şöyle bir bakıyoruz. Bir şey talep ettiğinizde altının dolu olması, karşınızdakini inandırmanız lazım, yani projeniz olmalı. Özellikle kamudan bir şey isterken, projeniz olmalı. Projenin de gerekçeleri sağlam olmalı ve sınırlı bir zümreyi değil, geneli ilgilendirmeli. Kamu buna da bakar. Geçmişte belki birtakım istisnalar olmuştur, ama bir talep yapıldığında onun kime, ne kadar yarayacağı, ülkeye faydalı olup olmayacağı ile ilgili soru işaretleri olmamalı kafalarda.

Yarın: Bakanlıkta denizciliğin adı yok

Vira Haber

Bu haber toplam 3916 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.